Öğrencilerin Zekâsı
“Her iyi düşünce namuslu insanlarda bulunur” (Euripides)
Öğrenciler, zaman zaman ilginç sorularıyla büyükleri şaşırtan bir zekâya sahip olduklarını hemen belli ediyor ve kalabalık arasından sıyrılabiliyorlar.
İki hafta önce Fevzi Çakmak İlköğretim Okulu’nda öğrencilerle sohbetim vardı. Sohbete yazar arkadaşlarım Adıyaman Gündem Genel Yayın Yönetmeni Erdal Özkaynar ve Doğuş Gazetesi Haber Müdürü Mehmet Emin Danış da gelmişti.
Dün ise Mehmet Akif İlköğretim Okulu’nda Gazeteci-Yazar Mehmet Emin Danış’ın sohbetine Adıyaman’da Bugün Gazetesi Yazarı Suat Tekin’le birlikte gittik.
Sohbet, öğrencilerle belli bir becerisi olanları buluşturma şeklinde düzenleniyor. Daha önce de Ali Bozkurt, Necati Atar ve Ahmet Akil Yağınlı öğrencilerle sohbet etmiş, tecrübelerini aktarmış, tavsiyelerde bulunmuşlardı.
Konuk, öğrencilere kendisini anlatarak nasıl bugünlere geldiğini aktarıyor ve öğrencilerin hedeflerine ulaşmaları için neler yapması gerektiği konusunda can alıcı ipuçları veriyor.
Bu hem yaşanmış olduğundan kayda değer, hem de örneği bizzat gördüğünden etkisi fazla oluyor.
Bu tür etkinliklerin tüm okullarımızda, bütün yazar, çizer, şair, ressam, heykeltıraş, bürokrat, siyasetçi, şarkıcı, oyuncu.. gibi kendi alanlarında belli bir yere gelmiş insanlarla periyodik olarak gerçekleştirilmesinin faydasına inanlardanım.
Kendi adıma “nutuk çekmeyi” sevmediğimden çekinerek de olsa sohbet ortamında diye altından kalkıyorum ama birçok meslektaşımın siyasetçilere taş çıkaracak kadar güzel konuştuklarını biliyorum.
Her iki sohbette de, bazı öğrencilerin sorduğu sorularla farklı olduklarını, merak ettiklerini, öğrenme arzusu içerisinde olduklarını gözler önüne seriyor.
Alışılagelmiş, “ne zaman yazarlığa başladınız, sizi kim etkiledi, kim destek oldu, kim köstek oldu..” değil de, Türkçenin genç nesilce bozulmasına nasıl bakıyorsunuz, daha iyi Türkçeyi nasıl kullanırız, yazı yazmak, aynı zamanda risk almak değil mi, yazar olmak için bir insanda neler olması gerekir.. gibi farklı, yönlendirici, anlamaya dönük, öğrenme arzusu güden soruların gelmesi güzel.
Çünkü bahsettiğim öğrenciler ilköğretimde okuyanlar. Henüz 3, 4 veya 5’inci sınıfta okuyanlar.
Soru sormak, aynı zamanda öğrenme isteğinin bir belirtisidir.
Soru sormak için ayağa kalkmanın, mikrofonu eline almanın hiçbir manası yok.
Önemli olan sormuş olmak için laf kalabalığı yapmak değil; öğrenmek, araştırmak, daha çok bilgi edinmek veya bizim meslekte olduğu gibi daha çok sıkıştırmak için sormaktır.
Bu açıdan yeni nesil bizden çok şanslı.
Kendi köşesine çekilen, dayakla korkutulan, “otur yerine!” diyerek azarlanan bir nesilden, farklı öğrenme metoduyla öğrencilere bilgi aktaran ve bunu sevgiyle yapan bir öğretmen nesli var.
Eğitim ve öğretim yüzyıllardır farklılıklara uğrayarak bugünlere geldi. Bazen iki ileri bir geri gitti, bazen hep ileri, bazen sürekli geri gitti.
Aslında eğitim ve öğretimin iyi olup olmadığını anlamak için toplumun yaşayışına bakmak, çevresini gözlemek yeterlidir.
Çevresine duyarlı, okuyan, araştıran, soruşturan, haklarını bilen, insanlara saygılı, küçükleri seven insanların aynı zamanda iyi bir aile, iyi bir çevre ve iyi bir okul eğitimi aldığı belli demektir.
Ak Deniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın gibi eğitimi bir yana bırakır, ülkeyi germekle uğraşırsan, üniversitene amacı sadece okumak olan öğrenciler değil, eli kanlı teröristler girer ve sen bunun eğitime sekte vurduğunu bile anlayamazsın. Hoş anlayacak kapasiteye sahip mi, onu da bilmiyorum.
***
Eğer gençlerimiz ailede, çevrede ve okulda iyi bir eğitim-öğretim kazanabilirlerse, buna öğrenme arzusu ve sevgilerini katarlarsa başarılı olmamaları için hiçbir sebep yok.
Yeter ki, insanların farklı olduğunu, bütün farklılıkların bir güzellik olduğunu, kılık ve kıyafetlerin, dilin, rengin, kültürün bir ayrışım sebebi olmadığını anlasınlar.
İnsanlar bir arada dostça yaşayabilecekken, düşman gibi kamplaşma içerisinde olmaları bugüne kadar kimseye artı getirmedi, bundan sonra da getirmeyeceği bilinmelidir.
1980 öncesi yaşanan acı dolu günlerde kimin kime neden düşmanlık beslediği, neden acı verdiği, neden gözyaşı döküldüğünü o insanlar bile bugün anlayamamış, acı acı gülüyorlarken, aynı tabloyu yeni neslin yaşamasını istemeye dönük provokasyonlar tutmamalı. İşte burada öğrencilere yine sormak düşüyor. Büyüklerinden sorup, öğrenecek, aynı yanlışı kendileri yapmayacak.
Bu ülke hepimizin.
Demokrasi, bizi bir arada tutan, kaynaştıran, söz sahibi yapan en önemli değerimizdir. Demokrasimize sahip çıktığımız oranda, egemenliğimize, özgürlüğümüze, huzurumuza sahip çıkmış olacağız.
Hiçbir öğrenci, hiçbir gencimiz bu çirkin oyunlara gelmemelidir. Kanımca da yeni nesil öğrencilerin zekası, provokasyon yapanların zekasından çok daha ileridedir.
naifkarabatak@gmail.com