O gün gerçekten umutsuz bir gündü. Dört duvar üstüme gelmiyordu, sanki gökyüzünden kanatlı kara ejderhalar üstüme geliyor gibi de değildi, yalnızca bir fabrikanın bacasından güzelim gökyüzünü boğan gri bir kötü ruh yayıldıkça yayılıyordu o kadar. Arka planda küçük noktalar halinde uçan gölgeler vardı. Resim şöyleydi özetle, bahşedilen mükemmel bir gök, güneş, temiz hava, inatla nankör insanın ürettiği zehirli duman, ve bir o kadar inatla umudunu yitirmeden hayata sımsıkı sarılmış, herşeye rağmen bu gökler benim diyerek, ürkek uçan güvercinler...

Durdum...

Düşündüm...

Yine hayalimle gerçeğim birbirine karıştı, hatta biraz da rüyalarımdan bulaştı sanırım ve cenneti düşündüm... İki nokta arasına çizilmiş bir çizgiydi sadece hayat, ama düz ama eğri, ama ince ama kalın, ama siyah ama renkli, ama kurşun ama mürekkep....

Durdum...

Yorumladım...

Umudu kaybetmek için hiçbir nedenim yoktu... Hiçbirşey sonsuza dek sürmüyordu. Ne acı, ne hüzün ne de güzellikler... öyle ise bu tanımsız mutluluğu huzur içinde o "an"ın yaşandığı saniyelerde doyasıya sindirmek gerekiyordu...

1/...