Telaşla Çizilen Resimler
Acıyan bir yanım var, derin izlerim, telaşla çizilen resimlere gizlediğim; yorgun, grileşmiş bir hayat sürmekteyim. Tek isteğim biraz güneş ışığı toplamak ve bir avuç papatya ile ısınmak. Karanlık bir gölgenin ardına sığınmadan, önce kendime itiraf edip, onun güneşim olduğunu. Sonra ayaklarımı yere tüm gücümle basıp, toprağa inatmış gibi kök salmak bu sevdaya ve güneşe yaprak açmak. Telaşla çizilen bir resme gizlediğim göğe yükselen bir çiçek değil, bu gece sevdaları çiziyorum içime ve yaprak açıyor. Duyuyor musun içimde sevdan büyüyor?
Biri bir avuç mavi koymuş olmalı maviliğin ortasına bir yerlere. Oysa denizi halen beraber görmedik. Bense, denizi ilk kez bu kadar mavi görmüştüm ömrümde. O an sırılsıklam ıslanmak geçti içimden. Kuru bir yaprak gibi bu düşünce düştü içimden...
Yeşil bir yaprak düşledim dün gece düşümde. Bir yıldız gibi düştü içime ve ne zaman yeşil bir yaprak düşse içime; içimden bir kelebek kozası gibi sığınmak gelir içine. Oysa tavanı sapsarı bir hayat yaşıyorum. Sonbaharlara direk atan yüreğim sarı hüzünler taşıyor içinde... İçim üşüyor, dışım ayazlarda en çok görmek istediğim bildik bir sima. Yağmurlarda kalmış bildik simalarda. Sus ne olur, kimseler duymasın arkanı dönüp giderken ağladığını… Görmek istemem yeşil bir yaprakken sarardığını. Bak karşındayım bir kelebek olmam için yeşil bir yaprak vaat etmiştin bütün cesaretim ve aşkımla çıktım geldim. Şu an hayatın en can alıcı noktasındayım. Biliyorum, burada durmalıyım. “Gelemezsin…” dedin. İşte geldim. Kalmam için savaşmadın. Susman, kalmamı daha da anlamsızlaştırıyor. Şu an ne varsa sana dair bir parça anlamsız. İçimi içinden alıp gidiyorum. İçine bir kelebek kozası bırakıyorum. Gün gelip kanatları açıldığında yani baharlarda yeşilin tam ortasında, yüreğine bir kelebek kanadı dokunduğunda ne olur geriye dönüp bakma!
Bir simanın yeşil bir göle vuran aksi gibi düştün aklıma; öylesine sade, savunmasız ve duru… Sarı bir yaprağın düşüşüyle savrulup dağıldı içimde ki yansıman. Yani bir suyun tam ortasına düşen yapraktın. Bense, dağılan su halkalarının içinde döne döne uzaklaşıyordum senden. Oysa tam ortada sen vardın.
Uzaklaşmışlığımla yaşarken günler günleri kovaladı ve ben şu an, dar bir pencere ağzında, kendini kaldırımlara eş tutmuş karın hesabı tutulmaz soğuğunu izliyorum. Bir dağ eteğinde oturmanın yalan yanlış mutluluğuyla avunurken halen şöyle kara karşı içilen bir bardak sıcaklığın mutlu gevşemesini dahi bilmiyorum. Ne yazık, ne yazık, ne yazık…
Ne yazık diye başlıyorum birçok yazıma. Oysa bugün içimden yazı yazmak dahi gelmiyor. Biraz nefes almak, biraz donmak, biraz durmak istiyorum hayatın bu karesinde. Zaten çok uzun zamandır bir alınganlık var ellerimde ve yüzümde. Sıcak bir ıhlamur tadı dağılırken havaya, eriyen her bir şeye ifademi ekliyorum. Dağılan kar tanelerinin içinde savrulan alınganlığımı görmek istiyorum. Sense gitmek istiyorsun! Her şeyin içinden geçip gitmek kolay... Ben, inadına kalıp biriktirmek istiyorum yanılgılarımı. Dal uçlarına ulaşan kar suları gibi diriltmek sevdamızı.
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com