Siyasetin Okulu Olursa…
- Yazan Naif Karabatak
- Yayın Tarihi 06/18/2008
- Politika
- Henüz Değerlendirilmedi
Naif Karabatak
30 Ocak 1964 Adıyaman doğumluyum. Gazeteciliğe 1979 yılında başladım. Çeşitli Gazete ve dergilerin Adıyaman temsilciliğini yaptım. 7 yıldır yerel, ulusal ve internet sitelerinde yazarlık yapıyorum. Birçok mahlas isimle de köşe yazarlığım devam ediyor. “Cenk Gülen” mahlasıyla “Bir Deli’nin Not Defteri” diye mizahi yazılar yazdım. Bu yazılarımı “Emmi Hortumu Taksana!” adıyla kitaplaştırdım.
Naif Karabatak tarafından yazılmış tüm yazılarSiyasetin Okulu Olursa…
AK Parti’nin dünyada sanırım bir eşi daha olmayan Siyaset Akademisi’nin öğrencilerindenim. Hani siyasete merak sardığımdan değil, her gün eleştirdiğimiz siyasileri daha yakından tanımak amacıyla katılıyorum. Bu açıdan akademinin faydasına inananlardanım. Siyasetin okulu olursa ne kadar farklı siyasilerin yetişeceğini de bu süreçte öğrenmeye başladık. İşte bu nedenle bu okulu düşünen, uygulayan ve derse katkı sağlayan herkese teşekkür ediyorum.
En azından “Kişisel Gelişim” dersleri ile “Deneyim Paylaşımı” derslerinde tecrübelerini bizlerle paylaşan milletvekili, belediye başkanı ve il genel meclis başkanlarından istifade ediyoruz. Bunlardan birisini sizlerle paylaşmak istiyorum; Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın…
Aydın, Başkan olmadan önce de asıl mesleği olan mimarlığı serbest olarak yapan birisi. Genç yaşında (benden bir yaş küçük, 1965 doğumlu) siyasete soyunması ve ardından gelen başarı hikâyesi ilginç.
Sorunlara farklı ve radikal çözümler üretebilen, risk alan, inisiyatif sahibi ve gerçekten insanını seven, gönlü memleket aşkıyla dolu birisi. Ben birçok siyasinin içinde olduğunu söylediği memleket aşkına inanmam ama Sivas Belediye Başkanı’nın olaylara bakışı, çözüm için en iyiyi seçme metodu bu aşkın gerçek olduğunu gözler önüne seriyordu.
Seçim öncesi tüm adaylar Sivas’ın yerel televizyonu, radyosu ve gazetelerine projelerini anlatıyor. Sivas’ın en önemli sorunlarını dillendiriyor ve soruna yaklaşımını anlatıp, göreve geldiğinde nasıl çözeceklerini konuşuyorlar. Sivas’ın en temel sorunlarından veya sorun bilinenlerinden başında şehir merkezinde bulunan derelerin çöplük gibi kullanılması sonucu ortaya çıkan çirkinlik geliyormuş. Diğer bütün adayların ortak projesi “Derelerin kapatılarak” ıslah edilmesiymiş. Oysa Aydın, farklı düşünmüş, farklı bir projeyle ortaya çıkmış. O, derelerin kapatılarak değil, aksine düzenlenerek ve içini suyla doldurarak ıslah edeceğini söylemiş…
Gülmüşler tabii. Hem genç olması hem de “hayali” projelerle geçirecek zamanlarının olmaması(!) nedeniyle muhalefetin “tartışmaya bile gerek” duymamasını sağlamış ama kamuoyu seçim süreci boyunca Aydın’ın projesini tartışmış…
Sonunda seçim kazanılmış.
Siyasilerin birçoğunun verdikleri sözleri “tutmamalarına” alışkın olduğumuzdan Sivaslılar da “ya tutarsa” diye göle maya çalmışlar ama bu defa tutmuş.
Başkan Sami Aydın, göreve geldiğinde ilk iş verdiği sözleri gerçekleştirmek olmuş, hem de birbiri ardına…
Önce muhalefetin güldüğü projeden başlamış, az buz değil 8 kilometre uzunluğunda, 13 mahalleyi doğrudan ilgilendiren, 7 trilyonluk bu projeyi üç etapta tamamlamak için kolları sıvamış.
Projenin tamamlanmasıyla; o bölgede geniş kapsamlı çevre düzenlemesi ve rekreasyon çalışması yapılmaya başlanmış. 4 Eylül Barajı'nın artan sularıyla yapay şelaleler ve dinlenme havuzları oluşturulmuş. Suyun etrafında; çay bahçeleri ve restoranlar kurularak, şehrin yeni bir cazibe merkezi kazanması sağlanmış. Bir şekilde şehrin yayılmasına katkı sağlanmış, bir meydana sıkışmasının önüne geçmiş.
Resimleri görünce şaşırmamak elde değil. Öncesinde pislikten geçilmeyen -muhtemelen- etrafa pis kokular saçan dere, modern görünümü, büyük bir havuzu andırırcasına masmavi suları, şelaleler, fıskiyeler, etrafında çay bahçeleri ve kayıkla o derede gezinti yapma keyfi.. Düşünmesi bile hoş bir duygu. Bu projeyle bir dere ıslah edilmiş, diğerleri için de çalışmalar devam ediyormuş.
***
Bir diğeri belediyenin daha önce de sosyal belediyecilik çerçevesinde yoksul vatandaşlara ekmek ve yemek dağıtmasıymış. Başkan bunu “ilkel” bulmuş. İnsanların gururunun incindiğini ve aslında amacına uygun da yapılmadığına karar vermiş.
Ne mi yapmış, yok canım yardımları kesmemiş aksine “istediklerini almalarını” sağlayacak bir proje geliştirmiş. Bunun için büyük bir süpermarket kurmuş, ardından yardım derneğinin kurulmasına öncülük etmiş. Yoksul vatandaşlar kendilerine tahsis edilen aylık kota (100 veya 200 YTL) kadar süpermarkete girerek, çocuklarıyla birlikte dilediğini, ihtiyacı olanı, ihtiyaç duyduklarını alıp gidebiliyor. “Hayatında ilk defa” market yüzü görenlerin olduğu da bir gerçek.
Başkan Aydın, insanların sadece ekmeğe, sadece yemeğe ihtiyaçları olmadığını, bazen bir çikolata canlarının çekeceğini, bazen bir kreme ihtiyaç duyacaklarını, bazen et özleyeceklerini, bazen şampuana gereksinim duyacaklarını söylüyor.
Bu şekilde insanları tembelliğe sevk etmediğini, kurulan iyi diyaloglarla da “çalışabilecek” konumda olanları özel sektörde “öncelikli” olarak işe yerleştirmesine önayak oluyor. Ve ekliyor “bu marketin bir tek müşterisi kalmayana kadar” bu önayak olmanın devam edeceğini söylüyor.
Ve tabi ki Siyaset Akademisinin müfredatı gereği ayak oyunlarını, çelme atmaları, çamur at izi kalsın mantığıyla hareket edenleri anlatıyor ve bütün bunların asgari seviyede kalması için de şeffaf yönetimi nasıl başardığını bir güzel anlatıyor.
Her zaman söylüyorum, belediyecilik yol, su, kanalizasyon ve çöp toplamadan ibaret değildir. Bulunduğun kentte geleceğe dönük ne yatırım yaptığın önemlidir. İnsanların hayatını nasıl kolaylaştırdığın, onların yüzlerinde ne kadar tebessüm oluşturduğun, çocukların, gençlerin, kadınların, yaşlıların gönlünde ne kadar taht kurduğundur.
Yoksa bir yol, bir kaldırım, iki üç ışıkla belediyecilik yapılsa bunun için seçime gerek yok, belediyedeki personel bu işi çok daha iyi yapar…
Bu açıdan insana ve geleceğe yatırım yapan, görevden ayrıldıktan sonra da “bak bunu falanca başkan yapmıştı” diye dilden dile dolaşan eserler bırakmak gerek.
54 yıldır il olan Adıyaman’da sahi hangi başkanın, hangi eserini hatırlıyorsunuz?
Ben aradım ama inanın bulamadım, bulan varsa bana da bildirebilir…
naifkarabatak@gmail.com
En azından “Kişisel Gelişim” dersleri ile “Deneyim Paylaşımı” derslerinde tecrübelerini bizlerle paylaşan milletvekili, belediye başkanı ve il genel meclis başkanlarından istifade ediyoruz. Bunlardan birisini sizlerle paylaşmak istiyorum; Sivas Belediye Başkanı Sami Aydın…
Aydın, Başkan olmadan önce de asıl mesleği olan mimarlığı serbest olarak yapan birisi. Genç yaşında (benden bir yaş küçük, 1965 doğumlu) siyasete soyunması ve ardından gelen başarı hikâyesi ilginç.
Sorunlara farklı ve radikal çözümler üretebilen, risk alan, inisiyatif sahibi ve gerçekten insanını seven, gönlü memleket aşkıyla dolu birisi. Ben birçok siyasinin içinde olduğunu söylediği memleket aşkına inanmam ama Sivas Belediye Başkanı’nın olaylara bakışı, çözüm için en iyiyi seçme metodu bu aşkın gerçek olduğunu gözler önüne seriyordu.
Seçim öncesi tüm adaylar Sivas’ın yerel televizyonu, radyosu ve gazetelerine projelerini anlatıyor. Sivas’ın en önemli sorunlarını dillendiriyor ve soruna yaklaşımını anlatıp, göreve geldiğinde nasıl çözeceklerini konuşuyorlar. Sivas’ın en temel sorunlarından veya sorun bilinenlerinden başında şehir merkezinde bulunan derelerin çöplük gibi kullanılması sonucu ortaya çıkan çirkinlik geliyormuş. Diğer bütün adayların ortak projesi “Derelerin kapatılarak” ıslah edilmesiymiş. Oysa Aydın, farklı düşünmüş, farklı bir projeyle ortaya çıkmış. O, derelerin kapatılarak değil, aksine düzenlenerek ve içini suyla doldurarak ıslah edeceğini söylemiş…
Gülmüşler tabii. Hem genç olması hem de “hayali” projelerle geçirecek zamanlarının olmaması(!) nedeniyle muhalefetin “tartışmaya bile gerek” duymamasını sağlamış ama kamuoyu seçim süreci boyunca Aydın’ın projesini tartışmış…
Sonunda seçim kazanılmış.
Siyasilerin birçoğunun verdikleri sözleri “tutmamalarına” alışkın olduğumuzdan Sivaslılar da “ya tutarsa” diye göle maya çalmışlar ama bu defa tutmuş.
Başkan Sami Aydın, göreve geldiğinde ilk iş verdiği sözleri gerçekleştirmek olmuş, hem de birbiri ardına…
Önce muhalefetin güldüğü projeden başlamış, az buz değil 8 kilometre uzunluğunda, 13 mahalleyi doğrudan ilgilendiren, 7 trilyonluk bu projeyi üç etapta tamamlamak için kolları sıvamış.
Projenin tamamlanmasıyla; o bölgede geniş kapsamlı çevre düzenlemesi ve rekreasyon çalışması yapılmaya başlanmış. 4 Eylül Barajı'nın artan sularıyla yapay şelaleler ve dinlenme havuzları oluşturulmuş. Suyun etrafında; çay bahçeleri ve restoranlar kurularak, şehrin yeni bir cazibe merkezi kazanması sağlanmış. Bir şekilde şehrin yayılmasına katkı sağlanmış, bir meydana sıkışmasının önüne geçmiş.
Resimleri görünce şaşırmamak elde değil. Öncesinde pislikten geçilmeyen -muhtemelen- etrafa pis kokular saçan dere, modern görünümü, büyük bir havuzu andırırcasına masmavi suları, şelaleler, fıskiyeler, etrafında çay bahçeleri ve kayıkla o derede gezinti yapma keyfi.. Düşünmesi bile hoş bir duygu. Bu projeyle bir dere ıslah edilmiş, diğerleri için de çalışmalar devam ediyormuş.
***
Bir diğeri belediyenin daha önce de sosyal belediyecilik çerçevesinde yoksul vatandaşlara ekmek ve yemek dağıtmasıymış. Başkan bunu “ilkel” bulmuş. İnsanların gururunun incindiğini ve aslında amacına uygun da yapılmadığına karar vermiş.
Ne mi yapmış, yok canım yardımları kesmemiş aksine “istediklerini almalarını” sağlayacak bir proje geliştirmiş. Bunun için büyük bir süpermarket kurmuş, ardından yardım derneğinin kurulmasına öncülük etmiş. Yoksul vatandaşlar kendilerine tahsis edilen aylık kota (100 veya 200 YTL) kadar süpermarkete girerek, çocuklarıyla birlikte dilediğini, ihtiyacı olanı, ihtiyaç duyduklarını alıp gidebiliyor. “Hayatında ilk defa” market yüzü görenlerin olduğu da bir gerçek.
Başkan Aydın, insanların sadece ekmeğe, sadece yemeğe ihtiyaçları olmadığını, bazen bir çikolata canlarının çekeceğini, bazen bir kreme ihtiyaç duyacaklarını, bazen et özleyeceklerini, bazen şampuana gereksinim duyacaklarını söylüyor.
Bu şekilde insanları tembelliğe sevk etmediğini, kurulan iyi diyaloglarla da “çalışabilecek” konumda olanları özel sektörde “öncelikli” olarak işe yerleştirmesine önayak oluyor. Ve ekliyor “bu marketin bir tek müşterisi kalmayana kadar” bu önayak olmanın devam edeceğini söylüyor.
Ve tabi ki Siyaset Akademisinin müfredatı gereği ayak oyunlarını, çelme atmaları, çamur at izi kalsın mantığıyla hareket edenleri anlatıyor ve bütün bunların asgari seviyede kalması için de şeffaf yönetimi nasıl başardığını bir güzel anlatıyor.
Her zaman söylüyorum, belediyecilik yol, su, kanalizasyon ve çöp toplamadan ibaret değildir. Bulunduğun kentte geleceğe dönük ne yatırım yaptığın önemlidir. İnsanların hayatını nasıl kolaylaştırdığın, onların yüzlerinde ne kadar tebessüm oluşturduğun, çocukların, gençlerin, kadınların, yaşlıların gönlünde ne kadar taht kurduğundur.
Yoksa bir yol, bir kaldırım, iki üç ışıkla belediyecilik yapılsa bunun için seçime gerek yok, belediyedeki personel bu işi çok daha iyi yapar…
Bu açıdan insana ve geleceğe yatırım yapan, görevden ayrıldıktan sonra da “bak bunu falanca başkan yapmıştı” diye dilden dile dolaşan eserler bırakmak gerek.
54 yıldır il olan Adıyaman’da sahi hangi başkanın, hangi eserini hatırlıyorsunuz?
Ben aradım ama inanın bulamadım, bulan varsa bana da bildirebilir…
naifkarabatak@gmail.com
