Cem Adrian'dan ilk olarak iki üç yıl kadar önce Can Dündar'ın bir yazısıyla
haberdar oldum. Ses telleri biz ölümlülerinki gibi değil, bizim ses tellerimizin tam yedi katıydı. Can Dündar (yanılmıyorsam) Bilkent'te bir konserde şahit olduğu bu büyük yetenek için hazır olmamızı yazıyordu. Derken Cem Adrian birkaç yapıma konuk oldu, methiyeler düzüldü, 'oha'lar çekildi filan falan ve Cem Adrian müzik albümü çıkardı. Ben sıradan ve sesi Cem Adrian'ın sesinin yedide biri olan aciz bir ölümlü olarak yedi katlı ses telli Cem Adrian'ın şarkılarını albümünü almadan önce bir televizyondan dinleyeyim diye düşündüm; çünkü ne kadar sıradan ve sesi Cem Adrian'ın sesinin yedide biri olan aciz bir ölümlü olsam da 'homo economicus' sıfatımla yetinmemiş ve üstüne iktisatla cila çekmiştim, tamamlayamadan askere gitsem bile yüksek lisans mürekkebi yalamıştım; paramı dikkatli harcamalıydım.
Dört ayrı klibini seyrettim, dolayısıyla sesini dinledim. Aynı. Hepsi aynı. 'Ooouuuaaa' diye, koral bir havayla adeta için için kahırlanıyor. Klipler güzel, şarkılar kötü. 'Ses telin uzun, uzat uzatabildiğin kadar, acı yok Adrian, ver kahrı.' demişler gibi Adrian sürekli bir ayin halinde. Biz bu gazı bir kez de Sertap Erener'de yaşamıştık. Gaza gelen Erener bağıra çağıra ruhu olmayan, gücü ilden ile dilden dile dolaşan şarkılar söyledi, sesinin gücünü ispatladı durdu. Ne oldu pekiyi? Hiç. Sertap Avrupa'ya gitti, Türkler'e şarkılar söyleyip döndü. Şimdi aynı senaryoyu Cem Adrian oynuyor.
Allah aşkına şu yeteneklerin başında işten anlayan birileri dursun, yetenekleri üç kuruş söhretle para kazanmak uğruna harcamasın. Yetenekler de arkadaşlarını, iş ortaklarını doğru seçsinler. Bu işler ciddi işler, eş dost hesabı olursa ancak bu kadar olur. Hiç abartmıyorum ama...
ben de yapsam bu kadar yaparım.