Aşağıda sözü geçen mektubu annem izmir’e taşındıktan sonra evi temizlerken buldum. Mektup bu kerede Amerika’da oturmak istediğine karar vermiş olan anneme (o zamanlar bende halen Amerika’daydım ve ısrarla istediği için kendisinin vize işlemlerine yardımcı olmuş ve onu yanıma aldırabilmiştim) o zamanlar henüz 16 yaşında olan ve lise son sınıfa giden en küçük kız kardeşim tarafından yazılmıştı.
Her zamanki gibi yazıları inci tanesi gibiydi. Çok çalışkan, zeki, titiz, ince fikirli bir kızdı kardeşim, yufka gibi bir yüreği vardı ve her zaman çok sevilmek istiyordu. Belki de bunun nedeni evin en küçüğü olmasından kaynaklanıyordu.
Eski tahta tabanlar üzerine serdiğim geçmişin tozlu anıları arasına sessizce oturup mektubun önüne arkasına iyice baktım. Evirdim çevirdim. Aradan 14 yıl geçmiş olmasına rağmen yaprak beyazlığını yitirmemişti. Arkama aldığım pencerenin arkasından süzülen akşam güneşi mektuba vuruyor ve onu saydamlaştırıyordu.
Sevgili Anneciğim diye başlıyordu mektup ve seni öyle çok özledim ki anlatamam diye devam ediyordu. Seni üzmek istemiyorum senin canının sıkılmasını istemiyorum demem o ki anneciğim sen kendine çok iyi bak olur mu ve anlatacaklarıma sakın ama sakın üzülme çünkü birde senin üzülmeni hiç ama hiç istemiyorum. Son iki gündür canım çok sıkılıyor. Ablam üzerime geçen sabah bıçakla yürüdü (kardeşimin burada bahsettiği ablamız en büyük olan ablamız ve kendisine 19 yaşındayken şizofren tanısı konmuştu ve ileriki dönemlerde ilaçlarının kendisine epey yardım ettiğini bildiğimiz halde iyi olmak istemediği için hiç iyi olmadı diyebilirim ama bu mektubun yazılmış olduğu 1994 yılına nazaran çok iyi olduğunu belirtmek isterim) babam işteyken ve
bende okuldayken üst kattaki arkadaşım Hatice var ya, işte onun babası ablamı evden çok uzak bir yerde görmüş ve motorunun arkasına bindirip eve getirmiş, şimdilik bu konuyu babama anlatmıyorum. Sakın sende söyleme, onun üzülmesini istemiyorum.
Babam da seni çok özlüyor, bazı sabahlar okula giderken saçlarımı örmeme yardım ediyor. Saçlarım çok kısa olduğu için ve okul kurallarına göre de çok uzun sayıldığı için onları belik yapmak zorundayım ve bazı sabahlarda bunda çok zorlanıyorum. Babamın eli bu işe epey yatmaya başladı ve sanırım hoşuna gidiyor ve bir yandan beliklerimi örerken diğer yandan dertleşiyor benle. Senden şikâyetçi oluyor. Üzülesin diye söylemiyorum o da seni benim kadar çok özlüyor.
Umuyorum orada gerçekleştirmek istediklerini bir an evvel yoluna koyar ve bizi de bir an evvel oraya aldırtabilirsin. Babam, kızım sen üniversite sınavı çalışmalarını sakın ihmal etme diyor. Amerika falan hepsi boş diyor.
Babamın balık işleri bu aralar iyi gidiyor ama yazın köydeki eve taşınmak istiyor yine. Tarlaları ve köyü ne kadar çok sevdiğini bilirsin. Gerçi bende alıştım artık ya da onu yalnız bırakmak istemiyorum bilmiyorum. Fikrinden caydıramazsam yazın hep birlikte köye taşınabiliriz. Şimdiden haberin olsun istiyorum ama bizi sakın merak etme. Hani bazen Allah sevdiği kullarına acı çektirirmiş derdin ya anne biz Allahın çok sevgili kullarıymışız.
Seni çok seven ve çok özleyen en küçük kızın seçil diye biten mektup beni de bitiriyor.
Artık güneş son nefeslerini tüketiyor. Mektup saydamlığını yitirdi. Ağır vücudumu tozun toprağın içinden yukarıya çekip ayağa kalkıyorum. Mektubu özenle bir eski bir sehpanın üzerine bırakıyorum. Ama onu atamıyorum. Unutmuyorum. Unutamıyorum. Asla unutmam. Anılarımızı ve büyüklerimizin hatalarını süpürmeye bıraktığım yerden devam ediyorum.