Sesini Duyur - http://www.binbirfikir.com
Cumhuriyet Dönemi Planlı Kalkınma Çabalarımız
http://www.binbirfikir.com/articles/493/1/Cumhuriyet-DAnemi-PlanlA-KalkAnma-AabalarAmAz/Sayfa1.html
A. Baybars Göğez
Kara Harp Okulu, İ. Ü. İkt. Fak., İ.Ü. İşl. Fak. İşl. İktisadı Enstitüsü’ nde Yüksek Lisans programına devam ederek MBA derecesi aldı.. 1976-1987 TSK'de muhtelif kıta görevleri ve KHO'da üç yıl yöneticilik ve eğitimcilik, 1987-1995 Ortağı olduğu yazılım ve donanım şirketlerinde G. Müdür. 1995-1996 ÖİB'den aldığı KÖYTAŞ A.Ş. ‘ de G. Müdür. 1996-1998 Şirketlerde yeniden yapılanma ve beyin fırtınası danışmanlığı, 1998-2002 MARPA GRUP Yatırım ve Finans Koord. ve 2002-2003 de CEO oldu. 
Yazan A. Baybars Göğez
Yayın tarihi 07/10/2007
 
Genç cumhuriyetimizin kalkınma çabalarının omurgasını oluşturan kalkınma programları ve sonuçları ile Güney Kore tarafindan uygulanan benzer Beş yıllık kalkınma programlarının bir karşılaştırmasını zevkle okuyacağınızı umuyorum.

Beş Yıllık Kalkınma Programları Bize Neler Kazandırdı?

Tarihimizde ilk defa 7 yıllık bir dönemi (2006-2013) kapsayacak olan Dokuzuncu Kalkınma Planının yürürlüğe girdiği 2006 yılına kadar, anlaşılacağı gibi tam sekiz tane Beş Yıllık Kalkınma Planını tamamladık. İlki 1963 yılında başlayan Birinci kalkınma Planı sonrasında zaman, zaman erteleme ve/veya aksamalar olsa da Sekizinci Kalkınma Planı 2005 tarihinde bitmiş fakat bir yıl beklemeden sonra 2006 yılında Dokuzuncu Kalkınma Planı kabul edilmiştir.

Bu arada Atatürk döneminde 1933-1937 yılları arasında Beş Yıllık Sanayi Planı uygulamaya konmuş ve başarılı bir şekilde uygulanmıştır. Maalesef İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı İkinci Dünya savaşının çıkması nedeniyle uygulanamamıştır.

Bu yazımızda planların ayrıntılarına tümüyle girmeyeceğiz tabii. Ancak bazı konulara dikkatinizi çekmek istiyorum.

Genç Cumhuriyet atasından aldığı direktiflerle, hızla sanayi başta olmak üzere kalkınma hamlesine başlamış ve ülkemizi Muasır Medeniyetler seviyesine getirme hedefine kilitlenmiştir. Elde yok, avuçta yok sermaye gücü ve en önemlisi de insan kaynağı açığı ile bu hamleyi yapmak çok zor görülüyordu. İşte büyük önder bu açığı kapatmak için 1933 yılında uygulamaya koyduğu 5 yıllık sanayi planı ile ülkemizin kalkınması için ilk fitili ateşlemiştir. 1937 yılına kadar uygulanan bu plan, tüm olumsuzluklara ve eksik kalifiye insan gücüne rağmen, bugüne kadar uygulanan tüm kalkınma planlarında elde edilen en yüksek büyüme oranına (% 9,6) erişmiştir. Diyelimki İkinci Dünya savaşı nedeniyle 1945 yılına kadar o günün olumsuz koşullarında bir kalkınma planı uygulamak mümkün değildi. Zaten o dönemde de uygulanan başarılı politikalar nedeniyle ülkemiz hem bu savaşa girmemiş, hem de dönemi ekonomik yönden karlı kapatabilmiştir. Fakat 1945 yılından 1963 yılına kadar yaklaşık 20 sene boyunca kalkınma planı uygulamasına geçilememesi veya ihmal edilmesini anlamak mümkün değildir.

1945 yılında biten savaşın hemen ardından bizim de şehitler verdiğimiz malum Kore savaşı sonrasında bağımsızlığını kazanan Güney Kore ise Amerikan yönetiminin uyguladığı iyileştirme çalışmaları sonrasında, tesadüf bu ya bizimle birlikte 1962 yılından itibaren Beş Yıllık Kalkınma Planları dönemine girmiş olup aşağı yukarı 1991 yılına kadar Altı Beş yıllık Kalkınma Planını yönetmiştir. Aşağıda sunduğum iki tabloyu ve linkleri dikkatle incelersek başlangıçta bizden çok daha kötü durumda olan Güney Kore’nin bu planları uygulayarak gerek milli gelirini, gerekse kalkınma oranlarını nasıl istikrarlı ve büyük bir yönetim becerisiyle arttırdığını görebiliriz.

Özellikle AR-GE ağırlıklı çalışmalarla, ihracat ve imalat sanayinin gelişmesi temelli milli ekonomi hedeflerinden taviz vermeden, tasarrufa dayalı bir sistemi tercih eden Güney Kore yanında bizim çok bilen saygın!! siyasetcilerimiz, Türkiye’yi büyük bir borç sarmalına sokarak, kısa vadeli ve yüksek faizlerle borçlanıp, ülkemizi telafisi mümkün olmayan bir krize sokmuşlardır. Üstelik de Güney Kore bu sırada 1993 yılına kadar süren askeri hükümetlerle yönetilmiştir.

Bizim uygulamalarımızdaki aksalık ve eksikliklerimizle ilgili bir incelemeyi aşağıdaki linki tıklayarak okuyabilirsiniz. http://ebnet.sitemynet.com/b11.htm Diğer taraftan her iki ülkenin uyguladığı kalkınma planları arasındaki hedefler ve sonuçlarının karşılaştırılmasına da http://www.yildiz.edu.tr/~gonel/akademikdosyalari/yayinlar/planlikalkinma.pdf linkinden ulaşabilirsiniz.

Yukarıda verdiğimiz kaynakların incelenmesi sonrasında uygulanan hatalı politikaların ülkemize neler kaybettirdiğini görecek olan okuyucularıma daha net bir karşılaştırma yapabilmeleri için her iki ülkenin kişi başına düşen milli gelir rakamları ve AR-GE harcamalarındaki değişimi de aşağıdaki tablolarda veriyorum.

Tablo 1 : Türkiye ve Kore’de yıllar itibariyle kişi başına düşen milli gelir

YILLAR

Kişi Başına Düşen Milli Gelir ( $ )

TÜRKİYE

G.KORE

1954

245

70

1960

358

79

1970

539

243

1977

1,467

1,011

1978

1,567

1,400

1979

1,878

1,647

1980

1,539

1,597

1981

1,570

1,741

1982

1,375

1,838

1983

1,263

2,014

1984

1,205

2,187

1985

1,329

2,238

1986

1,461

2,672

1987

1,635

3,371

1988

1,684

4,594

1989

1,959

5,137

1990

2,682

5,821

1991

2,621

6,573

1992

1,708

7,123

1993

3,004

7,770

1994

2,184

9,185

1995

2,759

10,802

1996

2,928

10,883

1997

3,079

6,964

1998

3,255

7,924

1999

2,879

8,994

2000

2,965

8,764

2001

2,123

8,620

2002

2,584

9,930

2003

3,374

10,885

Tablo 2 : Türkiye ve Kore’de AR-GE harcamaları

Yıllar

TÜRKİYE

GÜNEY KORE

AR-GE

( milyon $)

10 bin çalışan için AR-GE ci 

Kişi Başına AR-GE ($)

AR-GE

( milyon $)

10 bin çalışan için AR-GE ci 

Kişi Başına AR-GE ($)

1991

755.3

7,9

12.4

5,670

38

131

1992

767.5

8,2

13.1

6,391

43

146

1993

785.3

8,9

13.2

7,666

47

173

1994

476.1

9,3

7.9

9,826

44

220

1995

639.0

10,8

10.4

12,240

48

272

1996

817.8

11,5

13.0

13,522

47

297

1997

933.3

11,0

14.9

12,810

47

279

1998

1,005.1

11,3

15.5

8,104

46

175

1999

1,157.7

13,1

17.5

10,023

49

214

Kaynak : Türkiye için: www.die.gov.tr

http://www.hasmendi.net/gulmez.html

1954 yılından başlayarak 1997 yılına kadar istikrarlı bir gelişim gösteren Güney Kore ekonomisine karşın, her 3-4 yılda bir dalgalanarak adeta mehter marşıyla gelişen Türkiye ekonomisi, vizyonsuz ve ilkesiz yöneticileriyle bugüne geldiğimizde hala dışa bağımlı, cari açığı ve yüksek enflasyonu ile Dünya rekorları kırmaya devam etmektedir. Bu sonuçlara rağmen beceriksizlik ve acziyet içinde olanlardan hiçbir hesap sorulmamıştır. Birkaç bakanın yüce divanda yargılanması ile güya fatura onlara çıkartılmaya çalışılmışsa da göz boyamakdan başka bir şey değildir. Sadece politikacılar mı? Memurin Muhakemat kanunu başta olmak üzere dokunulmazlık zırhının arkasına saklanmış olan bürokrat ve siyasetçiler, vurdumduymaz bir şekilde o makamları işgal etmiş ve bu ülkenin vatandaşlarına en büyük zararı vermişlerdir. Vatandaşa da “Devletten sual sorulmaz” sloganını ezberletmişlerdir. Bir kişi çıkıp da bu dönem için hala “İşte Planlı Kalkınma budur” diyebilir mi? Eğer buysa plansızı nasıl oluyor?

Efendim iki defa ihtilal oldu diyerek mazeret uydurmaya çalışanlara da en güzel cevap yine Güney Kore modelinde saklıdır. Adamlar 1993 yılına kadar sivil yönetim görmemişler beyler….

Sonuç olarak eğer büyük önderi biraz olsun analayabilmiş ve onun verdiği hedeflerden sapmamış olsaydık, hatta o başımızda olsaydı, ülkemiz ne askeri darbe görürdü, ne de bugün içine düştüğümüz zavallı ve çaresiz durumda olurdu. Olsa, olsa başta Güney Kore olmak üzere tüm Dünya ülkelerine gösterdiği performans ve kalkınmışlık düzeyi ile örnek bir ülke olurdu. Olan, oldu. Bari bugünden başlayarak Dokuzuncu kalkınma planı hedeflerine ulaşabilmek için elbirliğiyle ve samimiyetle ulaşabilmenin seferberliğini başlatalım. Bunun için de önce okuyalım, haklarımızı arayalım ve araştıralım. İşte Dokuzuncu Kalkınma Planı; http://ekutup.dpt.gov.tr/plan/ix/9kalkinmaplani20061208.pdfİşte 2007 programı; http://ekutup.dpt.gov.tr/program/2007.pdf

Ne zaman adam oluruz?

Ülkeyi yönetmeye talip olanlardan “İlgili olanların bilgisiz ve vizyonsuz, bilgili olanların da ilgisiz olmadığı” zaman.

Saygılarımla,

A.Baybars GÖĞEZ