Konunun daha iyi anlaşılması için örnekle açıklayacak olursak; karayolu üzerinde park halindeki bir aracın üzerine balkondan saksı düşmesi nedeniyle zarar görmesi trafik kazası sayılmazken, başka bir aracın çarpması nedeniyle zarar görmesi trafik kazasıdır. Bir traktörün tarlada çift sürerken devrilmesi sonucu zarara uğraması trafik kazası olarak değerlendirilmezken, taşıt yolunda ya da bankette giderken devrilmesi ve aracın veya sürücünün zarar görmesi trafik kazasıdır.

Kazanın tanımı ise; ani olarak meydana gelen, önceden olacağı tahmin edilemeyen, önlenmesi çoğunlukla mümkün olan ölüm, yaralanma ve maddi hasarla sonuçlanan olaylardır. Kazaların en önemli özelliği, büyük çoğunluğunun insanların dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden, ihmalkârlığından ve bilgisizliğinden kaynaklanmasıdır. Demek ki trafik kazalarının önlenmesi için sürücüler, yayalar, yolcular olarak bizlere çok büyük sorumluluklar düşmektedir. Özellikle sürücülerimizin eğitilmesi ve bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Sürücü olmak isteyen yurttaşlarımız, sürücü kurslarına müracaat etmekte, kısa süreli bir eğitime tabi tutulmaktadır. Bu eğitimin süresi kısa olmasına rağmen, çok olumlu sonuçlar alınmış, 1990’lı yıllarda 1.5 milyon motorlu taşıt varken, 8 bin kişi trafik kazalarından dolayı hayatını kaybediyordu. Fakat sürücü belgelerinin bir eğitim neticesinde verilmesi ile ölüm sayılarında düşme olmuş, 3 binler seviyesine gerilemiştir. Bu durum sevindirici olmakla beraber yetersizdir. Bugün gençlik, eğitim politikalarındaki yanlışlıklar nedeniyle bunalıma, şiddete  itilmiş; okullarda çeteleşme ve kavga ortamı doğmuştur. Sürücü kurslarına gelen gençlerde şiddet ve hırçınlık gözlemekteyim. Kısa süren eğitim döneminde olumlu yönde davranış değişiklikleri verebilmekteyiz. Sürenin yetersizliği, eğitimin bitiminde trafik magandalarının bu güzel davranışlardan vazgeçirme çabaları, özenti, ailenin sahip çıkmaması, yetkililerin yanlışlığın üzerine gitmemeleri, acelecilik, alkol kullanımı ve yasal izinin yüksek olması (0.50 promil), bencillik, görgüsüzlük vb. nedenlerden dolayı trafikte de trajik olaylar yaşamaktayız.

Çözüm ne olabilir?

Her şeyden önce Milli Eğitim Bakanlığı okullarda şiddete çözüm bulmalı, sorunlu değil, sorumlu bir gençlik yetiştirilmelidir. Her sene değişen eğitim sistemi, öğrencilerde tutarsızlık ve sorumsuzluk meydana getirmektedir. Tabii ki gelişen ve değişen bilgiler anında müfredata girmeli, gelişime açık olmalıyız. Ama not ve sınıf geçme sistemi, af durumları, plansız ve tutarsız eğitim politikaları gençlikte psikolojik sorunlar ortaya çıkarmaktadır. Geleceğin büyükleri, idarecileri olacak çocuklarımız çevre güvenliği olmayan okullarda hızla şiddete itilirken; okul ve çevresinin güvenliğini sağlama yönünde yeterli çaba gösterilmemektedir. Ayrıca hayali kahramanlara özenen, model arayışı içinde olan, bu modeli de çoğunlukla medyada ki sanal karakterlerde ve çevredeki reis ya da delikanlılarda bulabilen çocuklarımıza çok iyi psikolojik danışmanlık, rehberlik hizmeti verilmelidir. Maalesef okullardaki rehber öğretmenlerin çoğu hem yetersiz, hem de duyarsızdır. Hal böyle olunca her alanda olduğu gibi  trafikte de, saygısız, bencil, ani duruş kalkış yapan, aşırı hız yapma eğilimli, en ufak olayda kavga ile çözüm arayan şiddet görüntülerini görüyoruz. Liseden mezun olan ya da okuyan gençler 18 yaşını bitirir bitirmez sürücü kurslarına müracaat edip belge almak istemektedir. Aileler çocuklarına araç vermemeli, önce okul, sonra sürücü belgesi ve araç diyerek tutarlı bir davranış sergilemelidir. Bakıyorum  ortaokul-lise çağındaki çocuklar bir otomobile binmişler, ellerinde sigara, kiminde bira sokaklarda saatlerce tur atıyorlar. Anne - babanın haberinin olmaması mümkün değil! Seyirci kalmak çocukları hem okuldan soğutuyor, hem de zararlı arkadaşlar ve alışkanlıklar kazandırıyor.

Ey anne ve babalar; evladımızı başıboş bırakmayalım, onlara aracımızı vermek iyilik değil, çok büyük bir fenalıktır. Çünkü bu çocuğun üniversiteyi kazanması, hatta liseyi bitirmesi çok zayıf bir ihtimaldir. Ayrıca araç kullanırken çevremizde yanlış yapanlara özenmek, davranış bozukluğudur. Kurallara önce kendimiz uyalım, etrafımızda çok şeyin değiştiğini göreceğiz.

Buradan trafik ile ilgili yetkililere sesleniyorum, aman görevinizi iyi yapın. Hız sınırlarına uymayanlar, alkollü araç kullananlar, trafiğe çıkması sakıncalı araçlarla trafiğe çıkanlar, aşırı yükleme yapanlar gibi trafikte tehlike meydana getirenler görmezlikten gelinmemeli, mutlaka cezalandırılmalıdır. Unutulmamalıdır ki eğitimden sonra en önemli unsur denetimdir. Ticari araç kullanıcıları için mutlaka psikoteknik test uygulaması yapılmalıdır. Ancak testten olumlu sonuç almış olanların ticari olarak yük ve yolcu taşımalarına izin verilmelidir. Otobüs şoförü araçta direksiyonu bırakıp, horon tepiyor, bu ne rezalettir Allah aşkına! Eğer psikoteknik test şartı olsaydı bu sorumsuz şahıs onlarca insanın hayatını riske atamazdı.

Eğer sabırlı, sorumlu, saygılı, dikkatli, kuralları bilen ve uygulayan bir nesil yetiştirebilirsek, istikbalimiz olan evlatlarımızın geleceklerini karartmamış oluruz. Her alanda ve özellikle trafikte trajik olaylar yaşamamak için biraz daha ilgi ve gayret.

Unutmayalım ki trafik hayattır.