Ben Böyle Şey Gördüm! (3)
…Yıllar geçtikçe yerini koruyan ve ulaştığı kitle sayısını arttıran tek şey televizyon oldu. Televizyon biraz daha bilinçli kullanılsaydı, televizyonun hayatımıza adım adım girdiğini hatırlayan bizler çok daha farklı olurduk. Olmadı. İstenildiği gibi kullanılmadı, kullanılamadı…
TV’de bilgi yarışmaları “Bir Kelime Bir İşlem.” başladı. Biz üç kardeş TV’nin karşısına geçip, sorulan soruya kim daha çabuk cevap verecek diye yarışırdık ve inanın çok keyifliydi. Daha sonra birçok yarışma girdi hayatımıza ve hepsini pazar gününe yığdılar. Sonra bilgi yarışmalarına da eğlence yüklendi. Bununla yetinmeyip, yarışmaya katılan yarışmacıyı bilgisiyle değil, karakteristik özellikleriyle diğer insanlarla yarıştırıp sevgili bulmaya başladılar. Sanırım programın adı ”Saklambaçtı” ve sadece tiksindiriciydi. Zaman geçtikçe insanlara bu eğlencelerde yetmez hale geldi. Artık insanları TV karşına bağlamanın başka yolları bulunmalıydı. Eee yavaş yavaş eğlence morfininin etkisi geçmeye başlamıştı.
Her ne kadar farkında olmasak da maddeci anlayışın hızla yayıldığı bu yüzyılda, her birimiz aslında birer “SAVAŞÇIYIZ”, muhatabımız yel değirmenleri bile olsa… Savaşmalıyız!
Yarışmalar da eğlence programları gibi haftanın her gününü sardı ve yarışmalarda para dağıtılmaya başlandı. Bu da yetmeyince, televizyon, çamaşır makinesi, tencere takımları, yemek takımları, altın takılar, -erkeklerde unutulmadı tabi- motorlu bisiklet, ev, araba… Televizyona bağımlılık bir şekilde - başarıyla - sağlanıyordu. Ne yazık ki reklâmlarla da desteklenerek insanlar maddeci anlayışın tam ortasına doğru sürüklendi. Oysa maddecilik, bizim hayatımızı kolaylaştıran, yeteri kadarı iyi olan, fazlası bağımlılık yapan bir yaşam tarzıdır.
Yarışmaların da izlenme oranı düşünce, baktılar kumsallardaki deniz suyu çekiliyor. Bi’şey yapmalı… Gece yarılarına kırmızı noktalı programlar konuldu. “On sekiz yaşından küçükler izleyemez.” denildi, tüm on sekiz yaşından küçük olanların daha çok ilgisini çekeceğini hesaba katmadan. Ya da amaç buydu ve “amaca ulaşıldı” Arkadaşımın telaşla; “Gece televizyon izledik, erkek erkeğe ilişkiye giriyorlardı!” dediğini, hatırlıyorum. Aradan on yıl geçti, şimdi ise etrafımda cinsel kimlik sorunu ile yaşayan ve nefes alamayan insanlarla yaşıyorum. Oysa öpüşme sahnesi dahi çıksa başını öne eğen çocuklardı bu neslin çocukları. Utanmayı biliyorlardı, utanmayı bilmeyen büyüklere inat.
Şimdi ise ayakta alkışlıyorum sizleri; ama protesto için. Amacınıza bu kadar başarılı ulaştığınız, utanmayı bilen (akıl, irade ve utanmadır insanla hayvan arasında ki çizgiyi koruyan) bir nesli kırmızı noktalı programlarla ve daha sonra özel şifreli kanallarla ruhlarını geri çağrılmayacak şekilde satın aldığınız için, ayakta alkışlıyorum sizleri.
Şunu bilin! Ne kadar net bir görüntü ile yayın yapsanız da benim için renginiz hep karanlık kalacak ve bir gün ümit ediyorum ki “YOK” olacak…
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com