Telaşla Çizilen Resimler
- Yazan Zühre Meryem Kaya
- Yayın Tarihi 03/30/2008
- Yaşam
-
Değerlendirme:




Zühre Meryem Kaya
ve insan öğrenmeyi öğrendi. Bir bir keşfetti hayatın karelerini. Bu keşifte yaralandı, canı acıdı; ama öğrendi İnsan olmak, evrenin içinde bitimsiz bir sevdanın sureti olmaktı. Bu bitimsiz sevdayı yüreğinde taşıyan insanoğlu; nefes almayı, hayata güçlü köklerle bağlanmayı, cesur olmayı, umutlanmayı, neşeyi ve sabrı öğrendi. Öğrendiklerini ve keşfettiklerini güncesinde biriktiren insan, bir sabah keşfedemediklerinin merakıyla uyandı. Evrenin içinde, bitimsiz bir sevdanın sureti olduğunu unutarak.
Zühre Meryem Kaya tarafından yazılmış tüm yazılarTelaşla Çizilen Resimler
Acıyan bir yanım var, derin izlerim, telaşla çizilen resimlere gizlediğim; yorgun, grileşmiş bir hayat sürmekteyim. Tek isteğim biraz güneş ışığı toplamak ve bir avuç papatya ile ısınmak. Karanlık bir gölgenin ardına sığınmadan, önce kendime itiraf edip, onun güneşim olduğunu. Sonra ayaklarımı yere tüm gücümle basıp, toprağa inatmış gibi kök salmak bu sevdaya ve güneşe yaprak açmak. Telaşla çizilen bir resme gizlediğim göğe yükselen bir çiçek değil, bu gece sevdaları çiziyorum içime ve yaprak açıyor. Duyuyor musun içimde sevdan büyüyor?
Biri bir avuç mavi koymuş olmalı maviliğin ortasına bir yerlere. Oysa denizi halen beraber görmedik. Bense, denizi ilk kez bu kadar mavi görmüştüm ömrümde. O an sırılsıklam ıslanmak geçti içimden. Kuru bir yaprak gibi bu düşünce düştü içimden...
Yeşil bir yaprak düşledim dün gece düşümde. Bir yıldız gibi düştü içime ve ne zaman yeşil bir yaprak düşse içime; içimden bir kelebek kozası gibi sığınmak gelir içine. Oysa tavanı sapsarı bir hayat yaşıyorum. Sonbaharlara direk atan yüreğim sarı hüzünler taşıyor içinde... İçim üşüyor, dışım ayazlarda en çok görmek istediğim bildik bir sima. Yağmurlarda kalmış bildik simalarda. Sus ne olur, kimseler duymasın arkanı dönüp giderken ağladığını… Görmek istemem yeşil bir yaprakken sarardığını. Bak karşındayım bir kelebek olmam için yeşil bir yaprak vaat etmiştin bütün cesaretim ve aşkımla çıktım geldim. Şu an hayatın en can alıcı noktasındayım. Biliyorum, burada durmalıyım. “Gelemezsin…” dedin. İşte geldim. Kalmam için savaşmadın. Susman, kalmamı daha da anlamsızlaştırıyor. Şu an ne varsa sana dair bir parça anlamsız. İçimi içinden alıp gidiyorum. İçine bir kelebek kozası bırakıyorum. Gün gelip kanatları açıldığında yani baharlarda yeşilin tam ortasında, yüreğine bir kelebek kanadı dokunduğunda ne olur geriye dönüp bakma!
Bir simanın yeşil bir göle vuran aksi gibi düştün aklıma; öylesine sade, savunmasız ve duru… Sarı bir yaprağın düşüşüyle savrulup dağıldı içimde ki yansıman. Yani bir suyun tam ortasına düşen yapraktın. Bense, dağılan su halkalarının içinde döne döne uzaklaşıyordum senden. Oysa tam ortada sen vardın.
Uzaklaşmışlığımla yaşarken günler günleri kovaladı ve ben şu an, dar bir pencere ağzında, kendini kaldırımlara eş tutmuş karın hesabı tutulmaz soğuğunu izliyorum. Bir dağ eteğinde oturmanın yalan yanlış mutluluğuyla avunurken halen şöyle kara karşı içilen bir bardak sıcaklığın mutlu gevşemesini dahi bilmiyorum. Ne yazık, ne yazık, ne yazık…
Ne yazık diye başlıyorum birçok yazıma. Oysa bugün içimden yazı yazmak dahi gelmiyor. Biraz nefes almak, biraz donmak, biraz durmak istiyorum hayatın bu karesinde. Zaten çok uzun zamandır bir alınganlık var ellerimde ve yüzümde. Sıcak bir ıhlamur tadı dağılırken havaya, eriyen her bir şeye ifademi ekliyorum. Dağılan kar tanelerinin içinde savrulan alınganlığımı görmek istiyorum. Sense gitmek istiyorsun! Her şeyin içinden geçip gitmek kolay... Ben, inadına kalıp biriktirmek istiyorum yanılgılarımı. Dal uçlarına ulaşan kar suları gibi diriltmek sevdamızı.
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com
Biri bir avuç mavi koymuş olmalı maviliğin ortasına bir yerlere. Oysa denizi halen beraber görmedik. Bense, denizi ilk kez bu kadar mavi görmüştüm ömrümde. O an sırılsıklam ıslanmak geçti içimden. Kuru bir yaprak gibi bu düşünce düştü içimden...
Yeşil bir yaprak düşledim dün gece düşümde. Bir yıldız gibi düştü içime ve ne zaman yeşil bir yaprak düşse içime; içimden bir kelebek kozası gibi sığınmak gelir içine. Oysa tavanı sapsarı bir hayat yaşıyorum. Sonbaharlara direk atan yüreğim sarı hüzünler taşıyor içinde... İçim üşüyor, dışım ayazlarda en çok görmek istediğim bildik bir sima. Yağmurlarda kalmış bildik simalarda. Sus ne olur, kimseler duymasın arkanı dönüp giderken ağladığını… Görmek istemem yeşil bir yaprakken sarardığını. Bak karşındayım bir kelebek olmam için yeşil bir yaprak vaat etmiştin bütün cesaretim ve aşkımla çıktım geldim. Şu an hayatın en can alıcı noktasındayım. Biliyorum, burada durmalıyım. “Gelemezsin…” dedin. İşte geldim. Kalmam için savaşmadın. Susman, kalmamı daha da anlamsızlaştırıyor. Şu an ne varsa sana dair bir parça anlamsız. İçimi içinden alıp gidiyorum. İçine bir kelebek kozası bırakıyorum. Gün gelip kanatları açıldığında yani baharlarda yeşilin tam ortasında, yüreğine bir kelebek kanadı dokunduğunda ne olur geriye dönüp bakma!
Bir simanın yeşil bir göle vuran aksi gibi düştün aklıma; öylesine sade, savunmasız ve duru… Sarı bir yaprağın düşüşüyle savrulup dağıldı içimde ki yansıman. Yani bir suyun tam ortasına düşen yapraktın. Bense, dağılan su halkalarının içinde döne döne uzaklaşıyordum senden. Oysa tam ortada sen vardın.
Uzaklaşmışlığımla yaşarken günler günleri kovaladı ve ben şu an, dar bir pencere ağzında, kendini kaldırımlara eş tutmuş karın hesabı tutulmaz soğuğunu izliyorum. Bir dağ eteğinde oturmanın yalan yanlış mutluluğuyla avunurken halen şöyle kara karşı içilen bir bardak sıcaklığın mutlu gevşemesini dahi bilmiyorum. Ne yazık, ne yazık, ne yazık…
Ne yazık diye başlıyorum birçok yazıma. Oysa bugün içimden yazı yazmak dahi gelmiyor. Biraz nefes almak, biraz donmak, biraz durmak istiyorum hayatın bu karesinde. Zaten çok uzun zamandır bir alınganlık var ellerimde ve yüzümde. Sıcak bir ıhlamur tadı dağılırken havaya, eriyen her bir şeye ifademi ekliyorum. Dağılan kar tanelerinin içinde savrulan alınganlığımı görmek istiyorum. Sense gitmek istiyorsun! Her şeyin içinden geçip gitmek kolay... Ben, inadına kalıp biriktirmek istiyorum yanılgılarımı. Dal uçlarına ulaşan kar suları gibi diriltmek sevdamızı.
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com
Sesini Duyur
Yorumlar
Yorum #1 (Gönderen serhat)
Değerlendirme:








yine guzel bir yazi ile karsimizdasin. herkesin anlayabilecegi sade bir dil kullanmak ama ondan otesi her kisinin aklindan yada icinden gecen duyguları yasanilan anlari boyle guzel cumlelerle anlatabilen birkac kisiyle karsilastim bu dunyada ve inanin siz onlardansiniz ve cok sanslisiniz. kiymetini bilin bence. ayrilik acisi hatta birseyleri paylastiginiz bir kisinin sizi belemediginiz bir anda birakip gitmesi ne kadar acidir hepimiz biliriz. hele de birseyler paylastiktan sonra. ama yazinizin en hosuma giden tarafi benzetmeleriniz ve onlari ne kadar guzel cumleler icinde kullanmaniz. yazi icin tesekkurler yenisini heyecanla bekliyorum...
Yorum #2 (Gönderen çağrı)
Değerlendirme:








yazıLarın çok güzel meryem abla çok anlamlı okudum bazılarını hepsini okucam ama. sözlerin çok anlamlı başarılar ablA ..!
Yorum #3 (Gönderen Aşir ÇALIŞKAN)
Değerlendirme:








Kar suları soğuk olur ama hayat verir dal uçlarına,yeni filizler doğar o soğukluğun içinden,o kadar soğuktur ki tam dondum dam bittim der,belkide bir daha açmamanın telaşına kapılırsın soğuğun acısı ile ama tam tersine bu acı yeniden açmanın yeniden filizlenmenin habercisidir.
İşte artık yeniler acı olur senin için aslında sondan başka bir şey değildir yeni ... ama düzen budur ya yeni ve son ne kadar farklı ve uzaksa o kadar birbirlerine benzer ve yakındırlar ...
Meryem yazında karamsar biz yüz görmenin ezikliğini ve arkadaşıma bunu yakıştıramamanın acısını yaşıyorum şu anda ... umarum yanlış hissediyorumdur.
Tebrikederim.Sencal
Yorum #4 (Gönderen Bahar)
Değerlendirme:








bir inası hayatın merkezine koyup ondan dağılan su halkaların içinde dönerek uzaklaştığı hissetmek eminim canınızı çok yakmıştır. ama buna rağmen yazıda bir dinginlik ve aşkla drilmek hakim. yanılgılara rağmen gideni çağıran bir yazı. Bu kadar güçlü bir aşkla sevilen adam eminim bunu bilir ve hiçbir yere gitmemiştir. ayrıca her şeyin içinden geçip gitmek... işte o daha zordur.