Reel sektörün nabzını tuttuğunu, halktan kopuk siyaset yapmadığını, halka hizmeti hakka hizmet olarak algıladığını ifade ederek iktidara gelenlerin uğradıkları değişim insanı dehşete düşürüyor. Tabiatın dengesi, ekonominin dengesi, istikrarı ... Eğer yılanları yok ederseniz fareler çoğalır, tavukları yok ederseniz keneler çoğalır, sistemde çiftçiyi yok ederseniz esnafı, sanayiciyi de yok edersiniz ... Harman zamanı ödemek üzere kredi çeken, traktör alan, çocuğunu evlendiren çiftçiyi mağdur ederseniz artık üretemez hale gelir çiftçi ve bu millet artık kendini besleyemez olur ki bununla çok gururlanırız... Fransa'da çiftçi traktörü otoyola çeker kontak kapatır, hayat durur ... Türkiye de zam üstüne zam, vergi üstüne vergi, verginin de vergisi ama toplum tepki göstermez, neden göstersin ki, nasılsa tıkalı kulaklar ve gözler kör ... Macaristan'da başbakan "yalan söyledim" der, darbe olur, Türkiye'de devleti satarlar, KKTC'yi satarlar, tüm devlet iştiraklerini haraç mezat dost düşman demeden satarlar, bunu da pazarlamacılık dahisi oldukları iddiası ile yaparlar, milleti IMF'ye köle ederer kimsenin sesi çıkmaz. "Altı sıfır attık" derler arada 50-100 Ytl basarlar, millet uyanmaz. Siyasiler birbirini aklar kapalı oturumlarda, kirli olmayan, devleti hortumlamayan vekil olamaz kolayına, zaten onların seçim bölgeleri ve aday sıraları genel merkez tarafından belirlenir, kabineyi oluşturacak vekiller seçimden evvel aşağı yukarı bellidir. Onlar da muhalefet oldukları dönemde seçim kanununu değiştirmek, milletvekili dokunulmazlığını kaldırmak söylemleri ile halkı arkalarına almışlardır, ama sözü dahi edilmez nedense başa geldiklerinde, tıpkı öncekiler gibi ... önce devleti dolandıracaksın, sonra devletin en yakın dostu olacaksın, sonra devlet bizzat sen olacaksın ... Türkiye de çocuklara sorulduğunda "ilerde mafya babası olacağım" diyenlerin oranı korkutucu, adalet artık o kadar da adil değil Türkiye'de, herkes kendi hesabının peşinde, alacak-verecek işine çek-senet mafyası bulur çözümü inancı hakim ticaret çevresinde, insanların adalete olan inancını ve güvenini zedelerseniz, yapanın yanına kalırsa; namuslu olmak aptallık olarak algılanmaya başlar ve onları suça teşvik edersiniz...

Biz tartıştıkça konuştukça kutsal bildiğimiz değerlerimizi de dejenere ediyoruz, hak etmeyen insanları medyatik yapıp milletin zihnini bulandırıyoruz, her konu irdelenmez, bazı konular tartışılmaz, tartışılmamalıdır ... Artık; Ne farz? Ne sünnet? İftardan sahura içki içilirmi? Oruç nasıl bozulur, sakız bozarmı? ...

Bize yaramadı bu kadar özgürlük, biz başımızda güçlü bir devlet, güçlü bir ordu, arkasından ölüme gideceğimiz bir lider, ortak bir amaç, bir hedef arayışında olduk hep ... felaketlerde birlik olmayı bildik, yapılan bağışların nasıl ve kimler arasında paylaşıldığı ortaya çıktığında ise insanların çiğliğini görüp onlardan nefret ettik, Dr.Babuna için kan testi sırasına giren milletimiz "oluşturulacak gen havuzu ile kansere karşı bir umut, savaş açtık" derken, "kemik iliği nakli ile ölümleri engelleyebileceğiz artık" derken; "Türk ırk özellikleri tespit edilerek biyolojik silah üretmek amacıyla yapıldı bu işlem ve veriler çalındı" açıklamasıyla yıkıldı, millet olma, birlik olma, fedakarlık yapma, olanı paylaşma hislerini köreltti içten içe bu milleti oluşturan sorumluluk sahibi olmakla gurur duyan onurlu bireyler. İnsanları topla, sonra toplanma nedenlerine, inançlarına, birlikte birşeyler başarabilmekten duydukları şevke saldır, onlara birey bazında saldır, "zavallılar alet oldu" diyerek aşağıla, bıktır, küstür. Sonra bir daha, MARMARA DEPREMİ ...

Mütahitlere saldır, yerel yönetimlere, siyasilere, sonra yine bağışlar topla ve yolsuzluklar, hırsızlıklar, vurguncular... Yapanın yanına kalsın, olan ölene olsun, kalanlar devam ettirsinler hatalarını, deprem için konulan konteynerler boşaltılsın hırsızlar tarafından, binalar yine ruhsatsız ve standartlara uygun olmadan yükselsin, kontrolsüz, denetimsiz...

Artık toplanmaz olsun insanlar, yabancılaşsın, bireyselleşsin, bencilleşsin, bölünsün, parçalansın .... Toplumsal hafızamız zaten zayıf hatta yok, bir imparatorluk ki 700 yıl dünyaya hükmemiş, şimdi aralarında yer almak için herşeye razı olduğumuz milletler tarafından parçalanmış, İngiltere, İtalya, Fransa, Yunanistan ... AB üyeleri !

Kıbrıs'ta yeşil hatta Lefkoşe Mücahitler Parkı'ndan bakıyorum Rum Tarafına ... 5m ilerden okul servisleri geçiyor, rumlar geçiyor arabaları ile... biz el sallıyoruz onlar bize berbat hareketler yapıyorlar, bakarsan çocuklar 5-10 yaşındalar, ama hepsiTürk Düşmanı ... ençok üzüldüğüm ise 70'lik adam bisikletiyle geçerken yaptı benzeri bir hareket ...

(Diğerleri çocuktu, onlara öğretildiği şekilde davranıyorlardı ama o ihtiyarınki Türk düşmanlığının, yarım kalmış bir hesabı olduğunun açık bir göstergesiydi. ENOSİS hayallerinin canlı olduğunun bir tokat gibi yüzümüze çarpılmasıydı adeta... Bizler kitaplarımızda tarihi törpüleyerek barış çockları, kuzular yetiştirirken onlar kurt sürüleri yetiştirmeye devam ediyorlar... Etnik köken sorgulamaları ile içten, ermeni soykırımı iddiaları ile dıştan yıkmaya çalışıyorlar bu memleketi, parasını ödeyerek satın alıyorlar memleketi karış karış ... Kahramanlıklarla dolu şanlı tarihimizi istedikleri gibi karalayarak yeniden yazma peşinde haçlı zihniyet, tazminat talep ediyor, toprak talep ediyor, imtiyaz talep ediyor... )

Karşı yüksek binalardaki güya Birleşmiş Milletler Barış Gücü... UN askeri bir snayper (keskin nişancıları) ise çoktan hedefe kilitlenmiş, iki kaşımın arasına nişan almış, ateşe hazır...) Bizler onların gözünde işgalciyiz. KKTC'yi tanımıyorlar, sorunlarınızı çözün öyle alacağız sizi AB'ye diyolar ama bu sorunun parçası olan Kıbrıs Rum Devleti için engel teşkil etmiyor. Gümrük Birliği Anlaşması'nı peşinen imzalatıyorlar, 10 yılda 100 milyar dolar gümrük geliri kaybettiriyor bu anlaşma devletimize, ekonomimiz sağlam olsa Euro kullanımına da çoktan başlatırlardı. (İgiltere hala Euro kullanmıyor)!!!

ABD ise apayrı, skandal üstüne skandal patlıyor ama çaresiziz... Para ile bağlamışlar elimizi ayağımızı !! Bize mavi boncuk dağıtıyorlar, bir toplantı esnasında Pakistan temsilcsine not yolluyor Amerikan temsilcisi; "sakın KKTC'yi tanıma" diye, şansa bak ki not Türk temsilciye geliyor .... Bir harita açıyorlar ki Türkiye'nin sınırları değiştirilmiş, yanıbaşımızda bir devlet kurulmuş... Biz hala ABD bizim ortağımız, dostumuz, müttefikimiz diyoruz ... Kafamıza çuval geçiriyorlar hala anlamamakta inat ediyoruz... Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) neyi hedefliyor ?

Atam iyi k gözün görmedi bu günleri, kemiklerin sızlıyordur eminim... Ne diyordun gençliğe hitabende;

ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABESİ

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.
Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur.
Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir.
İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır.
Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetln imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin!
Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.
Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.
Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler.
Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler.
Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır!
Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur!

K. ATATÜRK 20 Ekim 1927.

Atatürk'ün kurtuluş savaşı sonrası verdiği mücadele, gösterdiği hedefler bugün de geçerli, okuyalım, okutalım, titreyip kendimize gelelim ... YETER ARTIK ... BU MİLLET BU MUAMELEYİ HAKETMİYOR.... BUNA RAZI OLACAK TA DEĞİL, OLMAMALI ....

Seçim sistemi değiştirilmeli, hem de hemen !!!
Oy pusulasında adayların adları yeralmalı, parti amblemi değil...

Şahıs bazında yapılmalı milletvekili seçimleri, ama her aday eşit olmalı oy pusulasında ... falanca partinin aday adayı 55.nci sırada, o ilden meclise 7 vekil gidecek, 7'si de merkezin verdiği kontenjandan, nerede kaldı temsil etme, kim kimi temsil ediyor bu sistemde, genel oranda tabanı geçen parti istediği adamları istedikleri merkezden meclise sokuyorlar, halkın seçme hakkı nerede bu sitemde, tek belirleyici etkisi ülke genelindeki oy yüzdesini oluşturmak ki o da bişey ifade etmiyor, %20 oy da alsa iktidara gelip %100'ü yönetme hakkına sahip olabiliyor bir parti...
(Yerel yönetimlere aşırı yetkiler vererek bağımsızlığını istemeye kadar giden hıyanet içindeki yerel yöneticilerin iştahlarını kabartıyor... )

Bireylere oy verme sözkonusu değil mevcut seçim sisteminde, partiye oy veriyorsun ... bağımsız aday olarak bu şansı var şahısların ama bu da sadece Ahmet Özal, Mehmet Ağar gibi şahıslar için mümkün mevcut sistemde ... TBMM'ni kuran 1.nci dönem mebusları, Malatya Mebusu Hacı Garip Ağa, Babamın dedesi... Bütün dünyaya karşı verilen bir varolma mücadelesinin içinde aydınlık Türkiye Cumhuriyeti'nin temel taşlarını koyarken, o günün imkansızlıklarına rağmen başarı elde ederken, neden bugün bu haldeyiz? Neden mi? Çünkü biz sahip olduklarımız bize dedelerimizden miras kaldı" diye düşünüyoruz, "çocuklarımızın bize emaneti" diye düşünmüyoruz. Olanı harabediyoruz, ormanı, madeni, suyu, akarsu-dere kalmadı ülkemizde arkadaşlar... yeraltı suyu kullanımında bu savrukluğun bizi götüreceği yer çölleşen topraklar, açlık, kuraklık... nerede o çağıl çağıl çağlayanlarımız, yok ettik...

Başka Türkiye Yok arkadaşlar, sağ-sol, A Partisi B Partisi yok, Milli menfaatler var, "Ne Mutlu Türküm Diyene" diyen vatanseverlerin bu memleketi geleceğe, aydınlığa taşıma vakti geldi de geçiyor, bırakalım bu tüketim canavarlığını, devletten beklemeyi bırakalım, vatanımız için ne yapabiliriz ona bakalım...
Herkes kendi kapısının önünü süpürsün, herkes kendi evini boyasın, ....

Şehit ailelerine sataşarak, sahte gündemler yaratarak, satılmış kalemlerin, örf, adet, ahlak, terbiye, milli hassasiyetleri gözetmeden yayın yapan ve kimlere hizmet ettiği belli olmayan medyanın toplumsal dinamiklerimize zarar vermesine müsade etmeyelim....

LİYAKAT: Layık olma, o işin erbabı olma ...
Devlet işlerinde daha da önemli arkadaşlar.
KADROLAŞMA BU DEVLETİN DİNAMİKLERİNE ZARAR VERİR.
Bakın acemi şöför az daha başsız bırakacaktı bu memleketi, başbakan arabasından balyozla cam kırılarak çıkarıldı .... gerçek, uzman şöför ise ayak işlerine yollanıyormuş meğer, öyle yazdı gazeteler...
BORSADAN PARA ÇEKİLSEYDİ DOLAR 5000 YTL OLURDU ! Eskiler 1 liranın 2 mark olduğu günlerden bahsediyorlar, ben bir markın 900000 lira olduğu günleri gördüm... kaça katlamışlar bizi... Sizce iyi yönetiliyormuyuz?

BU MEMLEKET HEPİMİZİN, VATANDAŞLIK BİLİNCİNE SAHİP OLAN HERKESİ DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYORUM; ŞİMDİ BİR KUVAİ MİLLİYE RUHU LAZIM BU MİLLETE; ŞİMDİ BİR RÜZGAR LAZIM YELKENLERİMİZE.......

Üretmeden büyüme olmaz, üretmeden borç ödenmez, kalkınma olmaz... Çin bugün zararına üretim yaparak dünya ekonomilerini sarsıyor, nihai hedefi ise üretimde tekel olarak dünya ekonomisini ele geçirmek, yerli malı kullanmaya özen gösterelim !!! Üretici olalım.

Bir kibrit yakmak istiyorum karanlığa, lütfen sorgulayalım etrafımızda olup biteni, vatandaşlık bilinciyle ve sorumluluğu ile hareket etmekten vazgeçmeyelim...
 
Tanrı Türkü Korusun................

Saygılarımla
Suat Garipağaoğlu