- AnaSayfa
- Hikayeleriniz
- Korku mu?
Korku mu?
- Yazan Mahmut Yücel
- Yayın Tarihi 09/26/2008
- Hikayeleriniz
- Henüz Değerlendirilmedi
Mahmut Yücel
hayat-nefes,yaşam-güzel,insan-gizem,-ben-bilinmez,aşk-kayboluş,ses-müzik,su-deniz,uzak-ay,spor-akıl..
Mahmut Yücel tarafından yazılmış tüm yazılardevamı var..
Biliyor musun? Sende bende olması gereken bir şey var dedi gecenin karanlığında belli belirsiz suretiyle uzun boylu, siyah pardösülü, balıkçı kazağı olan adam. Konuşurken ağzından çıkan nefes alışverişlerinin getirdiği dumanlar havada önce sert bir şekilde çıkıyor sonra birden yok oluyordu. Sokak lambası olmasaydı birbirlerini göremezlerdi belki de. Hava soğuktu, öyle böyle değil çok soğuk. Kadın ağzını açtığında sanki dişlerini birbirine vuruyormuşçasına konuştuğunu gördü. Kadın siyah deri bir mont ve mavi bir Blue Jean giymişti. Ellerinde siyah eldivenler ve başında siyah bir bere vardı. Yorgun olduğu her halinden belliydi. Konuşmakta ve hareket etmekte güçlük çekiyordu. Sokak lambasına yaslandığında havanın ne kadar soğuk olduğunun tekrar farkına vardı. Sıcak bir şeyler istedi o an. Kafasını kaldırdığında adamın ona daha doğrusu gecenin karanlığında olsa bile gözlerinin içine baktığını gördü. Derinlere bakan o parlak gözler. Kendi gözlerinde ıslaklık hisseder gibi oldu zor tuttu kendini ve beresini düzeltti. Adama ne istediğini sordu. Bunu sorarken aslında keşke her şey daha farklı olsaydı diye düşündü.
Ağır adımlarla yürüyordu kızgın toprak üzerinde bazen ayaklarını da sürterek. Güneş tepesinden vuruyordu yukarıda, burnunun ucuna düşen ter damlacıklarını bazen elinin tersiyle siliyor yürümeye devam ediyordu. Bir yandan geride bıraktığı şeyleri düşünerek iç çekiyor bir yandan da doğru olanın bu olduğunu düşünerek kendini teselli ediyordu.
Artık otobüslerin bulunduğu alana varmıştı. Çok fazla insan yoktu öğlen vakti. Bir kaç simit satan çocuk, elleri her zaman olduğu gibi boyalı ve derin çatlak
lara sahip ama işini yapma heyecanı ve alacağı boya parasını düşünerek elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışan 60 yaşlarında bir ayakkabı boyacısı vardı. Boyacının önünden geçerken ayakkabılarına bakacağını ve boyayalım mı diyebileceğini düşünerek ama hiçbir soruya cevap verme psikolojinde olmadığını da bilerek mümkün olduğunca adamdan uzak bilet gişelerine doğru ağır olan adımlarını biraz daha hızlandırarak yürümesini sürdürdü.
Eylem uyandığında öğlen olmak üzereydi. Yataktan çıkmak istemedi bir süre. Biraz soluna yattı biraz sağına doğru pozisyonu bulana kadardı, artık sırt üstü yatıyordu gözleri odasının tavanındaydı ve artık uyanmıştı. Ender aklına geldi. Şimdi nerede ve ne yapıyor dedi kendine.
Birisini bulmuş mudur kendisine? Acaba diye düşündü sonra. Öyle ya biten bir ilişkiden geçen Bir yıldan sonra beni bekleyecek değil ya hala dedi biraz tebessüm etmeye çalışarak. Sonra durdu birden. Elleri buz kesti belki daha önce hayal ettiği böyle bir şeyin gerçekten olabileceğini bu kadar inandırıcı bulmamıştı ama şimdi ne olduysa çok farklı hissediyordu kendini. İlişki süresince terazinin ağır kısmını kapladığını biliyordu. Zaten ayrılanda kendisi değil miydi? Peki, şimdi ne oluyor bana diye paniğe kapıldı. Tavan üstüne çökecekmiş gibi oldu birden. Gözleri karardı kalbi hızla atmaya başladı. Bir yandan neden böyle olduğunu anlamaya çalışırken diğer yandan Ender in silueti geldi gözlerinin önüne. Sanki film şeridi gibi geçiyordu her şey ardı ardına. Durmak bilmeyen freni patlamış bir araba gibiydi her şey. Bir yıl evet bir yıl oldu bugün dedi. Ve ben aslında bir şeylerin farkına yeni mi varıyorum acaba dedi kendine. Sakin olmaya çalışıyordu, bunun farkına vardı. Sanki kendini bu şekilde koruması gerektiğini söylüyordu bir şey.
Ağır adımlarla yürüyordu kızgın toprak üzerinde bazen ayaklarını da sürterek. Güneş tepesinden vuruyordu yukarıda, burnunun ucuna düşen ter damlacıklarını bazen elinin tersiyle siliyor yürümeye devam ediyordu. Bir yandan geride bıraktığı şeyleri düşünerek iç çekiyor bir yandan da doğru olanın bu olduğunu düşünerek kendini teselli ediyordu.
Artık otobüslerin bulunduğu alana varmıştı. Çok fazla insan yoktu öğlen vakti. Bir kaç simit satan çocuk, elleri her zaman olduğu gibi boyalı ve derin çatlak
Eylem uyandığında öğlen olmak üzereydi. Yataktan çıkmak istemedi bir süre. Biraz soluna yattı biraz sağına doğru pozisyonu bulana kadardı, artık sırt üstü yatıyordu gözleri odasının tavanındaydı ve artık uyanmıştı. Ender aklına geldi. Şimdi nerede ve ne yapıyor dedi kendine.
Birisini bulmuş mudur kendisine? Acaba diye düşündü sonra. Öyle ya biten bir ilişkiden geçen Bir yıldan sonra beni bekleyecek değil ya hala dedi biraz tebessüm etmeye çalışarak. Sonra durdu birden. Elleri buz kesti belki daha önce hayal ettiği böyle bir şeyin gerçekten olabileceğini bu kadar inandırıcı bulmamıştı ama şimdi ne olduysa çok farklı hissediyordu kendini. İlişki süresince terazinin ağır kısmını kapladığını biliyordu. Zaten ayrılanda kendisi değil miydi? Peki, şimdi ne oluyor bana diye paniğe kapıldı. Tavan üstüne çökecekmiş gibi oldu birden. Gözleri karardı kalbi hızla atmaya başladı. Bir yandan neden böyle olduğunu anlamaya çalışırken diğer yandan Ender in silueti geldi gözlerinin önüne. Sanki film şeridi gibi geçiyordu her şey ardı ardına. Durmak bilmeyen freni patlamış bir araba gibiydi her şey. Bir yıl evet bir yıl oldu bugün dedi. Ve ben aslında bir şeylerin farkına yeni mi varıyorum acaba dedi kendine. Sakin olmaya çalışıyordu, bunun farkına vardı. Sanki kendini bu şekilde koruması gerektiğini söylüyordu bir şey.