Çocukluk yıllarının neredeyse tamamına yakınını Ankara’da geçiren yazar, bugün 20 yaşındadır. Çeşitli alanlarda köşe yazarlığı yapmakta, gazetelerde yazmaktadır. “Silinmez” isimli yazı grubunun üyesidir. Bu alanda çeşitli çalışmalar yürütülmüş, yürütülmeye devam etmektedir.Bugün Bursa’da ikamet eden yazar yazmayı bir gereklilik biçiminde algılarken kitap çalışması üzerinde yoğun günler tüketmektedir. Aynı zamanda üniversite öğrencisidir. Yalnızlık ölümden güzel şeymiş. Hani anlatım gücünün sağlamlığını falan geride bıraktırabilen ve hatta bu stabilize olma halini dahi asla önemsemeyen geceler gelir ya işte o gecelerde söylemek olur da ezberden hep yoksundur insan. Acıyı vuruyor yelkovan, akrebin vurmaya niyeti yok; doğrudan batıracak, kanatacak, akıtacak bu akşam.
…
Kızıydı. Daha on altısında. Güzeldi elbet. Ve her babaya göründüğünden daha bir güzel görünecek kadar babasına, yalnız bir kızdı. Adı gibiydi tenine yoldaş ettiği her ne bildiyse ömrüm. Gözlerinin değdiği bir lunapark dahi olsa ağlamaklı gelirdi insana. Hiç ablaları olmadı, ağabeyleri de. Hep manevi bir yalandan doğan kardeşlerine sığınırdı. Oysa ilk karın sancısında ömründen akanları, bünyesini kanatanları babasıyla paylaşmamalıydı insan. Annesine anlatmalı, sıkıca sarılarak, en gereksizinden ağlamalıydı. Sonra mesela ilk yüreğindeki sol yanı heyecana boğanları annesine ima edebilmeliydi misal. Gülmeliydi öyle çok gereksiz bir zaman. Şımarmalıydı işte. Annesinin arkadaşları olmalıydı arada kapıyı çalan ve hatta konuk olan. Bir kuaförü kendine mekan edinmeye öyle hasbel kader başlamamalı her insan. Anne olmayınca ilk gidilen her kadınsal törenli duvarlarda hüzün kokuyor tarak, kestirilenler sadece omuzlarından akan saçlar ve şekillenirken güzelleşen kaşlar falan olmuyor. Duvarlar hangi renk olsa da hep griye çalıyor biraz, çocukluğunu çalıyor ve hatta çok ziller de çalıyor da gelen annesi olmuyor…
…
Bir başka adamın sevgisini çocuğuyla takas edecek kadar anneydi işte. Gitmeyi marifet bildi. Arkasında bıraktığı emeklemeyi bile öğrenememişti oysa. Başında geceler boyu nöbete durması gereken yoktu. Babası, başında olması gerekenin her yokluğunda devraldı görevleri. Her yoklukta yeni görevler edindi babası. Derin, içine döndü, daha da suskunlaştı…
Geçerli bir açıklaması vardır elbet cümlesine hep küs büyümüş bir çocuğu anlayabilir misin sen? Ben anlarım! İlk karın sancısının ve asabiyetinin şaşkınlığını, içinden akanları yine içine akıtarak çözmeye çalışan, kalbinin sol yanında gereksizce hasıl olan sancıyı anlayamayan ve babasına da soramayan, saçlarını kestirirken omuzlarından düşen hüzünlere ve hatta kaşlarına şekil olurken bir yabancı el, gözlerinin hüznüne o kadar şahit oldum ki, bu yüzden işte, anlarım ne demektir geçerli bir açıklaması vardır elbet cümlesine düşman olmak, kin büyütmek, asabiyet beslemek ve bu besleme halinde içindekileri büyütmek..
Annesi terk etti onu. Babasını da. Hiç aramadı sonra. Hakimin dahi izin verdiği cumartesi sabahları olsun gelse yetecekti belki Derin’e. Gelmedi. İstemiyorum seni dedi. Bir başka adamın sevgisini babasının sevgisine değişmesine anlam verebilirdi lakin aynı adamın sevgisine kendisinin sevgisini değişmesine hiç anlam veremedi. Bütün ilklerini annesinin ötesinde kim varsa onlarla paylaştı, paylaşmak zorundaydı çünkü. Ergen ve çocuk olma belirsizliğinde her çocuk bir kere yalnızken üç kez yalnızlaştı o, şimşekli gecelerde her çocuk bir kez irkilince annesi yanında belirirken Derin kerelerce irkildi, babası şimşekli gecelerde kız çocuklarının irkilebileceğini hiç düşünemedi, Derin her şimşekli gecede oyuncaklarına sığınarak uyumaya çalıştı, babasının öğrettiği duaları okudu, gözyaşlarıyla ıslattığı oyuncaklar yatağın bir köşesinde duruyorken yoruldu korkmaktan, yine uyudu… Ne zaman okulca gidilen bir piknik olsa hazır aldı listeye yazdırdığı öte beriyi. Hiçbir nisan ikindisi yarınki okul gezisi için annesiyle güle eğlene kek yapabilmişliği olmadı. Hayat seni bir kez üzerken Derin’i üç kez içine akıttı. Adının anlamını her çocuktan daha güzel taşır Derin bu yüzden…
Ortaokula gelene kadar işte babası ütüledi her pazar okul kıyafetlerini. Çok defa da beceremedi. Saçlarını hiç uzatamadı Derin. Tarayacak el başkasının saçlarına dokunmayı seçecek kadar günahkardı, çocuğundan uzaktı. Hep uzak kaldı. Hep…
Sonra büyüdü Derin. İpe sapa gelmez hüzün hallerinden falan değil onun büyümüşlüğü. Senin yaşadığını bildiğin her ne varsa hüzne, acıya, kasavete ve hatta acımasızlığa dair Derin üç kez yaşadı demiştim ya hani, bu yüzden kocaman oldu Derin, koskocaman…Saçlarını uzattı, evin anahtarlarını boynuna asmıyor artık, çantasında taşıyor. Gömleklerini ütülüyor. Ve hatta okul gezilerine kek yapıyor. Şimşekli gecelerden hala korkuyor da ağlamadan şimşeğin yağmura durmasını bekleyebiliyor. En çok annesinin doğum gününde ve anneler gününde hüzünlü bakıyor. Geri kalan günlerde Derin’liğini sezebilen pek olmuyor. Acısını kocamanlığında gizlemeyi iyi beceriyor şimdi, bunu yapabiliyor…
…
Acıya duran günler gece yarısını geçerken gelirmiş. Derin’in kaza haberi gibi bir gece yarısı çirkinliğinde… Hiçbir acısında annesini yanında bulamayan bir çocuk üç kez savaşır hayatta kalmak için. Üç kez “anne” diye sayıklar şuuru kapalı bir odada. Ve her kız çocuğundan üç kez daha güzel görünür Derin babasına. Uyurken de güzel, sayıklarken de…
Annesine haber ettiler. Gelecek dedim. Nasıl gelmesindi. Anneydi. Ölecekti belki çocuğu. Yoğun bakımdaydı körpecik canı. Ve sayıklıyordu. “Anne” diyordu kapalıyken dahi şuuru. Gelmedi…
Uyanırsa soracak
Geldi mi annem diyecek
Babası yalan söyleyecek
Geldi Derin’im gelmez olur mu hiç diyecek
Tanrı babasına bu yalanı için sevap yazacak
Oysa annesi…
Her çocuk canı yandığında ilk “anne” diye seslenir evrene. Derin, şuuru kapalı da olsa “anne” dedi her çocuk kadar sesli, her çocuk kadar güzel, az çocuk kadar hüzünlü. Gelmedi annesi. Bir çocuk hayatta kalabilmek için kaç kez direnebilir hayata o körpecik canıyla. Derin üç kez direnecek. Kaç kez daha kapalı şuuruyla “anne” seslenecek. Ve kaç kez daha günaha batacak annesi. Gelmeyecek. Duymayacak…
İyi olacak Derin. Uyanacak.
Annem geldi mi baba diyecek sonra
Babası gelmez mi elbet geldi diyecek
Yalan söyleyecek
Tanrı günah yazmayacak bu yalanı için babasına
Oysa annesi…
Derin uyanacak
Ona verilmiş ve hala yapılmamış çok sözüm var daha
Unuttum sanma sakın
Hala soslu kurabiyemin tarifini öğretmedim daha sana
Ve o en sevdiğin şarkıyı daha çok çalacağım Derin’im sana
Hiç sıkılmadan, ama işim var demeden, kerelerce…
Ses etmeyin
Ve sakın söylemeyin baban yalan söyledi diye
Günahkar olan annesi
Ama uyanacak Derin
Şimdilik sadece
Kısa bir süreliğine daha derin uykuda
Uyandığında biz yoksak yanında ve size sorarsa yalan söyleyin
Annem geldi mi diyecek Derin
Gelmez olur mu hiç elbet geldi deyin
Tanrı günah yazmayacak
Oysa annesi…
Derin uyanacak
Şimdilik uyuyor ama
Onun evren için duruşu ve adıyla yapacağı çok iş var daha
Dün gece söz verdi bana, ablasına
Uyanacak
Biraz yoruldum derin uyuyorum korkma sakın dedi ya bana
O asla yalan nedir bilmedi
Hep doğruyu söyledi
Rüyamdaydı dün gece güzelliği
Sadece Derin uyuyorum
Uyanacağım dedi
Uyandığında ben olamazsam yanında ve babası da yoksa
Annem geldi mi diyecek Derin
Geldi deyin
Yalan söyleyin
Tanrı günah yazmayacak
Oysa annesi…
Derin söz verdi bana
O, hiç yalan söylemez ablasına
Derin’im, derin uykuda
Uyanacak ama
Hiç, hiç yalan söylemedi ki o ablasına
Dün gece geldi
Söz verdi
Uyan Derin’im şarkını hiç sıkılmadan çalacağım söz sana
Çok sürmez uyanır Derin
Yanında olamazsam
Annen geldi deyin
Yalan söyleyin
Tanrı günah yazmayacak
Oysa annesi…
…
Sarahatun Demir