Çocukluğu gurbette geçmiş olanlar tatilde memlekete gidebilme özlemi yaşamıştır küçüklüğünde… Okullar kapanmadan başlardı köy hayallerimiz, uyku tutmazdı geceleri; cuma karne, cumartesi sabah otobüste yerimiz çoktan ayırtılmış olurdu… Ve otobüs hareket ettiğinde uğurlar olsun denilerek vuslata ermek için başardı aslında kısa, ama bitmeyecek gibi gelen yolculuk. Hele son kilometrelere yaklaştıkça nedense bir türlü bitmez, yol hep ayakta tamamlanırdı. Nihayet köye gelinirdi, ve yaşasın heeeey özgürlük!!!
Şimdi bakıyorum da bizim çocuklarda da aynı heyecan, aynı duygular, aynı hasret… Nedir acaba bu çocukları da cezbeden? Eşsiz doğa güzelliği ve özgürce hareket edebilmeleri diye düşünüyorum. Ama geçmişle kurulan bağlar ve hatıralar da, bizlere vatan olması da küçük kalpler tarafından hissediliyor olmalı ki, tarif edilemez bir sevgi barındırıyor içimizde.
Bunun yanında kentlerde büyümüş çocukları bekleyen bazı tehlikeli durumlarda bulunmaktadır köylerde. Bunlar; evcil ve vahşi hayvanlar, arı, böcek, örümcek gibi haşarat, suda boğulma, buruna, kulağa böcek ve cisim kaçması, alerji gibi tehlikelerdir.
Çocuklar ve hayvanlar:
• Çocuklar hayvanlara karşı oldukça rahat bir tavır sergilerler. Onlardan bir zarar gelebileceği düşüncesine kapılmazlar. Bu nedenle çocukların evcil ve evcil olmayan hayvanlara karşı nasıl davranması gerektiği konusunda bilgilendirilmesi lazımdır.
• Dışarıda ya da evde hayvanlar kavga ederken onlara müdahale etmemek gerektiğini, bu durumdaki hayvanların insanlara zarar verebileceğini,
• Dışarıda sokakta bulunan yalnız hayvanlara, yanında bir yetişkin olmadan yaklaşmanın doğru olmadığını,
• Bir köpek ya da kedi uyuyorsa onunla oynamanın olumsuz sonuçlar verebileceğini,
• Hayvanlar yemek yerken, onlara ve yiyeceklerine dokunmamak gerektiğini,
• Daha önce hiç görmediği bir hayvana yaklaşmanın doğru olmadığını,
• Hayvanları severken dikkatli olmak gerektiğini, onların kulaklarından, kuyruklarından çekmenin onları incitebileceğini, kızdırabileceğini söylemek ve çocuklara hayvanların nasıl sevilmesi gerektiği konusunda uygulamalı örnekler verilmesi lazımdır.
• Hayvanda bir hastalık olduğunu sürekli salya ya da köpük akıtmasından, yürürken topallamasından ve normal davranışlarının dışında davranışlar sergilemesinden anlayabiliriz. Bunları çocuklara anlatıp, bu durumda onlara yaklaşmanın tehlikeli olduğunu söylemeliyiz.
• Evcil bir hayvanın yeni yavruladığı sırada yavrularını ellemenin doğru olmadığını anlatmalıyız. Hayvanlar yavrularını korumak için saldırabilirler.
• Bir köpek havlayarak üzerimize geliyorsa, ondan koşarak kaçmak yerine, yüzümüzü koruyacak şekilde dizüstü çökerek durmak daha uygundur. Bir köpek kendisinden kaçan bir insanı gördüğünde, o da onu takip edip kovalayacaktır.
• Kedilerin büyük çoğunluğu fazla hareketten hoşlanmaz ve ani hareketlerde asileşebilirler. Bu nedenle kedi ve köpekle oynarken dikkatli olmak gerektiğini ve her iki hayvanında farklı davranış şekilleri sergileyeceğini öğretmek gerekir.
• Yine hayvanlarla oyun oynarken çocuklar özellikle kedileri çok fazla hırpalarlar ve sıkarlar. Bu durumda da kedi de tırmalayabilir ve ısırabilir. Köpekler de ısırabilir. Bu durumda ısırılan yer bol sabunlu suyla yıkanmalı, ısıran hayvan tahlil ettirilmeli, sonuca göre, doktor isteği üzerine kuduz ve tetanos aşıları yaptırılmalıdır.
• Bu hayvanlarla oynayan çocukların tırnakları kısa olmalı, uzatılmamalıdır, oyundan sonra da bol su ile yıkanmalıdır. Bu şekilde parazit tehlikesine karşı önlem alınmalıdır.
Yılan, arı, böcek sokmaları:
• Sokulan yerde iki diş izi varsa bu zehirli yılan ısırığıdır. Belirti olarak; şişme, şiddetli ağrı, deride renk değişikliği ile birlikte, halsizlik, terleme ve şok görülür. Isırılan yerin altından ve üzerinden geniş bir sıkma bağı ile boğulmalı, ısırılan yere soğuk tatbiki yapılmalı ( buz konulmalı) , üzeri temiz bir bezle örtülerek panik yapmadan, kalp seviyesinden aşağıda tutularak sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Eğer yol uzunsa, ısırılan yerin üzeri kanatılarak emilip tükürülmeli, üzeri temiz bir bezle örtüldükten sonra sağlık kuruluşuna götürülmelidir.
• Arı, eşekarısı, örümcek ya da bilinmeyen bir böcek sokması durumunda belirti olarak; sokma yerinde kızarıklık, şişme, ani ağrı, ısı artışı ve ciltte set beyaz kabarcıklar, alerjik reaksiyon varsa; kaşıntı, yanma, döküntü, dudaklar ve dilin şişmesi, solunum yetersizliği, hırıltı, öksürük, karın krampları görülür. Balarısı sokmuşsa derhal iğnesi çıkartılır, bu durumda ve diğer tüm böcek sokmalarında sokulan bölge sabunlu su ile yıkanır. Isırık bölgeye soğuk tatbik edilir (buz konulur). Alerjik reaksiyonlar varsa, solunum yolları açık tutularak varsa antialerjik ilaçlarla tedavisi sağlanır ve derhal hastaneye götürülür.
Alerji:
• Yine bazı çocuklarda, bazı bitki, çiçek polenlerine karşı, ya da hayvanlara karşı alerji görülebilir. Az önce saydığım alerji belirtileri olan kaşıntı, döküntü, dudaklarda ve dilde şişmenin yanı sıra, gözkapaklarında da şişme olabilir. Bu durumu bilinen çocuklar köye giderken tedbirli götürülmeli, antialerjik ilaçlar beraberimizde gidilmelidir.
• Çocukların gözüne küçük sinek, toz ve ot parçaları da kaçabilir. Gözde yanma, şişme ve akıntı meydana gelir. Temiz bir tülbentle, parmak ucu ile bu cisim çıkarılır. Eğer çocuk buna izin vermiyorsa, gözleri kapalı olarak ve ovuşturmadan bekletilmelidir. Gözyaşı ile cismin çıktığı görülecektir.
Suda boğulmalar:
• Tatilin en eğlenceli yanlarından biride yüzmektir. Hele köyde çaya gitmek, olukları olimpik havuza çevirip girmek ne de eğlencelidir. Fakat yüzme bilmeyenleri yosunlu kaygan oluklarda ve akıntılı çay suyunda boğulma tehlikesi beklemektedir. Çocuk su içinde dengesini kaybedip çırpınmaya başlamışsa, derhal sudan çıkartıp, yuttuğu suyu boşalttırmak gerekir. Boğulma soluk borusuna ve akciğerlere su girmesi sonucu oluşur. Bu nedenle suyun çıkartılması gerekir. Eğer çocuk küçükse sol el yumruk yapılarak karın boşluğuna konulur, çocuk diz üzerine yüzüstü yatırılarak, kürek kemikleri arasına vurularak çıkması sağlanır. Yetişkin ise, yine sol el yumruk yapılır, sağ el ile yumruk kavranır. Boğulan kişinin karın boşluğundan kavranarak, başı aşağıda olacak şekilde silkelenir, basınçla suyun çıkması sağlanır.
• Solunum durmuşsa suni solunum yapılmalıdır. Boğulan kişi sırtüstü düz bir zemine yatırılarak, başı geriye çekilir, burnu sol el ile kapatılır. Derince nefes alınıp ağızdan ağza yetişkinlerde dakikada 15–20, çocuklarda 20–30 olacak şekilde suni solunum yapılır. Kendi kendine nefes alıp verene kadar suni solunuma devam edilir.