Sesini Duyur - http://www.binbirfikir.com
Tersine Döndü
http://www.binbirfikir.com/articles/621/1/Tersine-DAndA/Sayfa1.html
Helin Mutlu
Belli olgun bir yaşa gelse de olgun da olabilen ama çocuk ruhunu da hala kaybetmemiş ve kaybetmeyi de hiç düşünmeyen, olaylara farklı açılardan bakmasını bilen... 
Yazan Helin Mutlu
Yayın tarihi 07/30/2007
 
Okuyan, özgür düşünen, kişiselleşen, kendi olan, ayakları üzerinde durarak var olduğunu kanıtlamaya çalışan, bu kadar ezilmişliğe başkaldıran biz kadınların bu mücadelesi maalesef erkeklerin çok fazla işine yaradı.

Tersine Döndü

Okuyan, özgür düşünen, kişiselleşen, kendi olan, ayakları üzerinde durarak var olduğunu kanıtlamaya çalışan, bu kadar ezilmişliğe başkaldıran biz kadınların bu mücadelesi maalesef erkeklerin çok fazla işine yaradı.

Eskiden biz kadınlar,  erkeklerden sevgili olma(o zamanlar "çıkma" diye tabir edilirdi) teklifi beklerdik, biz ne kadar aşıkta olsak, ne kadar sevsek, ne kadar yanıp tutuşsak da gidip onlara bunu söyleyemez, en fazla belli etmeye çalışırdık. Eğer karşı tarafın da bir beğenisi hoşlantısı varsa (ki genelde olurdu) onlar bizimde onlardan hoşlandığımızı anlayarak gelir ya da bir arkadaşı veya bizim bir arkadaşımız vasıtasıyla bize teklif gönderirlerdi, biz de kabul ederdik.

O zamanlar daha mı güzeldi aşklar, daha mı seviyeli, daha mı samimiydi ki diye düşünmeden edemiyorum şimdi. Gizlice buluşmalar yaşardık, çünkü bir kızın bir erkekle dolaşması ayıp sayılır kızın adı çıkardı animallah, ne der sonra tanıdıklar aman aman…

Bir parti olsa da gitsek beraber el ele otursak, göz göze dans etsek diye can atardık, o zaman erkekler hiç ama hiç bir özel günü unutmazlardı, tanışma yıldönümleri hatta bırakın yıldönümlerini ay dönümleri kutlanırdı, bir sene dolana kadar. Doğum günleri hiç atlanmaz özenle hediyeler seçilirdi, hatta birliktelik teklifi için bile bir çiçekle gelinirdi veya araya birileri konuluyorsa, onun götürmesi sağlanırdı, ya da defterimizin arasına gizlice tek güller bırakılırdı. Okul çıkışları heyecanla beklenirdi, kimseler görmesin diye ara sokaklardan yürünürdü, bırakın el ele tutuşmayı birisi görecek diye korkudan yan yana bile zor yürünürdü ve mutlaka da yanımızda arkadaşlarımızdan biri olurdu ki yalnız görülmeyelim diye.

Bu söylediklerim öyle çok uzak bir zaman değil yakın tarihten 1980 ve 90'lardan bahsediyorum, lise dönemlerimizden, aradan geçen 10 küsür senelik zaman neleri de değiştirdi. Artık her şey tersine döndü, kadınlar artık; siz bize nasıl aşkınızı, sevginizi itiraf edip birlikte paylaşmak istediğinizi söyleyebiliyorsanız biz de söyleyebiliriz dediler. Haklıydılar da çünkü onlar zaten var olma çabasındaydılar, bizim de hakkımız var ve bu haklarımızı da kullanıyoruz, bizler özgür düşünen kadınlarız dediler. Fakat gel gör ki; bu durum erkeklerin öyle işine yaradı ki, artık birliktelik yaşadıkları kadınlarla cinsel ilişkiler yaşamaya başladılar ve dolayısıyla bu ihtiyaçları için para harcamaya, bir sürü yalanlar söylemeye, içkilere ilaçlar karıştırmaya gerek kalmadı ve Tecavüzcü Coşkun tarihe karıştı. Ha günümüzde de bu yöntemleri kullanan yok mu var elbetteki ama daha az, hem artık erkekler sadece sevgili olmak istediklerini değil, sadece seks yaşamak istediklerini de rahatlıkla gidip teklif edebilme cesaretini kazandılar. Tek kazanımları bu olmadı elbette başka kazanımları da oldu; gelen birliktelik tekliflerini kabul etmeme gibi, naz ve kaprisler yapma gibi, ya da gelen teklifleri;   "vay hatuna bak bu aranıyor" gibi değerlendirerek, istediklerini aldıktan sonra ortadan kaybolmak gibi, ya da sevgili olmak istiyor gibi davranarak yapılan teklif kabul edildikten bir süre sonra, yine asıl istediklerini elde edince aynı şekilde ortadan kaybolmak gibi.

Farkında mısınız? Artık evlilikler de çok kısa süreli olmaya başladı, eskisi gibi 30-40 sene süren evlilikler tarihe karıştı. Erkek zaten evlilik süresince rahattı; erkek arkadaşlarıyla her gün olmasa da haftada bir mutlaka buluşurdu, başkalarıyla birlikte olmak istiyorsa yine olurdu ama parayla olmak zorundaydı, şimdi artık evli erkeklerle birlikteliği ayıp saymayan, "o düşünmüyorsa ben mi düşüneceğim" diyen kadınlar var ve bu kadınlarla birlikte olmaya can atan, bu durumu leyhlerine çeviren evli erkekler yüzünden, tam anlamıyla bir aldatma yaşatılıyor, hem de tek kuruş ödemeden. Parayla birlikte olunan kadınları bir nebze de olsa içlerine sindirmeye çalışan, erkektir yapar diyen kadın, bu işi meslek olarak yapmayan kadınlarla olan birliktelikleride diğer türlüsünü de, yani hiçbir şekilde aldatılmayı sindirmemeye başladılar. Dolayısıyla aile içinde tatsızlıklar, huzursuzluklar, kavgalar çıkmaya başlıyor ve erkek bu kavgalar sırasında kendisine diş gösteren, çatır çatır tartışan, düşündüklerini rahatça itiraf eden kadına karşı şiddet kullanmaya başlıyor.   Bir araştırmaya göre; dayak yiyen kadınlar arasında üniversiteli olanların oranı korkutucu biçimde fazlaymış.

Kadınlarla ilgili bir tartışma programda feminist yazarlardan bir tanesi şöyle bir gözlemde bulunmuştu; biz kendimizi okuyan, özgür düşünen entelektüel, kentli kadınlar olarak görüp eşlerimize ya da erkeklere karşı kendimizi savunma gereği duyup, gayet rahat fikirlerimizi söyleyip hatta tartışarak, erkeğin bizden soğumasına   beklide nefret etmesine neden oluyoruz oysa ki onlar böyle büyütülmediler ve buna alışkın değiller, evlerinde anneleri hiç böyle değildi, babasının sözünden çıkmazdı, babası ne derse o olurdu. Oysa ki kendi evliliğinde durum böyle değil, evin erkeği ya da reisinin kendisi olmadığı, sözünün dinlenilmediği gören erkek daha bir hırçınlaşıyor ve olay dayak atmalara sonrasında boşanmalara kadar gidiyor.   Okumayan, taşralı ya da köylü dediğimiz kadın, erkeğine diş göstermiyor; olur erim, sen ne dersen o olsun diyor ya da erkeğin söylediklerine karşı çıkmıyor amaaaa ortaya bakın nasıl bir gerçek çıkıyor; bu kadınlar biz entelektüel kadınlara göre daha fazla ailesine, erkeğine sahip çıkıyor ama çokta güzel sözünü dinletiyor, dediklerini daha rahat ve kolay yaptırabiliyor. Kendi ailelerinizi bir düşünsenize, aile resisi olarak erkek görünür ama evde hep annenin sözü geçer onun dediği olurdu.

Bundan çıkacak sonuç ise erkeklerin; maalesef kişisel gelişimlerini tamamlayamadıkları, özgüvenlerinin olmadığı ve kendilerini güvensiz hissettikleri yerden bir an önce uzaklaştıkları, evlenmek ya da sevgili olmak için; kendisinden daha aşağı seviyedeki kadınları tercih ettikleri, daha akıllı gördükleri kadınlarla arkadaşlık ya da dostluk yaptıklarıdır.

Yalnız başka bir gerçek ise; biz kadınlarda da özgüvenin fazla oluşu, o yüzden de ilişkilerin sağlıklı yaşanamaması doğal gibi görünüyor, sanırım sağlıklı birliktelikler için bu dengenin yerine oturması gerekiyor. Biz kadınlar özgüveni aza indirgemeyi başarabilirz ama erkekleri için aynı şeyi söylemek biraz güç sanırım.

Hadi biraz gayret başarabilirsiniz, size güveniyoruz….