…_Onların adına dizi deniliyor bacım. Yerli ve yabancı diye ikiye ayrılıyor. Hangisinden vereyim yerli, yabancı? Seçim şansınızda var ha! Duygusal, şiddet, komedi, gerilim, sosyal sorunları içeren bile var.
_ İyi ya madem ben şu “Tilkiler Tepesini” alayım. Hangi gün oynar bu?
_Haftanın her günü oynar abla, en iyi diziyi seçtin valla…

Televizyonlarda, böyle bir seçim şansı bile sunulmadı insanlara. “Ne izlemek istersin?” diye, sorulmadı. Biri belki kale alır söyleyeyim: “ Ben dizi izlemeyi sevmeyen biriyim.” Başka bir şey izleyim diyorum ama ne yazık ki bu konuda kumanda bile bir işe yara(ya)mıyor. Nasıl olsa diğer kanalda da aynı program klonlanmış gibi seyir halinde akıyor.

Sıcak Saatler, Asmalı Konak, Kurtlar Vadisi, Aliye, Avrupa Yakası, Yaprak Dökümü, Doktorlar, Arka Sokaklar, Pars Narko Terör, Hatırla Sevgili, Kavak Yelleri, Annem, Evlada Rumeli, Sevgili Dünürüm… Aslında yazacaklarımda dizinin adı hiç önemli değil, çünkü hepsinde su tüketilir gibi alkol alınıyor. “Sağlıklı bir nesil için dizilerde bol bol su içirin.” denilse, yapmazdınız ya, neyse! Rolünü üstüne pekte iyi oturtmuş, izleyicinin kalbinde kendine yer bulmuş başkarakterimizin elinin ve ağzının alkolle buluştuğu kareler cımbızla seçilir gibi büyük bir özenle oluşturuluyor. Adamımız ya sevgilisinden ayrılıyor, ya ağzı kulaklarına fiyonk olmuş ya da işler yolunda değil pek efkârlı… Nedir derdiniz, her anlamda alkole bağımlı bir gençlik oluşturmak mı?

Özendirici bir hayat var dizilerde. Sanki herkes zengin, herkes köşklerde oturuyor, herkes patron ya da patroniçe… Kılık kıyafetler en güzelinden seçilmiş, saçlar, makyajlar, kahvaltıda ve yatakta uyurken bile makyajlı bulunuyor hatunlar. Sonra çok kü
çük yaşlarda bu kadar özentili duran yetişkinliğe özlem duyuyor çocuklar ve saçlar daha 15 yaşında boyatılıyor.

Tüm kanallar kendilerine düşen en büyük payı reklâm sayesinde kazanıyor. Artık sanal olanları bile var. Reklâm arası dizi izleyenler için başka işlevi de var reklâmın; inceltilip kırılmak istenen konularda “reklâm” zımpara görevi görüyor. Reklâmlardır maddeci anlayışı hayatımıza sokan. Reklâmlardır kusursuz kadını ve kadın güzelliğini kullanıp insanların -erkek ya da kadın- psikolojik girdaplara sürüklenmesine sebep olan. Yine reklâmlardır cinsel istismara hız veren. Bence televizyonun adı bundan sonra “çaktırmadan” olsun. Çünkü bir toplum bu kadar mı kolay her anlamda çürütülüp, kokuşturulur ya hu!

Diziler izlenmeye devam ediliyor. İstekler artıyor. Kocalar memnun değil eşlerinden, güzel değiller bi’kere, eee bakımsızda sayılırlar, bak bu en önemlisi -zira televizyonlarda kadınlar böyle kilolu mu?- zayıflamaları lazım. (Dünyaya üç çocuk getirmiş bir kadının biyolojik olarak yirmi yaşındaki gibi zayıflaması imkânsız. Haaa çok paran varsa bilemiyorum.) Kadın da artık çok memnun değil bu yaşamdan. Evde çok sıkılıyor, sosyal aktivitesi bile yok. Oysa o en gösterişli arabalarla dolaşmak, en iyi güzellik ve spor salonlarında vakit geçirmek, sonrasında ise en lüks mağazalarda hesapsız paralar harcamak istiyor. Televizyon dizilerinde kadınlar öyle yapıyor. Ne zaman kızılsa kocaya önce güzellik salonuna ardından alış verişe gidiliyor. Gel gör ki kadın evde ve aciz hissediyor kendini. Sonra eşler arasında oluşan sevimsiz tartışmalar ve boşanmaya kadar sürüklenen geçimsizlikler salınıveriyor evlerin mutfak, salon ve yatak odalarına. Boşanma sebebi; “Şiddetli geçimsizlik.” yazılıyor, her birinin mahkeme dosyasına…

Neden acaba, neden acaba, neden acaba…

Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com