Sesini Duyur: online gazete - http://www.binbirfikir.com
Mahkum
http://www.binbirfikir.com/articles/1039/1/Mahkum/Sayfa1.html
Göksel Gülensoy
Hayallerime saygı duyduğun sürece "BEN" varım... 
Yazan Göksel Gülensoy
Yayın tarihi 04/13/2008
 
Diğer bir mahkûmsa; kadın ticareti yapıyor ve mahkûmlar arasında da sevilen ve sayılan bir kişi oluveriyordu..

Dejenerasyonun ayyuka çıktığı bir nokta burası
YARI AÇIK CEZAEVİNDE;
GÜNEŞE, DENİZE VE HAYATA KARŞI…

Hayatımın en ilginç dönemini; yarı açık bir cezaevinde 200.000 kişi ile geçirdim. Uzunluğu Doğu’dan Batı’ya 226, Kuzey’den Güney’e ise 96 km. idi. İnsanlar burada kadın, erkek, çoluk çocuk bir arada yaşıyorlardı ve bu ceza evinde her şey serbestti. … Bu serbestlikte insanlar o kadar dejenere olmuşlardı ki aklınıza ne geliyorlarsa yapılıyordu. Uyuşturucu, kadın ticareti, kumar… Daha ötesi de var ama şu an sadece bunları aklıma getirebiliyorum. Bu satırları okurken sizler “Böyle ceza evinde bende yaşarım” diyorsunuzdur. Buna eminim…

Burada yaşayan insanlar bu durumları o kadar çok benimsemişler ki onlara sıradan ve olağan geliyordu. Hatta bazı mahkûmlar “Bende bir zamanlar uyuşturucu taşıdım. Bir iki paket taşıdıysam ne olmuş!” diyip hayatına devam ediyordu. Bu ticaretten kazandığı para ile cezaevinin en ünlü araba satıcısı oluveriyordu.

Diğer bir mahkûmsa; kadın ticareti yapıyor ve mahkûmlar arasında da sevilen ve sayılan bir kişi oluveriyordu. O kadar seviliyor ki ceza evinde kendisini ziyaretine gelen ve içerdeki isteyen tüm mahkûmlara “azıcık para” karşılığında Rus, Romen, Ukraynalı kadınları pazarlıyordu. Aradan vakit geçiyor ve bir bakıyorsunuz önce genel müdür, sonra milletvekili olmuş… Aaaaa bir de bakmışsınız bakan… O bizim mahkum, neydi ismi ?? Her neyse…

Bu cezaevinin diğerlerinden bir farkı da burada Cumhurbaşkanımız, Başbakanımız vardı…. Hatta biz mahkûmlar onları kendi aramızdan seçiyorduk. Ne yapalım… Sıcaklardan ne yaptığımızı bilmez haldeydik.


Bir de burada hepimizin kiralıkta olsa, satın da alsak birer evlerimiz vardı. Kirada oturanların başı hep derde girerdi. Hatta bir bayan mahkûmun kiralık evine (yani oturduğu evine) kendisi evde yokken, ev sahibi bir gün kapısını açarak içeri giriyor. Yanlış yazmadım… Ev sahibinin kiraladığı evin içine kiracısına sormadan girebilme özgürlüğü var. EEEE burası böyle bir yer. Kiracı eve gelip ev sahibini evinde görünce şöyle bir cevapla karşılaşıyor. “… Görmen ama misafirciklerim gelmiş, onlarla otururuk balkoncuğunda, daha ne isten!” der ve yüzünü kızartmadan işlerine devam edebilme özgürlüğüne kendi içlerinde sahiptirler. . Hatta bu olay gazetelere bile yansımıştı.

Daha önce de söyledim ya dejenerasyonun ayyuka çıktığı bir nokta burası. Bir gazete düşünün ve bu gazetenin Pazar günleri çıkan ekinde yayınlanan ve cezaevi halkı tarafından büyük beğeni ile izlenen köşesi var. Burada yazılanlar aklınızın ucuna bile gelmez. Buradaki olay şu. Evliyseniz ve karınız sizi aldatıyor ise veya gizlice tatlı bir kaçamak yaptınız. Bu köşede bunları okuyabilirsiniz… Evet evet yanlış okumadınız. Yazılar içerisinde öyle ipuçları veriliyor ki” aaa bu benim karım” veya “bu benim kocam” diyebiliyorsunuz. Sonra mı? Kocaman bir hiç… Hayatınıza devam ediyorsunuz…. Ne olmuş yani eşiniz sizi aldattı ise…

İnsanlar tembelliklerinden okumuyorlar ama inatla gazete çıkarıyorlar. Daha ilginç olanı bu cezaevinde 6 adet televizyon kanalı var. Ve bende bu kanallardan birinde çalıştım. Ekmek parası… Çalıştığım kanallarda ilginç anılarım oldu. Ama en ilginci resim seçme masasının üzerine gelen misafirdi… İnanamadım. Haberim olmadan diğer personel eğitmiş. Her gece 03.00 te meğer yemeğini almaya geliyormuş. Bana tembih etmedikleri için Fatma’ ya o gün yemek vermedim. Resim seçme masasının üzerinde dakikalarca bakıştık ve sonra çekip gitti. Adını ertesi gün öğrendim ki adı Kara, soyadı Fatma’ ymış…

Bu cezaevinde sinemalar da vardı ve bu sinemalarda oynatılan vizyon filmler 20 gün sonra cezaevinin tüm tv kanalında oynatılırdı. Şu sıralar en popüler film olan RECEP İVEDİK dün akşam bir tv kanalında oynatıldı… Ne de olsa burada korsancılıkta var. Ne telif hakları, ne sanata ne de sanatçıya saygı var… Burada 6 yılımı geçiren bir mahkûm olarak diğer sanatçı mahkûmlarla bir şeyler yapmak istedim. Düşündüm taşındım. Avrupa Filmleri Festivalini hayata geçirdik. 3 yıl boyunca yaptıkta. Sonra diğer bir mahkûm bizim yaptığımız bu festivali elimizden aldı… Hala daha yapmaya devam ediyor. Dedim ya, burada, bu cezaevinde ne kural, ne emeğe saygı, ne sanatçısına saygı, ne karısına, ne çocuğuna, ne de komşusuna… Ben bu cezaevinden cezamın bitimi olan 2007 yılında Ana Vatanım olan Türkiye’ye döndüm… Darısı diğer mahkûmların başına.

Burasını merak mı ettiniz? Son bir şey daha söyleyeyim o halde. Uğruna yüzlerce şehit verdiğimiz bu yerde Türk Askerlerini hiç sevmezler… Hatta bazı mahkûmlar “köpek” muamelesi yaparlar… Bizzat şahit oldum. Burası BİR ADA…

Hayatınızdaki beyaz perdenizin kapanmaması dileklerimle….

Göksel GÜLENSOY/2008 Nisan