Pazar günü sabahı 11:00'de telefonum çaldı. Telefonun diğer ucundaki arkadaşım:

- heyyy, niye facebook'ta yoksun? deyince anlamadım...

Facebook'ta olmak Tanrı'nın "ol" deyip yaratması gibi birşey miydi ?

Çoktandır yazmak istiyordum bu değerli site hakkında... Facebook zamazingosu bir süredir moda... tabii yurdum insanının yüksek bilgi, kalite ve kültüre sahip bir kesimi tarafından, günlük vakit geçirme ve yeni avlanma merkezi olarak faaliyet sürdürüyor..... Chat’leşmek sıkıcı olmaya başladı tabii, chat yaparken sevişenler ve birbirlerine en nadide organlarını gösterenler de bir yere kadar heyecan verdi.... eeee her gün bal kaymak da sıkıyor insanı...

Facebook, chat chat de chata chata'nın türevi..... Hedef kitle farklı... Masumiyetini kazanıyosun yeniden orada.... İlk ortaya çıkışı gayet fonksiyonel ve yararlı aslında... Harward’lı bir öğrenci, okul içindeki iletişimi sağlamak için kurmuş... Ama bu site de pazarlamanın bol sıfırlı yeşil dolarlarından nimetini alınca azıııııcık amacından sapmış.... Albüm tanıtımı yapan dansöz biliyorum, TV'de çıktı... Ama böyle olsun zaten memleketin hali, ben 3-5 kişiyi başıma toplayıp, dinleyip dinleyip gülüyorum bunları.... Evet herşeyin bir modası var, 1-2 yıl önce tabu diyaloglarına çok gülerdim.... Şimdiki eğlencem facebook. Üye olduğunu önceleri gururla söyleyen, daha sonra inkar etme temayülü gösteren bir grup da var..... O konuya ayrıca bakmak lazım...

İlkokuldaki arkadaşlarını buluyorsun, sonra ortaokuldaki, lise, okuduysan üniversite, manavsan kabzımanları, tellaksan keselediğin müşteriyi, bakkalsan zamanında senden çatapat almış ama şu günlerde eşşoğleşşek kadar olmuş bebecikleri, frankie'ysen johnny'yi, hayrat sahibiysen duacılarını, mezarcıysan ikinci hayattakileri, anneanneysen dedeni, amcaysan halanı, yengeysen görümceni.... v.s. v.s..... liste uzayıp gidiyor.... yani herkesi buluyorsun....

Tamam buluyosun.... buluyosun da, ne oluyo? Bu sorunun cevabını bulamıyorsun..... Niye buluyosun bi kere? Nedir diğer insanların özel yaşamına olan merakınız, ne yaptığı, kimlerle arkadaşlık ettiğinden size ne?

Ben şahsen yıllardır görmediğim ve tanışmaya dahi nail olamadığım birinci derece akrabamı aramıyorum, merak da etmiyorum....

İlkokuldaki sümüklü Ali'nin ve sidikli Ayşe'nin büyümüş ve dünyanın bin türlü derdine bulanmış halini görüp ne yapacağım....

"Ayyyy! kontağım koptuydu onlarla, çok merak ediyorum n'ooooldular acaba?"

Cevap: Ali burnunu silmek için kağıt mendil kıçını silmek için tuvalet kağıdı kullanmayı askere gittiğinde öğrendi, şu günlerde prezervatifi kafasına mı taksın ayağına mı kararını vermeye çalışıyo, Ayşe de artık donuna işemiyo, tekstilci bi kocaya vardı, işese de adamın bütçeye koymuyo, üç de çocuk doğurdu, mahallenin kokana karılarıyla altın gününde vakit geçiriyo. Dizaltı, bol ve arkadaki yırtmacı düzgün oturup kalkmayı beceremediğinden ikiye ayrılmış vaziyetteki eteği, kafasındaki özenti röfle ve ojesi yarıya inmiş tırnaklarıyla mutlu mesut yaşıyor. Hala talebe donu giyiyo, o da geçmişine senin kadar bağlı anlayacağın...

Net mi? Anlaşıldı mı? Hidayete erdin mi?

Artık merakını da nihayetlendirdiğimize göre, n'apacaksın Ayşe ve Ali'yi? bir sonraki eylem planın nedir?
"Hadi bütün arkadaşlar bi araya toplanalım. Siyah önlüklerimizi giyelim, beslenme çantalarımızı hazırlayıp eski okulumuzu ziyarete gidelim".... mi?

"Ali demek saçların döküldü, karın da seni boynuzladı öyle miiiii? Ha bi de üstüne üstlük kız kardeşin de o............ oldu, öyle mi? göbeklenmişsin be oğlum.... kıllar kadayıfa döndü ama ben hala eski arkadaşlarımı arıyorum..... ayrıca golf oynayıp at biniyorum, detoks yaptırıyorum, kokteyl veriyorum, her yıl 5 kere avrupa'ya gidiyorum, yazın tatil köylerine gidip animatörlerle havuzda soytarılık yapıyorum, villa yaptırıyorum, yoga ve meditasyon vazgeçemediklerim..... örnek al beni ali... yaşam ikonuyum ben.

"Yarın Abdülcabbar, ondan sonraki gün Kudbettin'le randevum var. Hatırlarsın Kudbettin'i, hani uzun eşek oynarken pek bi hevesle üzerine bindiğim arkadaş, annesi bana bi kere mantı açtıydı, hiç unutamam, unutmadım, unutmayacağım. bu yüzden de facebook'a kaydoldum, vefalı bi insanım ben... Hayat güzel.... Dolca Vita kuşum.... Gelecek ay da beni doğurtan Ebe Hatice'yi bulucam facebook'tan... İlk aşkım Karakaçan ve Karaköy eşrafından Zübeyde de bulacaklarım arasında.... Bugünlere geldiysem işte bu saydıklarım sayesinde geldim. Boş hayatım renklendi beee, büyük şehir bireyselleştirmişti beni, kopmuştum bağlarımdan..."

Çünkü sen zaten bireyselleşmeyi öküzleşmekle bir tutuyorsun evladım. Birey olamamışsın ama iyi öküz olmuşsun (hatta doğmuşsun mu demek lazım). Erdin mi muradına? Bütünledin mi, güncellendin mi kendini? Egon tavana yapıştı mı yurdumun Türk enteli?

N'oolucak zaten, memleketin insanına ne oluyorsa ona da o oluyor işte.... Neyi merak ediyosun?
Yazıya gelebilecek karşı cevap niteliğindeki yorumlar:

"Çok kalpsizsin Seçiiiiilll, gerçekteeeenn.... onlar benim geçmişim, insan hiç geçmişini inkar eder miiii? Ayrıca zevkler ve renkler tartışılmaz tamam mı? Ayrıca snobsuuun, ukalasııııınn.....

Tamam canım tamam, senin dediğin gibi olsun.. Diyelim ki öyleyim; en azından dangalak ve çapsız değilim canım. Aman sen geçmişini inkar etme, bul da konuş bakalım, önünde bi metre göbekle dolaşan Ali'yi ve geriye doğru hayli genişlemiş olan Ayşe'yi...

Karşı komşunu tanımazsın, ölse bi bardak su vermezsin ama eski dostlarını buluyorsun....

Merak buyuruyorsan kalpsiz malpsiz değilim, sevenim de sayanım da yerinde, seninkilerden daha eski dostlarım da var. Hem olmasa n’olur zaten, Facebook’ta geçmişimi, diğer sanal sitelerde “beyaz atlı prens ya da prenses” aramak için gerekçe midir? Kalbim de yerinde aklım da, ama facebook'taki yerimi alamadım bi türlü, senin kadar sevgi kelebeği de olamadım, kanat çırpamadım pozitif dünya üzerinde, olamam da bu saatten sonra.... Kalbim 40 odalı bir konak değil, herkese bir oda açamıyorum...

Internet ortamcıları için magazinsel yaklaşımla yaklaşılan en büyük dost site facebook. onlar için bir “yan konu” değil, modası geçinceye kadar tek ve asıl gerçekliktir. Hayatı takip ettiklerinin ve gerisinde kalmadıklarının saf ispatıdır. Facebook bir gerçektir, gerisi tufan... Eski dostların da yeri başkadır zaten Ben bilemedim o eski dostların yerinin neresi olduğunu, bilen varsa göstersin. Facebook’a tanımlı bir koordinatta virütik yaşamlarını sürdürüyor olabilirler mi? Yeri başka dediğin bu mu?

Ortak konunuz çocukluğunuz olduğuna göre, aynı yerden devam etmek üzere misket alıp bahçeye inin, sonra da eve çıkıp amcalarınıza geleceğinizdeki cumhuriyetin cumhurbaşkanını, pipinizi gösterin. Dönün çocukluğunuza dönün... Siyah önlüğünüzü, kısa şortunuzu giyin, beslenme çantanızı alın elinize ve geçmişinize dönün. Yoldan sapmadan direkt devam edin, annenizin uygun organlarından yol alarak portakalda vitamin olmaya kadar ilerleyin.... Sonra da bi zahmet bu taraflara bi daha dönmeyin, en azından bu prematüre halinizle....

Evet, yokum facebook'ta.... Nedenini kör göze parmak sokar gibi "okuyucuya mesajla" anlatmaya gerek yok herhalde....

Ayyyy, yine topluluğu eleştirdim galiba, huyum kurusun.....

Tavsiye edilebilecek “banal” ve bir o kadar da “sıkıcı” bir kitaptan bahsedecektim ama neyse...

Kökünü ve geçmişine gerçekten o kadar bağlı olduğunu iddia edenler için idi tavsiyem....

Şu günlerdeki daha önemli konu İlhan Selçuk’un sabahın 04:30’unda evinden gözaltına alınmak üzere götürülmesi... Ama kafana takma canım... “Never mind” yani.

facebook'ta yokum, msn adresim yok, chat yapmayı bilmem, eksikliğini de görmedim... Ne "Secret" ne de "Çılgın Türkler"i okumadım.... Yolu facebook ve chat’ten geçen herkesle bi gün bir yerde karşılaşma ihtimalim de yok... Gördüğünüz gibi olabildiğine sıkıcıyım....

Son olarak, bir kesim insana selam göndermek istiyorum.... kime mi?

Alabildiğine sığ yaşamayı felsefe edinmiş, yolu facebook'tan geçen tüm sevgi kelebeklerine...


26 Mart 2008, 23:15

Seçil SÖKMEN