Tatil Dönüşü
Griydi hayatım, donuk, renksiz ve soğuk. Neden böylesin derlerdi zaman zaman, belki de sıklıkla. Ne cevap vereceğimi bilemezdim, ben buyum derdim ve geçiştirirdim. Sürekli giydiğim soluk gömleklerin tonlamasından kaynaklandığını ileri sürerlerdi, belki de öyleydi, ne yapabilirdim ki. Kimi zaman buna inandım ya da başka birşeyde gizliydi yanıtı. Hayır, Hayır ben bu değildim ki, ben hiçbir zaman böyle değildim. Yanılıyordum, kendim hakkında yanlış kanılara inandırılıyordum, neredeyse kandırılıyordum. Hayat, şimdi hatırlayamadığım ama yakınlarda olduğunu gayet iyi bildiğim bir zamanda beni kendine uydurmuştu, evet evet beni uydurmuştu, ben uyduruk bir adam olup çıkmıştım.
Her şey tas tamam yerinde görünüyordu. Sayıp saçmaladığın zaman 4x4 lüktü her şey. İyi bir iş, iyi bir ev, iyi bir eş, güzel bir kız çocuğu. Sayıp saçmalayınca kulağa hoş gelen bir tarif, gıpta bile edilebilir aslında. Her şey yerli yerinde olması gerektiği gibi. Çok değil 3 yıl olmuş bu tabloyu çizmişim emek emek. Çizmişim , yaaaa işte yakaladım seni, tabloyu sa-de-ce çizmişim. Hani renkleri, tonları, ışıkların ve gölgelerin dansı, hani nerde bu tablonun sesi, neşesi, nerde imzası, eğer ki bu bizim tablomuzsa, bizim olmalı, bizden olmalı, onu bizim kılan bize ait farklı bir şeyler olmalı… Bense sadece çizip bir kenara bırakmışım. Ne aşkla boyamışım, ne de haz alarak imzamı basmışım üzerine…Ne olduğu, kime ait olduğu, nasıl olduğu belirsiz, değersiz… Özensizce, tozlara kurban etmişim o güzelim tablomu, her şeyimi, her bir zerremi, öylesine terk etmişim, farkında olmadan, olamadan…
" PEKİ NEDEN BÖYLE OLDU DERSİNİZ ? ;
Gelin açık seçik konuşalım onu da;
Şeffaf olsun, mütevazi olsun , açık saçık olsun kelimeler,
Belki sizden bir şeyler de vardır içerisinde, kim bilir…
Haydi gelin ne olur !!! vakit kaybetmeyelim…"
Ne garip şeydir şu çalışmak. Hayatını tanımadığın ve sana gayet yabancı bir adamın işlerini kotarmakla, açıklarını gediklerini kapatmakla, angaryalarına koşturmakla ve o yabancının ailesiyle daha iyi bir yaşam sürmesi için sana ait olmayan bir cebi doldurmakla geçirmek; -çalışmak haaa - … Neden zamanımı kendi ailemle geçirmiyorum da neredeyse bütün günümü bu soytarılığa adıyorum… Neden bir yabancının refahı için kendimi paralıyorum ve kendi ailemi daha mutlu, daha huzurlu kılmak adına bir şeyler yapamıyorum… Adalet bunun neresinde , hak hukuk bunun neresinde… Masa başında geçirdiğim onca MESAİ, düşününce giderek ağırlaşıyor , devleşiyor, bir canavara dönüşüyor, beni, çok değerli zamanımı, yuvamı, hayatımı yalayıp yutuyor, benim olan ne varsa hayasızca , hoyratça benden çalıyor… Üzülüyorum silkinmek, haykırmak , zincirleri kırıp atmak istiyorum… Özgürlüğümü istiyorum , beni azat etsin artık bu düzen… Beni ; bana ve aileme bağışlasın istiyorum… Eşimi, kızımı daha çok öpüp koklayabileyim, onlara daha fazla vakit ayırabileyim, güzel kokuları nefesimden hiç eksilmesin istiyorum…Olmuyor yapamıyorum, kolumu kanadımı bağlamışlar, kanımı emiyorlar, gücümü kuvvetimi kendi menfaatleri için sömürüyorlar…
Ama ben ölmedim, hala yaşıyorum , nefes alıyorum, düşünüyorum, inanıyorum. Sabırla bekliyorum, kendime ait o tatlı ve keyifli yaşamı kurmayı, dünyayı yeniden programlamayı, her şeyi sil baştan yaratmayı…Ümit ediyorum, umudum var, inancım var, ahtım var, UKTEM var UKTEM…Özgürlüğe yeminim var…
Hayatımı uçuruma ittiğim , kendimi kaybettiğim yere geri döndüm… Yeniden başlamak ve bir şeyleri değiştirebilmek ümidiyle , bıraktığım yerdeyim, kaldığım yerdeyim, ipin ucunu kaçırdığım yerdeyim; bakın nerdeyim…
Gözlerimi açtım, köpük köpük suların arasından desenli bir hale bürünmüş kumları gördüm… Deniz kabukları olurdu bizim oralarda, ama bu sahilde bırakın kabukları tek bir taş bile yoktu…Gözlerim aradı aradı aradı, ama nafile hiç deniz kabuğu yoktu etrafta….Benim için ayrı bir önemi ,değeri, ironisi vardı kabukların…Suyun dibine dalarak avuçlarımın içine aldığım her kabuk, bir batıkta ele geçirilmiş paha biçilmez bir HAZİNEYDİ benim için. Cilalı parlak kabuklar, tırtıklı kabuklar, yassı ve pes pembe kabuklar, uğultulu deniz kulakları, hepsi birbirinden özel, tarifsiz güzellikte, eşsiz…Öyle hissederdim her zaman, heyecanlanırdım…Kulaklarım patlayacak gibi olsa da basınçtan, ağzımdan burnumdan kan gelse de, bu TUTKUNUN önüne geçemezdi hiçbir şey… Deniz kabuklarını tek tek , özenle toplar sonra da sevdiklerime verirdim…Bu sularda hiçbir şey yoktu ama olsun varsın, suların koynunda olmak bile yetti uçurumun kıyısından dönmek için. Ruhumu umutla yükseltmek , manzarayı görmek ve yıkıma uğramış mabedimin hasar tespitini yapabilmek için bu kadarı da yeterliydi…
Güneşe sundum ölü bedenimi, hiç hesapsız ; Dalgalara takılırken, yosunlara bulaşırken, kumları yalarken, köpüklere sarılırken, AŞKIMIN ıslak gözlerine bakarken buldum kendimi…Güneşle oynaşırken yeni güne uyandım kabuslarımdan…Yeniden, yine ben, o çok ama çok özlenen, asla eskimeyen, çelik gibi sağlam ve kristaller kadar pırıltılı, heyecan dolu, SEVGİ DOLU, AŞK KOKULU, zaman zaman buğulu, puslu , gizemli …
DENİZ KABUKLARINI BULAMADIM BU KEZ AMA OLSUN VARSIN; BAKARMISIN LÜTFEN !
KABUKLARI ARARKEN NELERİ BULDUM; … TÜM KAYBETTİKLERİMİ….
KARAKALEM ÇİZİP BİR KÖŞEDE UNUTTUĞUM TABLOMUN TÜM RENKLERİNİ…
HATIRLADIM, ÇOK AÇIK VE NET…
EKSİK OLAN ŞEYİN NE OLDUĞUNU BİLİYORUM ARTIK….
KENDİMİNKİNİ DEĞİL DE BAŞKA BİRİNİN HAYATINI YAŞIYORMUŞUM HİSSİ VEREN HATAYI BULDUM SONUNDA…ne karın ağrısıymış ama !!!
PROGRAMDAKİ AÇIĞI YAKALADIM, O SİNSİ VİRÜSÜ KEŞFETTİM…
HER GEÇEN GÜN BENİMLE BESLENEN VE BENİ ZEHİRLEYEN MİKROBU YAKALADIM ENSESİNDEN…İNTİKAM ATEŞİNİ YAKTIM ÖZGÜRLÜĞE HAYKIRARAK…İSYAN BAYRAĞINI ÇEKTİM GÖKLERE DALGA DALGA…VE ONU YENDİM…BU BENİM KADERİM…YENDİM ONU…ZAFER BENİM…
İŞTE BENİM PANZEHİRİM ;
Yaşadığım her ayrıntı benim olmalıydı, benden olmalıydı, bana ait olmalıydı, ÇAĞLARIN HAYATI ÇAĞLAR gibi olmalıydı…Açıkçası her şeyin altında benim İMZAM olmalıydı, benim SLOGANIM, benim inandıklarım olmalıydı… Benden bir parça mutlaka olmalıydı…ÇAĞLAR GİBİ, ADAM AKILLI ÇAĞLAR GİBİ OLMALIYDI…
Kendimi teslim etmişim farkında olmadan düzenin çarklarına, KOPYA ve UYDURUK bir hayat inşa etmişim farkında olmadan, kandırılmışım , kanmışım, gafil avlanmışım, Tanrım ben ne kadar safmışım…
Oysa ki ne müthiş bir geçmişim vardı benim, BENİM DİYORUM ÇÜNKÜ kendime HAS tamamen bana ÖZEL bir geçmişin vardı. Ama ben bir anda onu bu kahpe düzene sattım, yabancı ve uyduruk bir hayatı yaşar oldum… Neyse ki çok geçmedi üzerinden.. Hala ümit var, hala umut var hem de sonuna kadar… İŞTE BEN GELDİM…GERİ GELDİM….ESKİSİNDEN DE DONANIMLI VE ÖZEL…BU BENİM HAYATIM, BUNLAR BENİM RENKLERİM, İŞTE BU GERÇEKTEN BENİM İMZAM…Eşime selam olsun, kızıma selam olsun, yakınlarıma ve arkadaşlarıma selam olsun, bu satırları okuyanlara selam olsun….
BULDUM ARKADAŞ BULDUM;
VALLAHA BULDUM;
DENİZ KABUKLARINI ARARKEN KENDİMİ BULDUM….
Çağlar AKDAĞ