Malum yurdum insanı en fazla 300–400 kelime, çoğunlukla 200 kelime ile konuşuyormuş ve ülke medyasında kullanılan kelime sayısı ise 800 civarında imiş. Hâlbuki Türkçede 100 binin üzerinde kelime var.
Dil geçmiş nesiller ve gelecek nesillerle bizim için köprü görevi görür. Bu köprünün zayıflaması ya da çökmesi, geçmişte yaşanan olayların, duyguların, yaşayışların, inançların günümüze ve geleceğe aktarılmasını imkânsız hale getirir. Maalesef bugün dede ile torun birbirini anlamakta güçlük çekmektedir. Eğitimciler bu sorunu sınavların test tekniği ile yapılmasına bağlamaktadır. Kutucuklardan birinin seçilmesi ve yorum yeteneğinin körelmesi ile açıklamaktadır. Bunun yanı sıra sms ve msn kullananlar, mesajları ve kelimeleri oldukça kısa yazdıklarından, konuşma diline de bu durumu yansıtmaktadırlar.
Belki diyeceksiniz ki; ne var canım bunda, öyle ya da böyle anlaşıyorlar ya! Bence bu iletişimsizliğin, kin, kavga ve geçimsizliklerin, bölünmenin, bencilliğin, şiddetin, terörün nedeni birbirimizi anlayamamış olmamız, dilimizi köreltmemizdir. Mevlana "Ne kadar konuşursan konuş, bütün söylediğin karşındakinin anlayabildiği kadardır" demiş, çok doğru. Sen ne anlatırsan anlat, ne kadar güzel cümleler ve kelimeler kullanırsan kullan, muhatabın bunları bilmemesi, anlaşmayı imkânsız hale getirir. O nedenle idareten, çat pat konuşmayı bırakmalı, tarzanca bir dil yerine doğru Türkçe kullanmalıyız.
İki yıl önce bir komşumun kızı, 6.sınıf öğrencisi iken 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı törenlerinde okumak üzere Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ni bilgisayar çıktısından okuyor, hazırlık yapıyordu. Baktım ‘’dâhili ve harici bedhahların olacaktır’’ kısmını yanlış olarak ‘’bedbaht’’ olarak okuyor. Acaba neden yanlış okuyor diye kâğıda baktım, yanlışlık yazıda imiş. Yanlış yazmışsın diye uyardım, çok vahim bir cevap verdi; ‘’bu yazıyı Türkçe öğretmenim yazdı’’ dedi. Gerçekten çok endişe verici değil mi ? Sen Türkçe öğretmeni olacaksın, bedhah (hain, kötü niyetli, ihanet şebekeleri) kelimesini, bedbaht (kötü bahtlı, talihsiz) kelimesi ile karıştıracaksın, sonra da gençlerin kültür düzeyini düşük bulup eleştireceksin! Kusura bakma ama öğretmenim, bu nesil sizin eserinizdir!
Bu günlerde her resmi işlemde, sınavda, vergi dairesinde vatandaşlık numarası istenmektedir. Burada bunun faydalarını anlatmak değil maksadım, ama çoğu insanımız bu numaraya Te Ce No (T.C. No) demektedir. Fakat biz bu şekilde kullanmamalıyız. Bölücü örgütün ifade tarzını bilmeden kullanmış oluyoruz. Bunun yerine vatandaşlık ya da yurttaşlık numarası demeliyiz.
Yine eski bakanlardan söz ederken, ‘’Eski Devlet Bakanı, Eski Milli Eğitim Bakanı vb.’’ şeklinde söylediğimizde ’’eski olan’’ devlet ya da Milli Eğitim olmuş oluyor, hâlbuki eski olan bakandır. O halde Devlet Eski Bakanı şeklinde ifade etmeliyiz.
Aynı şekilde unvanlarda da aynı hatayı yapıyoruz. Yüksek makine mühendisi, yüksek inşaat mühendisi yanlış, makine yüksek mühendisi, inşaat yüksek mühendisi doğrudur. Çünkü sıfat neyi niteliyor ya da belirtiyorsa onun önünde bulunmalıdır.
‘’Kadın doğum uzmanı’’ unvanı konusunda da hekimler yanlış yapıyorlar, biri de çıkar alay eder seninle, ‘’acaba erkek doğum uzmanı da var mı?’’ diye. Aslında ‘’ kadın hastalıkları ve doğum uzmanı’’ şeklinde kullanmalıyız bu unvanı.
Çarşıda büyük mağazalarda indirim etiketleri ya da panolarına dikkatli bakın; bayan pantolon, bayan gömlek, bayan etek!!!! İnanamıyorum, acaba İskoçya’da mıyım? diye. Hayır, burası Türkiye ve burada erkekler etek giymez! O halde neden etek yazmazlar da, bayan etek yazarlar anlamış değilim.
Allah hayırlı, uzun ömürler versin, Annem ileri görüşlü bir kadındır. Üniversiteyi bitirdiğimde diplomayı vermemişler, geçici belge vermişlerdi. Belgenin başlığında ‘’Geçici Mezuniyet Belgesi’’ yazıyordu. Bunu gören annem’’ Oğlum yoksa okulu bitirmedin mi? Bak burada geçici mezun olduğun yazıyor, tam bitir şu okulu’’ diye bana takılmıştı. Gerçekten de hem Hacettepe Üniversitesinin, hem de birçok üniversitenin belgesi bu şekilde tanzim edilmişti. Annemin gördüğü yanlışı anlı-şanlı bilim adamları göremiyordu! Çok şükür 5–6 senedir bu hatadan döndüler, artık ‘’mezuniyet geçici belgesi’’ yazıyorlar. Dikkat; mezuniyet değil, belge geçici…
Eline, beline
Diline, Dinine,
Kültürüne, töresine,
Kitabına, değerlerine,
Ülkesine, Bayrağına,
Atasına, geçmişine, sahip çıkan, sorunlu değil, sorumlu bir gençlik, nesil yetiştirmek için özellikle öğretmenlerimize ve ailelere çok büyük görevler düşmektedir. Haydi, hep birlikte bu sorumluluğu paylaşalım, birbirimizi daha iyi anlayalım, sevelim, sevilelim bu dünya kimseye kalmaz. Ama bu necip millet, dünya durdukça var olacaktır.