Başın Sağolsun İtalya
- Yazan Seçil Sökmen
- Yayın Tarihi 04/15/2008
- Yaşam
-
Değerlendirme:




Seçil Sökmen
Sevgili arkadaşımın internet sitesi olduğunu tesadüfen diğer sevgili arkadaşım sayesinde öğrendim... Diğer sevgili arkadaşımın tavsiyesiyle yazıyorum.... Keyifli olacağını düşünüyorum..... Elimizin ve kalemimizin uzandığı kadar varız...
Seçil Sökmen tarafından yazılmış tüm yazılarBaşın sağolsun İtalya.... Utanalım Türkiye...
Haftasonu yakalanmış tecavüzcü....
Ben bu sabah Türkiye’ye döndüğümüzde öğrendim.... Geldiğimiz İtalyan merhumenin memleketiydi. Milano’da öğrenseydim utançtan yerin dibine geçerdim....
Bir daha da nasıl giderim bilmiyorum, herhalde uzun süre gitmeyeceğim bir daha o topraklara....
Bu kadar aymazlık ve utanmazlık içinde olamam herhalde...
Artık sıkıldım ve üzerimde baskı oluşmaya başladığını hissediyorum. Herkese önce iyi bir insan olduğunu kanıtlayıp daha sonra hangi ülkeden geldiğimi anlatmaya çalışmaktan sıkıldım.
Bu ülkedeki gelenek ve kanunların bir kısmından da utanıyorum. Erkeklerimizin çoğundan utanıyorum, kadınlarımızın çaresizliğinden ve ikiyüzlü boyun eğmelerinden utanıyorum.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” atasözünden utanıyorum....
“Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek peşine dolanmaz” atasözünden utanıyorum.
....
....
Bakın bunlar frenk atasözü değil, Türk atasözleri....
Kendime hareket edecek alan bulmakta zorlandığımı hissediyorum.... Eşiyle birlikte Milano’dan Amerika’ya dönen arkadaşım, havalimanında bizi uğurlarken birkaç cümle laf etmişti, onlar geliyor aklıma.... Ne kadar haklı olduğunu görüyorum... Neden buradan gittiklerini... Değiştirmeye çalıştıklarıyla verdiği mücadelenin aslında Don Kişot’un yel değirmenlerine savaş açmaktan farklı olmadığını... Peki bu kadar bıktıran ne? Neden karanlık bir tünele giriyor gibiyiz? Neden tünelin sonunda ışık göremiyor artık kimse. Nedeni biziz. Arızalı erkekler yetiştiren anneler, sizde hiç hata yok mu acaba? Ya da kaybetmemek için bir erkeğe hakettiğinden fazlasını veren ve yaptığı her hatayı kadınlara yükleyen erkekler. Ben bu ülkede eşcinselliğinin ve biseksüelliğinin nedenini karısının ilgisizliğine ve baskınlığına yükleyen erkekler tanıdım yahu.
Bu söylemleri çürütmeye çalışanlar olacaktır, ya da karşı tez geliştirenler.... Önce anlamak üzere dinleyin / okuyun.... Ne demek istediğimi anlayacağınızı düşünüyorum...
Ne zaman birkaç gün buralarda olmasam döndüğümde felaket haberi almaktan ve başımı öne eğip, utanarak dolaşmaktan sıkılıyorum...
Can Dündar’ın dediği gibi: Tecavüzcüler her yerde var, ama Türkiye’deki kadar kollanmıyor....
Kanun tecavüzcüyü kolluyor ülkede, katili de, hırsızı da, haksızı da... Yeterli cezayı vermemek kollamak demektir..
Evet insan olarak suçluların da hakları vardır bunu kabul ediyorum ama kanun koyan olarak, zaten haksızlığa uğramış mağduru ikinci kez mağdur etmeyecek ve iade-i itibar edecek şekilde yaklaşmalısınız. Tecüvüz ya da yeltenme bedeli çok ağır bir suçtur... Cezanın hafif olması bedelin suçluya değil mağdura ödetilmesi anlamına gelir. Zaten mağdur durumda olduğu halde bir bedel öder olay sonrasında gerek toplumda, gerek kendi içindeki mahkemede ve özel yaşantısında.
Tecavüze uğrayan kadın da, tecavüze uğramadığı takdirde göz yumuyor bu ülkede bunlara.... Çünkü sesini çıkardığı anda farklı tepkilerle karşılaşıyor.....
Hakkaniyet, bir karara varmadan önce, "Ne oldu?" sorusu kadar "Neden oldu?" sorusunu da akla getirmekle başlar. Tabii italyan geline sormanız için değil....
Diğer yandan her kadın bilir kocasının ya da çocuğunun bunu yapıp yapmayacağını..... İşlerine geldiğinde görebileceğiniz en tehlikeli şeytan olan kadınlar, bunu mu sezemiyor?
Söz sırası geldiğinde “bir kadın aldatıldığını anlar” cümlesini göğsünü gere gere söyleyen hanımlara sözüm... Kuvvetine bu kadar muktedir olduğunuz hisleriniz size, kocanızın sapkınlığı yönüde (ya da sapıklık, adına ne diyorsanız!) alarma geçmiyor mu?
E zaten, kocanızın, oğlunuzun ya da babanızın tecavüz ettiği kadın onu baştan çıkarmıştır değil mi? Aldatıldığınızda da topu direkt bu şekilde karşı tarafın ağlarına göndermeye çalışmıyor musunuz?
Siz hanımlar ve toplumun diğer fertleri, o kadar riyakarsınız ki, tecavüz edilen yetişkin bir kadın olduğunda “kuyruk sallayan dişi köpek”, bir kız çocuğu olduğunda ise “mağdur” olarak bakıyorsunuz. Bakın aklınız bu kadar hinliğe çalışıyor. Çünkü çocugun kuyruk salladığını söyleseniz kimse size inanmayacak.. Bakın o kadarını düşünebiliyorsunuz, kendinizi ve çevrenizdekileri inandıracağınız senaryoları bile kötü niyetli yazıyorsunuz, çok şeytansınız, kötüsünüz.... Siz de kocanız, babanız, erkek kardeşiniz, oğlunuz kadar kötüsünüz.... Duyulmadığı sürece bilmezden geliyorsunuz durumu....
Yani bir erkek onaylamadığım ancak kıyaslandığında “normal” bir ilişki sayabileceğim aldatmanın sinyalini veriyor da, küçük bir kıza tecavüz edeceğinin, bir kadına tecavüz edip aynı insanı öldürebilme potansiyeli olduğunun, kendi kızına tacizde bulunduğunun –ki çocuğunuz ve kocanızla aynı evde yaşıyorsunuz- sinyalini vermiyor mu?
Hadi oradan ama... Kuvvetlice bir “hadi oradan!”....
İkiyüzlüsünüz hanımlar.... İkiyüzlü bir sadakat duygunuz var..... İkiyüzlülüğünüz topluma, sadakatiniz eşinize...
Zaten siz değil misiniz kocanız öldüğünde erkek kardeşiyle evlenip aynı yatağa yatmayı normal sayan.... Sizin yetiştirdiğiniz çocuklar da ahlak dehası olacak değil bu durumda....
“ay bu bütün ülkelerde var, bi tek Türkiye’de yok ki!”...
Allahaşkına susun da pespayeliğinizi ve kalitesizliğinizin yaldızlanmış halini kendinize saklayın....
Herkes kendi kapısının önünü süpürecek hanımlar.... Hani sen inancın, ailenin, düzenin, geleneklerin ülkesiydin? Hani senin aile bağların pek bi iyiydi? Çiftçilikle övündün, çiftçi olamadın, hayvancılıkla övündün onu da olamadın, akarsularınla övündün, ülke susuzluk endişesi içerisinde.... rica ediyorum bununla da övünme... Çünkü gerçek değil....
Eğitim seviyesi meviyesi anlamam ben, sapık sapıktır.... Nedenini niçinini sen bulacaksın ana olarak, kardeş olarak, karısı olarak.... Herkes kendinden mesul ama o kadar tekile indirgenemez.... Kocan, erkek kardeşin ve baban kısmen sana dahildir, sorumluluğunu taşıyacaksın sen de o kendini bilmezin, bağrına basmayacaksın?
Köydeki karakaçandan şehirdeki kadına terfi etmiş erkeklerden bahsediyoruz, anlaşılabiliyor mu?
“ayyy ama Avrupalı’da yapıyooo.....”
Sanki ondan görüp yapıyormuş gibi..... Sanki 5 yıl önce bu ülkede yokmuş da avrupalıdan özel ders alıp bu konunun okulundan diploma almış gibi...
Gebze’de italyana tecavüz eden adamın nikahsız yaşadığı eşi “yapmasa iyiydi ama olmuş bir kere” demiş.... Tipik overlokçu kız sözü. Bu tür durumlarda elimizi taşın altına koymamak için, işin içinden çabucak sıyrılmak için hepimiz birer “overlokçu kız” olmuyor muyuz zaten?
Ben bu ülkedeki erkeklerden değil sadece, kadınlardan da utanıyorum...
Çünkü her şartta; tecavüzcü de olsa, tacizci de olsa, sahtekar da olsa, katil de olsa “başımda bir kocam olsun da ne olursa olsun” zihniyetiyle yaşayan kadınların yetiştirdiği ya da evlendiği erkeklerdir bunlar....
Taciz, tecavüz ve çocuk pornosundan suçlu bulunduğu halde evlenen onlarca adam var bu ülkede... Kim evleniyor bunlarla kuzum?
Şimdi bu adamların bu cesareti nereden aldığını anladınız mı?
Yarı kanunlardan yarı kadınlardan... Ama tecavüz ettikleri kadınlardan değil....
Bu konu önemli, “kadın hakları” kadar önemli kadıncıklar.....
Ne de olsa benim anlatmak istediklerim karşılığında senin anlayabildiğin kadarı...
İzzet Çapa yeni restaurant açıyormuş Akaretler’e.... Bu daha mühim bir konu sizin için... Hadi ona saralım...
Ya da Dead Heat on a MerryGoRound filmini izleyelim... Atlıkarıncada At Başı..
Dönüp dolaşıp ayni yere gelerek yarışıyorlar durmadan..... Size uyar mı?
Seçil SÖKMEN
Beykoz, 14 Nisan 2008
Ben bu sabah Türkiye’ye döndüğümüzde öğrendim.... Geldiğimiz İtalyan merhumenin memleketiydi. Milano’da öğrenseydim utançtan yerin dibine geçerdim....
Bir daha da nasıl giderim bilmiyorum, herhalde uzun süre gitmeyeceğim bir daha o topraklara....
Bu kadar aymazlık ve utanmazlık içinde olamam herhalde...
Artık sıkıldım ve üzerimde baskı oluşmaya başladığını hissediyorum. Herkese önce iyi bir insan olduğunu kanıtlayıp daha sonra hangi ülkeden geldiğimi anlatmaya çalışmaktan sıkıldım.
Bu ülkedeki gelenek ve kanunların bir kısmından da utanıyorum. Erkeklerimizin çoğundan utanıyorum, kadınlarımızın çaresizliğinden ve ikiyüzlü boyun eğmelerinden utanıyorum.
“Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” atasözünden utanıyorum....
“Dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek köpek peşine dolanmaz” atasözünden utanıyorum.
....
....
Bakın bunlar frenk atasözü değil, Türk atasözleri....
Kendime hareket edecek alan bulmakta zorlandığımı hissediyorum.... Eşiyle birlikte Milano’dan Amerika’ya dönen arkadaşım, havalimanında bizi uğurlarken birkaç cümle laf etmişti, onlar geliyor aklıma.... Ne kadar haklı olduğunu görüyorum... Neden buradan gittiklerini... Değiştirmeye çalıştıklarıyla verdiği mücadelenin aslında Don Kişot’un yel değirmenlerine savaş açmaktan farklı olmadığını... Peki bu kadar bıktıran ne? Neden karanlık bir tünele giriyor gibiyiz? Neden tünelin sonunda ışık göremiyor artık kimse. Nedeni biziz. Arızalı erkekler yetiştiren anneler, sizde hiç hata yok mu acaba? Ya da kaybetmemek için bir erkeğe hakettiğinden fazlasını veren ve yaptığı her hatayı kadınlara yükleyen erkekler. Ben bu ülkede eşcinselliğinin ve biseksüelliğinin nedenini karısının ilgisizliğine ve baskınlığına yükleyen erkekler tanıdım yahu.
Bu söylemleri çürütmeye çalışanlar olacaktır, ya da karşı tez geliştirenler.... Önce anlamak üzere dinleyin / okuyun.... Ne demek istediğimi anlayacağınızı düşünüyorum...
Ne zaman birkaç gün buralarda olmasam döndüğümde felaket haberi almaktan ve başımı öne eğip, utanarak dolaşmaktan sıkılıyorum...
Can Dündar’ın dediği gibi: Tecavüzcüler her yerde var, ama Türkiye’deki kadar kollanmıyor....
Kanun tecavüzcüyü kolluyor ülkede, katili de, hırsızı da, haksızı da... Yeterli cezayı vermemek kollamak demektir..
Evet insan olarak suçluların da hakları vardır bunu kabul ediyorum ama kanun koyan olarak, zaten haksızlığa uğramış mağduru ikinci kez mağdur etmeyecek ve iade-i itibar edecek şekilde yaklaşmalısınız. Tecüvüz ya da yeltenme bedeli çok ağır bir suçtur... Cezanın hafif olması bedelin suçluya değil mağdura ödetilmesi anlamına gelir. Zaten mağdur durumda olduğu halde bir bedel öder olay sonrasında gerek toplumda, gerek kendi içindeki mahkemede ve özel yaşantısında.
Tecavüze uğrayan kadın da, tecavüze uğramadığı takdirde göz yumuyor bu ülkede bunlara.... Çünkü sesini çıkardığı anda farklı tepkilerle karşılaşıyor.....
Hakkaniyet, bir karara varmadan önce, "Ne oldu?" sorusu kadar "Neden oldu?" sorusunu da akla getirmekle başlar. Tabii italyan geline sormanız için değil....
Diğer yandan her kadın bilir kocasının ya da çocuğunun bunu yapıp yapmayacağını..... İşlerine geldiğinde görebileceğiniz en tehlikeli şeytan olan kadınlar, bunu mu sezemiyor?
Söz sırası geldiğinde “bir kadın aldatıldığını anlar” cümlesini göğsünü gere gere söyleyen hanımlara sözüm... Kuvvetine bu kadar muktedir olduğunuz hisleriniz size, kocanızın sapkınlığı yönüde (ya da sapıklık, adına ne diyorsanız!) alarma geçmiyor mu?
E zaten, kocanızın, oğlunuzun ya da babanızın tecavüz ettiği kadın onu baştan çıkarmıştır değil mi? Aldatıldığınızda da topu direkt bu şekilde karşı tarafın ağlarına göndermeye çalışmıyor musunuz?
Siz hanımlar ve toplumun diğer fertleri, o kadar riyakarsınız ki, tecavüz edilen yetişkin bir kadın olduğunda “kuyruk sallayan dişi köpek”, bir kız çocuğu olduğunda ise “mağdur” olarak bakıyorsunuz. Bakın aklınız bu kadar hinliğe çalışıyor. Çünkü çocugun kuyruk salladığını söyleseniz kimse size inanmayacak.. Bakın o kadarını düşünebiliyorsunuz, kendinizi ve çevrenizdekileri inandıracağınız senaryoları bile kötü niyetli yazıyorsunuz, çok şeytansınız, kötüsünüz.... Siz de kocanız, babanız, erkek kardeşiniz, oğlunuz kadar kötüsünüz.... Duyulmadığı sürece bilmezden geliyorsunuz durumu....
Yani bir erkek onaylamadığım ancak kıyaslandığında “normal” bir ilişki sayabileceğim aldatmanın sinyalini veriyor da, küçük bir kıza tecavüz edeceğinin, bir kadına tecavüz edip aynı insanı öldürebilme potansiyeli olduğunun, kendi kızına tacizde bulunduğunun –ki çocuğunuz ve kocanızla aynı evde yaşıyorsunuz- sinyalini vermiyor mu?
Hadi oradan ama... Kuvvetlice bir “hadi oradan!”....
İkiyüzlüsünüz hanımlar.... İkiyüzlü bir sadakat duygunuz var..... İkiyüzlülüğünüz topluma, sadakatiniz eşinize...
Zaten siz değil misiniz kocanız öldüğünde erkek kardeşiyle evlenip aynı yatağa yatmayı normal sayan.... Sizin yetiştirdiğiniz çocuklar da ahlak dehası olacak değil bu durumda....
“ay bu bütün ülkelerde var, bi tek Türkiye’de yok ki!”...
Allahaşkına susun da pespayeliğinizi ve kalitesizliğinizin yaldızlanmış halini kendinize saklayın....
Herkes kendi kapısının önünü süpürecek hanımlar.... Hani sen inancın, ailenin, düzenin, geleneklerin ülkesiydin? Hani senin aile bağların pek bi iyiydi? Çiftçilikle övündün, çiftçi olamadın, hayvancılıkla övündün onu da olamadın, akarsularınla övündün, ülke susuzluk endişesi içerisinde.... rica ediyorum bununla da övünme... Çünkü gerçek değil....
Eğitim seviyesi meviyesi anlamam ben, sapık sapıktır.... Nedenini niçinini sen bulacaksın ana olarak, kardeş olarak, karısı olarak.... Herkes kendinden mesul ama o kadar tekile indirgenemez.... Kocan, erkek kardeşin ve baban kısmen sana dahildir, sorumluluğunu taşıyacaksın sen de o kendini bilmezin, bağrına basmayacaksın?
Köydeki karakaçandan şehirdeki kadına terfi etmiş erkeklerden bahsediyoruz, anlaşılabiliyor mu?
“ayyy ama Avrupalı’da yapıyooo.....”
Sanki ondan görüp yapıyormuş gibi..... Sanki 5 yıl önce bu ülkede yokmuş da avrupalıdan özel ders alıp bu konunun okulundan diploma almış gibi...
Gebze’de italyana tecavüz eden adamın nikahsız yaşadığı eşi “yapmasa iyiydi ama olmuş bir kere” demiş.... Tipik overlokçu kız sözü. Bu tür durumlarda elimizi taşın altına koymamak için, işin içinden çabucak sıyrılmak için hepimiz birer “overlokçu kız” olmuyor muyuz zaten?
Ben bu ülkedeki erkeklerden değil sadece, kadınlardan da utanıyorum...
Çünkü her şartta; tecavüzcü de olsa, tacizci de olsa, sahtekar da olsa, katil de olsa “başımda bir kocam olsun da ne olursa olsun” zihniyetiyle yaşayan kadınların yetiştirdiği ya da evlendiği erkeklerdir bunlar....
Taciz, tecavüz ve çocuk pornosundan suçlu bulunduğu halde evlenen onlarca adam var bu ülkede... Kim evleniyor bunlarla kuzum?
Şimdi bu adamların bu cesareti nereden aldığını anladınız mı?
Yarı kanunlardan yarı kadınlardan... Ama tecavüz ettikleri kadınlardan değil....
Bu konu önemli, “kadın hakları” kadar önemli kadıncıklar.....
Ne de olsa benim anlatmak istediklerim karşılığında senin anlayabildiğin kadarı...
İzzet Çapa yeni restaurant açıyormuş Akaretler’e.... Bu daha mühim bir konu sizin için... Hadi ona saralım...
Ya da Dead Heat on a MerryGoRound filmini izleyelim... Atlıkarıncada At Başı..
Dönüp dolaşıp ayni yere gelerek yarışıyorlar durmadan..... Size uyar mı?
Seçil SÖKMEN
Beykoz, 14 Nisan 2008
Sesini Duyur
Yorumlar
Yorum #1 (Gönderen Aytunç Gözen)
Değerlendirme:








Bir ülke ne kadar çok şeye sahipse o kadar zengin demektir. Herşey o kadar kopuk ve birbirinden uzakta ki, ülke olarak sonumuz geliyor düşüncesindeyim. Sizi yine tebrik ediyorum, bir kelimeler üzerindeki sihrinizden dolayı, ikincisi ise cesaretinizden dolayı... Sadece kısıtlı paylaşımda bulunmak istediğinizi ilettiniz ama ben yine de arasıra çağrımı yapacağım size. Bizlerle paylaştığınız için teşekkür ediyorum. Yazılarınızın hayranı olduğumu biliyorsunuz artık. Ricam üzerine mail adresime gönderdiklerinizi buradan da paylaşmanızı dilerdim. Yavan ve modası geçmiş aşk meşk yazılarına meraklı olmayan ama aynı zamanda yazmak için yazmayan bir yazarla karşılaşmak benim için önemli. "Neydi farkımız?" yazınız çok vurucu bir yazıydı. İnce eleştiri ve özeleştirilerinizi paylaşmanızı dilerim. İtalyan merhumeye gelince, bizim için bir utançtır, maalesef... İstanbul kırsalında dahil o kadar fazla ki sayıları, hareket edecek yer bulamamakta haklısınız. Kanunlarımız komik, çok komik. Saygıdan, sevgiden ve hoşgörüden bahsetmek için çok erken bu ülkede. Önce başka değerleri oturtmamız lazım. Yatılı okullarda ve yurtlarda olanlar da canımı sıkıyor bu memlekette.
Yorum #2 (Gönderen Zühre Meryem Kaya)
Değerlendirme:








Babası tarafından tacize uğrayan… Kocası tarafından satılan… Abisinin mutluluğu için berdel edilen… Namus için tecavüzcüsüyle evlendirilen… “kızın var mı derdin var.” denilerek tüm dertler üzerine atılan… Aşkı tanımayan, tanımasına izin verilmeyen… Yaşam alanı daraltılıp erkeğe bağımlı hale getirilen… Her koşulda sineye çekmesi gereken bir hayat ile karşı karşıya bırakılan, sineye çekmeyenlere feminist ya da dominant yakıştırmaları ile dışlanan… TV görüntülerinde, dergilerde, gazetelerde, kadın sadece fiziksel özellikleriyle üstelik cinsel istismara açık hale getirilirken, aklı yokmuş ve sadece bedenden ibaretmiş gibi davranılırken… Oysa kadındır hayatın tam merkezinde hayat kazanan ve hayat kazandıran. Kadındır anne olan, kadındır eş olan… Önemli olan, kadın olarak hayatın tam ortasında, işte orda -merkezde- olduğunu unutmamaktır. Ama bunu büyük bir başarıyla unutturdular. Beyinlerde “Kadın Olmak?” sorusunun cevabı; aciz olmak, ezilmek, kabullenmek, “bak neler var hayatta!” deyip yaşanılan kırılganlıkları sineye çekmeler halini aldı. Peki sorarım size bunları kim yaptı? Sadece kadınlara değil hepimize demenizi tercih ederdim. Hepimizin sorumluluğu çok büyük… Evlatlarımızı büyütürken onlara kadına saygı duymayı öğretmek; burada baba rolündeki erkeğin kadınına tavrı biçimleyici özellik taşıdığı için asıl erkeğe çok iş düşüyor. Kadını sevmeli, saygı duymalı, vakit ayırmalı ki (erkek-kız) çocuğun aklında kadın özel ve saygı duyulması gereken bir varlık yerini alsın. Yetişkin olduklarında aşkı yasaklamamak… Aşktan veremden bahsediyor gibi bahsetmemek… Gençler üzerinde baskı ortamları kurmamak. Çocukluk ve gelişme evrelerini biyolojik olarak çok iyi bilip ona göre hareket etmek… Bu görevler bütün ebeveynlere düşüyor sadece kadına değil, çünkü her anlamda mağdur edilen yine kadın.
Zühre Meryem Kaya
Yorum #3 (Gönderen ercan yenigül)
Değerlendirme:








bütün mesele insan olmayı başarabilmekte..hayatla her anlamda barışık ..öteki ile barışık ötekileştirmeden..cinsiyetçi ırkçı bir zihniyetin dışında..bütün renklerin özgürce yaşadığı bir ülke ve dünya ..ama çok zor..çokk..her anlamda totaliter ikdtidarların normal sonuçları diye okurken bile ağır..barış gelinin fotoğrafı aslında bu topraklarda olan vahşetin çok basit bir aynası...tabiati ile bir erkeğim ama utanıyorum ,bunu biz yaptık biz...kadınlar örgütlenin lütfen örgütlenin..ne yapıp edin örgütlenin..eşitlikçi özgür ve demokratik bir ülke için hemen ..hemen!
Yorum #4 (Gönderen N.Sibel Kocaerkek)
Değerlendirme:








Yazdıklarınız çok doğru ve yerinde ama sorun şu; yazdıklarınızı kimse üstüne alınmıyor.
O hale gelmiş bir toplumuz. Siz sinir krizleri geçirirken insanlar size ne bu kadar kafa yoruyorsun diye laf atıyor üstelik… Düşünceleriniz ve hassasiyetinizle dalga geçiyorlar.
Dahası yontma taş devrine geri dönmeye başladık farkında değimlisiniz?
Gerekli mekanizmalar pas tutmuş… yazdıklarınızı, ve bir şeyler yazanları okuyanlar da zaten farkında olanlar ya da fark etmek isteyenler … bakın size kaç yorum gelmiş? Bence yorum bombardımanı olmalıydı böyle bir konuda…
Umarım her kez üstüne çökmüş olan uykudan uyanır.
Sevgilerle kalın.
Yorum #5 (Gönderen Melih Öztürk)
Değerlendirme:








Öyle güzel anlatmışsınız ki ülkenin durumunu, çok etkilendim. Türkçeniz çok etkileyici ve samimi. Yazılarınız köşe yazısı olacak nitelikte. Zühre Meryem Kaya'nın yorumlarına katılmıyorum. Yazmış olmak için yazmış. E-mail adresinizi nasıl alabilirim?
Yorum #6 (Gönderen Selim Mankur)
Değerlendirme:








Yazınız öyle güzel ki, yapılabilecek yorumların hepsi yazının içinde var. Yorumlara baktım da tarzınızla hayran etmişsiniz herkesi kendinize. Herkesin bir yeteneği var, sizinki de kaleminizle insanları etkilemek galiba. Duyarlılığı ve ondan doğan kızgınlığınızı anlıyorum ama toplum bunu anlayabilecek bir toplum değil.
Yorum #7 (Gönderen Seval Kurum)
Değerlendirme:








Bir kadın olarak baktığımda çok utanıyorum ben de olanlardan. Kaleminiz çok güçlü, keşke daha fazla yazsanız. Okumaya hazır çok insan var.
Yorum #8 (Gönderen Aybars Kanağ)
Değerlendirme:








Merhaba Seçil Hanım, sizinle aynı duygular içerisindeyim. Özellikle benim gibi hem insan hem de Türkiye'de hukukçu iseniz, kanunların bu ve her konuda ne kadar yetersiz olduğunu bilmek ardından kahrolmak da iyi bir durum değil. Değişen iktidarların maskarası olmuş bir toplum ve neye uğradığını şaşırmış bir kırsal var. Zühre Meryem Kaya'nın yorumu bu sayfaya hiç yakışmamış. Kendisini kınıyorum. Hala aklı sevda aşk, kadın ezilmişliğinde. Yukarıdaki bir arkadaşın ifade ettiği gibi: Yazılarınızı çok okumak istiyorum, yanılmıyorsam bir kez de infomag dergisinde yazmıştınız. Tesadüfen görmüştüm. Hala yazıyor musunuz acaba? Rafine ve canlı bir edebiyatınız var. Lütfen değerlendirin bunu.