Badem göz, sırma saç…
Meşhur atasözlerimizden ikisini bilmeyeniniz yoktur. Birisi; “Kör ölür badem gözlü olur” diğeriyse sanki bunun tamamlayıcısı gibi “kel ölür sırma saçlı olur” diye…
Çocukluğumda annemle bir taziyeye gitmiştim.
Komşularımızdan yaşlı bir amca vefat etmişti. Vefat edenin yakınlarına başsağlığı dilemek için annem gidecekti beni de yanına aldı.
Kadınların taziyesi ile erkeklerin taziyesi bir değil. Erkekler taziyede “sohbet” eder, kadınlar sohbet edecek konu bulamadığından mıdır nedir “ağlarlar”.
Belki de kadınların yüreği daha yufkadır ondan, kim bilir.. Şimdi beni kadınlarla dövüştürmeyin de…
O zamana kadar “cenazelerde ağlama” şekline yakından şahit olmamıştım. İlk kez gördüm, minik yüreğim dayanamadı benim de gözlerimden yaşlar aktı.
Şimdi 300 YTL’ye “ağlayıcı” tutuyorlar.
O zamanlar da mahallelerde “ağlayıcı kadınlar” vardı.
Bunlarda tıpkı şimdiki gibi 300 lira değilse bile cep harçlığına doyasıya(!) ağlarlardı.
Taziyeye gelenlerin katılaşmış yüreğini yumuşatıp, “falancaların cenazesinde amma da ağlıyorlardı ha” demeleri için yeterince ağlanması sağlanırdı.
Neden böyle yaparlardı/yaparlar bilmem ama her yerin kendince alışılagelen ve aksinde ayıplanan gelenekleri var.
Birçok yerde de ölünün ardından ağlanır.
Bu ağlamayı “üzülme” anlamında söylemediğim hemen anlaşılmıştır.
Ben “illa da ağlanılacak” türü ağlamalardan bahsediyorum.
Yoksa kişinin annesi, babası, eşi, çocuğu, kardeşi, tanıdığı, sevdiği, dostu, ahbabı.. hasılı teşviki mesaisi olduğu ve gönül bağı kurduğu herkes için üzülür, ağlar.
Hatta on binlerce kilometre ötede bir çocuğun döktüğü gözyaşını kendi gözyaşına katacak kadar adam gibi adamlarda var.
Bu nedenle olması gerekenden zaten örnek vermeye gerek duymuyor, “Kör ölünce badem gözlü olur” veya “kel ölünce sırma saçlı olur” mantığı güdenlerin ağlamalarına gönderme yapıyorum.
***
Neyse sözü dolaştırdık başka yerlere getirdik.
Annemle gittiğimiz taziyede yeterince ağlayıp, saçını başını yolanları gördükten sonra beni bir ürperti kapladı ve çocuk aklıyla annem, babam veya kardeşlerimden birisini kaybedince nasıl ağlayacağımı kurgulamaya başladım.
Kötüydü, hayali bile çok kötü…
Hatta sadece ağlamakla kalmıyor;
-“Gittiiii aslan gibi babamız gittiiii”
Ya da “daha gencecikti” türü vefat edenin yaşını ortaya koyan ağıtlar da yakıyorlardı.
Hatta yanık sesli (veya davudi) olan ağlayıcı kadınların acıklı bir türkü tutturduğu da olurdu.
Taziyede ne kadar süre kaldık bilmiyorum ama sonunda dışarıya adım attık.
Annemin eteğini çekiştirerek, “kim ölmüş?” diye sordum.
Annem ölenin torunlarının adlarıyla bana tanıtmaya çalıştı ve sonunda tanıdım.
“Aslan gibi” ve “gencecik” olan 98 yaşındaydı. Beli bükülmüş, yerinden kalkamıyordu.
Torununun oğluyla arkadaşlık ederdik.
Üstelikte ölen kişi aksi, sevimsiz, çocukları tarafından da (nedense) sevilmeyen birisiydi.
Fazlalık görülürdü.
Belki de “sevilmediği” için sevimsiz olmaya devam etmiştir kim bilir.
***
Daha sonraları “Kör ölür badem gözlü olur” atasözünü duydum ve aklıma o taziye geldi.
Sağlığında kimseye faydası dokunmayan veya yakınlarınca sevilmeyenler öldüğünde birden bire badem gözlü, genç, iyi, hoş, iyiliksever.. gibi bütün sıfatlar yakıştırılırdı.
Bu iki atasözü, gidenin kötü olduğu için birden bire “badem gözlü” veya “sırma saçlı olduğunu söylemeye dönük değil elbet.
Asıl atasözü, kalanların değer yargılarına kibarca bir gönderme yapmaktadır.
Sağlığında kıymetini bilmeyenlerin birden bire öldükten sonra kıymetini anlayanlara(!) ince bir göndermedir.
Ya da sağlığında kıymetini bilmediğinin farkında olmaya başlamasından olsa gerek dilinden dökülen bir avuntudur.
Her iki halde de “sağlığında kıymet bilmezlik” yattığı bir gerçektir.
O nedenle bugün dünya klasikleri arasına giren tüm yazarlar sağlığında “itilmiş” ama öldükten sonra kitapları kapışılır olmuştur.
Ne yazık ki sağlığında bir kitap satamayan zavallı(!) yazarlar öldükten sonra birilerini zengin etmeye devam etmiştir, hem de yüzyıllardır.
Bu iyi iş yapıp kıymet bilinmeyenler içindir.
Bir de hiçbir şey yapmayan, beceriksiz kişiler “badem gözlü, sırma saçlı” ilan edilir ki, asıl komedi işte bu türler için geçerli.
İnsana sormazlar mı?
O kadar badem gözlü, o kadar sırma saçlıydı da biz neden görmedik, değil mi?!
naifkarabatak@gmail.com