AKP'nin Bilmezlik Peçesi Ahlakı
- Yazan Taha Tanrıkulu
- Yayın Tarihi 07/20/2007
- Politika
-
DeÄŸerlendirme:




Taha Tanrıkulu
(...) The Sea of Faith Was once, too, at the full, and round earth's shore Lay like the folds of a bright girdle furled. But now I only hear Its melancholy, long, withdrawing roar, Retreating, to the breath Of the night-wind, down the vast edges drear And naked shingles of the world.
Taha Tanrıkulu tarafından yazılmış tüm yazılarAKP'nin Bilmezlik Peçesi Ahlakı
Sadece seçim süreçlerinde kendisine kendinde bir deÄŸer olarak atfedilmeye ve politikanın da duyum eÅŸiklerinin ne altında ne de üstünde olduÄŸuna alışkan veya alış(tırıl)mış bir siyasal kültürün en tipik seçmen iradesinin somutlaÅŸacağı ya da cisimleÅŸeceÄŸi 22 Temmuz tarihli prospektif sayısal dağılımdan alınacak payların ÅŸimdiki dağılımın hissedilir seçim propagandasının ve beklenen dağılımı(nı)n tek belirleyicisi olarak kalmaya devam edeceÄŸi olasıdır anlaşılan, bütün günahı iktidar-dışı politik-apolitik entitelere yüklenmiÅŸ bir cumhurbaÅŸkanlığı seçimi sürecinde “fail kim?” (katil) ve “meful kim?” (maktul) gibi ahlaki meÅŸruluÄŸu alabildiÄŸince gevÅŸek bir formülasyonla temellendirilmiÅŸ ve temelsizleÅŸtirilmiÅŸ iktidarın siyasal felsefesinin gramer sorusu ve bu sorunun onun dil ve retoriÄŸiyle okunuÅŸu, yorumlanışı ve fonetiÄŸi.
Adaletin Bilmezlik Peçesi versus Ahlaksızlığın Bilmezlik Peçesi
Varolan dağılım, demokrasi kuramının dilekçe hakkı gibi sürane bir kurumundan daha az iÅŸlevsel hale getirilmiÅŸ amblematik bir seçimle meÅŸru görüldü -ki ondan istihraç edilecek olanın da meÅŸru olduÄŸu yargısının zorunlu ve kaçınılmaz diye algılanışı da bu yüzdendi. İktidardaki çoÄŸunlukçu partinin bu ‘odesa’da imiÄŸini zemininin meÅŸru olup olmadığını tartışmaksızın Türk demokrasisinin bıçağına koÅŸulsuzca teslim ediÅŸi, demokratik insiyaklarıyla kusursuzca vurucu ve tutarlı gibi göründü ilk duyumsamada; ama bu nicelikçi dağılımdan bir cumhurbaÅŸkanının çıkarılamayışı, nedense ÅŸimdiki iktidar dağılımının temelde meÅŸru olarak algılanmadığını duraksamadan ve durmadan nitelemiÅŸti. Sadece ‘CHP’ muhalefetine, ‘Cumhuriyet Mitingleri’ne, ‘e-muhtıra’ya ve ‘Anayasa Mahkemesi’nin ‘367 Kararı’na kapsanan ‘Kemalist’ ya da ‘ulusalcı’ içindekilerin geleneksel toplamından ya da karışımından çıkan politik, sivil, militarist ve hukuki konfigürasyonunun refleksleri deÄŸil; iktidar partisinin kendi kendini savunuÅŸ tarzında saklı olan öyle imalar vardı ki AKP’nin kendi kendini ya da mevcut dağılımı(nı) meÅŸru görmediÄŸini nitelemiÅŸti. Yine iktidar partisinin sert-çekirdeÄŸini besleyen figürler, hemen hemen her iktidar partisinin siyasetin seçim kokan havasında beklenen yüksek sesli bir günah çıkartma eyleminde bulunmak yerine, sessiz kalarak günah çıkartmayı yeÄŸledi. Bu da –göndermede bulunulan referans noktası ne olursa olsun- ahlaki açıdan meÅŸru olmayan temeller üzerinde yapıldı.
Ahlaki açıdan meÅŸru olmayan, sadece verili yazılı olan ve verili yazılı olmayan Türk demokrasisini bir referans alan tavrı deÄŸildi. Ahlaken meÅŸru olmadığını bile bile bunu yapması ve mesajını da kitlelere John Rawls’un “bilmezlik peçesi” ardındaymış gibi iletmesiydi. Rawls’da “Bilmezlik Peçesi” (the Veil of Ignorance) konsepsiyonu, adalet ilkelerini belirlemek adına bir araya gelen toplum temsilcilerinin /sözleÅŸmecilerin cinsiyetini, dinini, ırkını, cemiyet içindeki konumunu, sınıfsal duruÅŸunu, toplumsal statüsünü, doÄŸal yeti ve yeteneklerini veya “iyi” olana dair kavrayışını bilmedikleri ‘İlk Konum/Durum’ (original position) ortamını ifade ederken,[*] AKP’de bu, yapılacak veya yapılmakta olanın ahlaki açıdan meÅŸru olmayan bir durum, koÅŸul, ilke ve duruÅŸu ele veren yığınla belirti ile bilmezlikten gelen tavırları arasında asılı duran bir perde yada peçeye döndü. Rawls’un “hakkaniyet olarak adalet” konsepsiyonunun varsayımsal ‘bilmezlik peçesi’, adaletsiz ya da ahlaki olmayan bir meÅŸruluÄŸu ironik bir biçimde adaletli ve ahlaki açıdan meÅŸru gibi gösterdi iktidar partisinin siyasal felsefesi ile. Ahlakın laÄŸar bir temel üzerinde berhava edildiÄŸi bu duruÅŸ, kendi kendini hakkındaki her ÅŸeyin bilmezlikten gelindiÄŸi ‘e-Muhtıra’ olayında billurlaÅŸtırdı.
AKP, cumhurbaÅŸkanlığı seçimi döngüsüne kendisinin bile ahlaken meÅŸru görmediÄŸi bir dağılımla girdi ve bu döngüden iktidarının ahlaki meÅŸruluk temelini –genel seçimlere girmeden bile- onardığı ve yenilediÄŸi bir dağılımla çıktı. Yani, kendi kendisinin meÅŸru görmediÄŸi –ve görülmediÄŸini- bildiÄŸi bir sayısal dağılımla bu süreçten, Kasım 2002’den beri iÅŸlediÄŸi günahlarını itiraf etmeksizin günah çıkartmış ve hiçbir günahının kefaretini ödemeden arınmış bir iktidar olarak çıktı. Türk siyasetinin verili arkayik demokrasi kurumları ve ilkeleriyle ve ahlak anlayışının çepellemiÅŸ gelgitleriyle tasavvur ve inÅŸa edilmiÅŸ bir seçimi, kendisine tevcih ve tevdi edilmiÅŸ üleÅŸtirilemez bir ‘milli irade’ yorumuna dönüÅŸtürmüÅŸ olsa da, hala kendisinin diÄŸerlerince ve kendisince meÅŸru görüldüÄŸüne inanmaz gibi görünür. Kendi kendini kendisine tevdi edilmiÅŸ milyonlarca oyla meÅŸru gören bir siyasal erkin, yalnızca ve yalnızca üç kiÅŸinin çizdiÄŸi bir aday belirleme sürecini, her vesileyle kudretine referans olarak gösterdiÄ
Milli İrade mi Siyasi Ahlaksızlığın Referansı Mı?
Anayasa Mahkemesi’ne atanmışlarca, seçilmiÅŸlere ya da ‘milli irade’ye saygı gösterilmediÄŸi ve hukuksal açıdan problematik bir karar verildiÄŸi inceden inceye iÅŸlendi. Seçim propagandalarına iÅŸleyen ve seçim propagandalarında iÅŸlenen emsalsiz bir mühür veya leke… Ancak kararın siyasal/hukuksal keyfiyetinin tartışılması ile kararın ‘milli irade’yi hiçe saydığını önesürüÅŸ arasında keskin bir ayırım çizgisi var iken, bu ikisinin birbiriyle özdeÅŸleÅŸtirilmesi ahlaki deÄŸildi(r). Onaylanabilir olmayan bir davranışın onaylanabilir olmadığı bilindiÄŸi halde ‘bilmezlik peçesi’nin arkasına saklanılmış olması ahlaksızlıktı.
ÇoÄŸunluÄŸun meful durumu, neden ısrarla ‘milli irade’ parametresiyle tartışıldı? Bu denklemin AKP’nin üç kiÅŸiye tekabül eden oy oranı açısından düÅŸünülebilir olduÄŸu hususu, hiçbir zaman önemsenmedi. Neden önemsenmesin ki? Çünkü mesele, eÄŸer tümüyle keyfiyetsiz bir kemmiyet ise, Anayasa Mahkemesi’nin ret kararına katılanların iradesi, üç kiÅŸinin iradesini aÅŸar. Orada önemli olan üç kiÅŸinin yalın beni olduÄŸu; ama üç kiÅŸinin kendilerinde cisimleÅŸmiÅŸ olduÄŸunu düÅŸündükleri veya ima ettikleri milyonların beni olmadığı bilinemez deÄŸildir. Bu, AKP’nin ‘milli irade’nin her ÅŸey demek olduÄŸu fikrini tekzip etmeyi ya da yanlışlamayı denemek deÄŸildir. Ama sadece hiçbir siyasal ahlakın çöktüÄŸü anın, ‘milli irade’ye atfen aşılamayacağı anlamına gelir. AKP haklıydı, ama ahlaki açıdan sterilize etmediÄŸi bir ‘bilmezlik peçesi’nin arkasında.
Ne ki kitleler, üç kiÅŸiyi üç kiÅŸinin enaniyetiyle buluÅŸturmamış olan dolaylı ya da doÄŸrudan aktörlerin bütününü siyasetten (sessizce) telin etti ve edecek gibi görünüyor. Bireysel olarak geçirilen onca tükeniÅŸ ve bunalımın aniden bir toplumsal teveccühe ve mutluluÄŸa dönüÅŸmesi, anlaşılabilir ve açıklanabilir bir davranış deÄŸildir. EÄŸer AKP iktidarı hala ‘sorgulananamaz’ ise, bir cemiyetteki toplam bireysel çöküÅŸlerin toplamının, toplumsal çöküÅŸe deÄŸil; kollektifleÅŸtirilmiÅŸ mutluluk ve teveccühe tekabül edeceÄŸini söylemek anlamsız olmamalıdır. Açıklanamayan bir anlamlılık…
Seçim Sabahı, Adaylar ve Adanmışlar
Birkaç kiÅŸinin yaÅŸamının ve yaÅŸamının anlamının, milyonlarca bireyin tükeniÅŸ ve karamsarlıkla milyon kez karelenmiÅŸ milyonlarca yaÅŸamından ve yaÅŸamlarının anlamından daha deÄŸerli ve anlamlı olduÄŸu ve olabileceÄŸinin bir kez daha zımnen kabul edildiÄŸini görmek takdire ÅŸayan olsa da, iktidar partisinin politik felsefesinin ilkelerini yeniden tasarımlaması ve çizmesi gerektiÄŸini peçeleyemez. Seçmenin prospektif siyasal davranışı, bu savı kanıtlamada gecikmeyecektir. Nasıl?
-Kendi siyasi kariyerini, milyonların hak ve özgürlükleri üzerinden yaptığı pazarlıkla çizen;
-darbe anayasasının tasarımladığı bir kurum, kural ve ilkeler setiyle iktidarını pekiştiren;
-deÄŸiÅŸim için attığı her adımdan -diabolik ilk günaha uymuÅŸçasına- istiÄŸfar eden ama bunu da ‘sine-i millet’e ÅŸikayet eden;
-bağımsızları “cephe ittifakı” içgüdüsüyle siyasal düzlemde kendisine minimal bir sayısal dağılımla diz çöktürmüÅŸ ana muhalefetle ile elbirliÄŸi yaparak “ulusal düÅŸman” ilan etmeyi ‘demokrasiye sıkılmış bir kurÅŸun’ ya da ‘yüzkarası’ bir ittifak olarak göremeyen;
-ama kendisi söz konusu olduÄŸu için mahkeme kararını ‘demokrasiye sıkılmış kurÅŸun’ ve ‘yüzkarası bir karar’ olarak kodlayan;
-bugünkü cumhurbaÅŸkanlığı makamını resmen ‘gasp’ ettiren birini yada birilerini “Mesih” veya ‘Mesiha’ gibi görerek…
Bu süreç, süreci iktidardaki bir partiyi bile muhalefet imgelemi karşısında 5 sene boyunca muhalefeteymiÅŸ gibi algılayacak kadar grotesk bir maÅŸeri vicdanın ya da siyasal kültürün hesap sormaya dair tüm hak ve özgürlüklerini, sevgilisi için kasabın bıçağına boynunu emanet etmeye hazır ÅŸair gibi adamaya hazır bir kıvama geldiÄŸi veya getirildiÄŸi bir sonla bitti ve bitecek gibi görünüyor. Ama bu maÅŸeri vicdan, seçim sabahında deÄŸil; fakat cumhurbaÅŸkanlığı seçiminde adanmış olduÄŸu -siyasal ahlaksızlığın ‘bilmezlik peçesi’nin ardındaki- adaylara boyunlarını kurban adamaya amade olacakları seçim sabahını bir bayram gibi karşılayacak ve kasabın elinde bir bıçak olduÄŸu halde güneÅŸin doÄŸması için dua edecektir. Bunu öngörmek güç deÄŸildir. M. Cezerî’nin dediÄŸi gibi: [†]
‘Bayramdır ve orada sevgilinin adadığı bir adak…
Yani, sen kurban olacaksın ey Molla!
Rabbim, kasabın elinde bir bıçak,
günün doÄŸduÄŸunu göreyim.’
Dipnotlar
--------------------------------------------------------------------------------
[*] Rawls, John, “A Theory of Justice”, The Belknap Press of Harvard University Press, Cambridge, Mass., 1971.
[†] Dîwan’ul Åžeyh’ul Cizîrî.