Sesini Duyur: online gazete - http://www.binbirfikir.com
Kırmızı
http://www.binbirfikir.com/articles/1133/1/KArmAzA/Sayfa1.html
Ahmet Güçlü
1977 yilinin 34.gunu ruhumun bedene burundugu tarih olarak anilir her sene-i devriyesinde.. Acikcasi ben bilmiyorum hatirlatanlarin ve kutlamak isteyenlerin yalancisiyim. Is ve guce gelince hepsi olur merak etmeyin hayatta. Dilde muhabbet, kalpte saglik olsun yeter... Ask mi ? ...#!$... tabi ki... 
Yazan Ahmet Güçlü
Yayın tarihi 06/2/2008
 
Uzun, dalgalı, siyah saçları vardı. Gözleri de saçları gibi simsiyahtı..

Kıpkırmızı
Uzun, dalgalı, siyah saçları vardı. Gözleri de saçları gibi simsiyahtı, düzgün burnu ve biçimli dudakları güzelliğine güzellik katmaktaydı . Kuğu gibi uzun boynu ayrı bir anlam kazandırıyordu kendisine . Kasabanın bütün erkekleri onun için adeta çıldırıyorlardı. Ama o sadece bir tek kişiyi , hiçbir zaman görmediği , hayallerinde yarattığı o insanı bekliyordu. O insan ki tapacaktı ona , o insan ki titreyecekti aşk sarhoşluğundan yanında ...
Ara sıra kan kırmızı elbisesini giyer, çiçeklerle bezenmiş kırlarda yalınayak yürürdü. Çimlere çıplak ayakla basmak en güzel duyguydu onun için. Doğayla baş başa olmak , şarkılar mırıldanarak kırlarda tek başına yürümek... Yorulduğunda yine o kıpkırmızı elbisesiyle yemyeşil otların üzerine sere serpe uzanmak... Güzel gözlerini masmavi gökyüzüne dikerek hayaller kurmak...
Yine her zamanki gibi kan kırmızı elbisesini giydiği bir gün kendini atıverdi kırlara. Biran önce hayallerine kavuşmak için hızlı adımlarla yürüdü doğaya doğru. Yeşil otları görür görmez sandaletlerini çıkardı . İlk başta ürperdi minik ayakları otlarla değer değmez , içine huzur doldu... Yine aynı şeyler olacak diye düşünüyordu ; hayaller kuracak ve gerçekleşemeyen hayalleriyle ölüp gidecekti bu kasabadan doğduğu gibi .
Fakat birden çok uzaklarda bir toz bulutu gördü . Ellerini siper ederek güneşten korumaya çalıştı o güzel gözleri . Toz kümesine doğru bakarken simsiyah bir atın üzerinde çok yakışıklı birisini gördü . İlgilenmemiş gibi yaptı , kasabadan birisi olabilir diye düşündü o an . At o kadar hızlı koşuyordu ki yanına gelmeleri sadece birkaç saniye sürdü sanki. Artık ilgilenmiyor gibi görünmek mümkün değildi . Bir hamlede atından atladı delikanlı, kıza doğru yürüdü hiçbir şey söylemeden , sadece gözlerine baktı . Sonra gayet sakin bir şekilde kızın güzel kırmızı dudaklarına yöneldi. Yine hiçbir şey söylemeden minik masum bir öpücük kondurdu. Kırmızılı kız ne olduğunu anlamadı ama karşı da koyamadı bu harika insana. Dudakları tekrar yaklaştı birbirine zıt kutuplar misali ve bu kez ne kadar sürdüğünü ikiside bilemediler.
Kız kendine geldiğinde ise yerde uzanmış gökyüzünü seyrederken buldu kendini. Anlamıştı ki bütün bu yaşadıkları, yaşadığını zannettikleri her zamanki gibi hayalmiş... Bu sefer nefret etti kendinden de , hayallerinden de ... Bir çırpıda doğruldu yattığı yerden ve uzun kırmızı elbisesi bacaklarına dolanarak koşar adımlarla yürüdü evine doğru... Yazık değil miydi bu güzelliğine, ona sahip olmak isteyen onlarca kişi varken o neden hayallerindeki o insanı bekliyordu ki. Vazgeçti hayal kurmaktan... Kısa bir zaman sonra kasabadan çok hoş bir delikanlıyla evlendi. Ve onunla evlendiğine hiçbir zaman pişman olmadı ..Belki hayallerindeki o erkek değildi ama bundan sonraki hayallerinde hep o erkek olacaktı... Ve o kız , o kırmızılı kız , kaç yaşında olursa olsun hep kırmızılı kız olarak anılmaya devam edecekti.
Nereden bilebilirdi ki öldükten sonra bile mezarında , isminin üzerinde kırmızılı kız yazacağını, nereden bilebilirdi ki mezarının üstünün kırmızı çiçeklerle kaplanacağını...