... “Oh be hafta sonu geldi.” diye, hiç sevinmeyin. Hani TV karşısına kurulup televizyon izlemek gibi bir planınız varsa, iptal edin. Çünkü, hafta sonları magazin programları bütün yapaylığıyla karşınıza çıkıyor. Gelip geçici gündem oluşturmak ve gündemde kalmak için kiralanmış sevgililerle boy göstermeler, evlenmeler, ayrılmalar, kavgalar, kim nerede, kiminle, nasıl ne yaptı ve kim daha şıktı salaklıkları… Bana ne kardeşim! Kim ne yaparsa yapsın. Bana sanat için yaptığı etkinlikleri yayınla. Bana ne, çapkınların hangi güzelle birlikte olduğu. Bana ne, nereye ne kadar para harcayıp, nereden giyindikleri. Bana ne! Ya da sana ne?
Tamam, meraklı bir toplumuz. Olur olmaz her şeyi merak ediyoruz. Ama bunu olumsuz kullanmanın yerine pekâlâ bilgi kaynaklı programlar yayınlayabilirsiniz. Aslına bakarsanız merak güzeldir. İçinde saklı kalmış çocuk merakını öldürmemek insanı hayata karşı dinç ve farklı kılar. Unutmamak lazım ki, meraktır insanları bilim adamı -kadını- yapan.

Magazin programları, kadının sesi programları, bir şekilde özel hayata saygı tüketildikçe tüketildi. Artık insanlar başkasının hayatına burnunu sokmayı kendi görevleriymiş gibi düşünmeye başladılar.

Gelelim kolay para ve ün kazandıran yarışma programlarına. Yetişkin sayılabilecek, eşit sayıda ki kadın ve erkeği bir eve yerleştirdiler. Programın adına “Benimle Evlenir misin?“ denildi. Kimsenin “Bu d
a ne ya hu!” diye, gıkı çıkmadı. O dönem en çok izlenen program oldu. Bu programlar sayesinde kolay para kazanmak ve ünlü olmakta kolaylaştı. Geç kalınmadı tabi. İzleyiciye hemen programın gelişmiş modelleri sunuldu. Benimle kaçar mısın, kaynana dayağı ister misin, evlenelim mi, ayrı mı kalalım? Vıdı vıdı yani…

İnsanların kafasını gereksiz şeylerle meşgul etmeyi hep başardılar. Bu başarıları; starım olur musun, biz star avlarız, avlanmak ister misin, türkü de söyler misin, yarışmalarıyla devam etti. Özellikle özel hayatı karışık ve içinden çıkılmaz bir hal almış olanları bu yarışmalara yarışmacı olarak seçtiler. Yani bir şekilde magazin oluşturmaya devam ettiler. Kolay para ve ün kazanmak ümidi ile milyonlarca genci yok yere arkalarından sürüklediler. Yarışmalarda yarışmacı olarak bulunanlar, yarışmalar bitince unutkanlık sürecine yenik düştüler. Her biri unutuldu. Çünkü hemen o programın arkasından yeni yarışmalar –dansa var mısın, dans edebilir misin?- ve yarışmacılar televizyon ekranlarında yerini aldı.

Bir pervasızlıktır gidiyor televizyon kanallarında. “Bu kadar cesareti nereden alıyorlar?” Açıkçası bu sorunun cevabını çok merak ediyorum. Çünkü özellikle son yedi yılda televizyonlarda yayınlanan programlara karşı bu kadar şikâyet varken bu şikâyetlere karşı sorumsuzluğun dozunun her geçen gün arttırılması, kafamda soru işaretlerine neden oluyor. Sahi, bu kadar pervasızca yayın yapma cüretini nereden buluyorsunuz?

Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com