PREMONITION

‘’Bir rüya bilinçli davranışa belirleyici bir öge olarak yerleÅŸtirilmesi gereken bir gerçekliktir ve bu yüzden gerekli ciddiyetle ele alınmalıdır.’’

                                                                                                                     Carl Gustav Jung

GeleceÄŸi görmek bazen tehlikeli ve büyük bir savaÅŸtır.Yazgımızı deÄŸiÅŸtirmek bizim elimizde deÄŸildir.Peki rüyalar aracılığıyla geleceÄŸi gören bir kiÅŸi sizce ne yapmalıdır? Yukarıda alıntı yaptığım Jung’ın sözünden yola çıkarak rüyaların öneminin yitirilmemesi için önce inanmak gerekir.Nedense bazı insanlar dikkate almıyor.İşte bu  gerçeÄŸin izinden giden bir yapım var karşımızda.Premonotion’un kelime anlamına bakacak olursak Türkçe karşılığının önsezi bir baÅŸka deyiÅŸle altıncı his olduÄŸunu bir çoÄŸumuz biliyoruz ve bilmeyenlerin de bu yazıyı okuduktan sonra öÄŸrenmiÅŸ olacağını varsayıyoruz Ne ilgisi var diyeceksiniz.Hemen konuyu açalım.Altıncı his dediÄŸimiz kavram uyku halinde deÄŸil uyanık halde iken geleceÄŸi görmemizi saÄŸlayan bir tür bilinç kapısıdır.Bu baÄŸlamda altıncı his ve açıklayıcı rüyalar arasındaki farka göz attığımızda rüyalar ve buna baÄŸlı alt baÅŸlık adı altında toplanan tinsel güçler;psikolojik olarak algımızla oynayabilir.Premonition daha baÅŸtan bu yapıya uzak duruyor.Sıradışı olup kendisini diÄŸer yapımlardan ayrı tutayım derken çizgiden biraz olsun uzaklaşıyor ve çok sıradan bir iÅŸleyiÅŸle kozasını aynı aÄŸ üzerine kurarak herÅŸeyi belli bir düzenek içerisine hapsederek rüya-flashback-flashforward anlatımı üzerinden tek bir karaktere odaklanıyor.Hangisi rüya hangisi gerçek?

Filmdeki Linda (Sandra Bullock) adlı karakterimize dönecek olursak gerçek yaÅŸam ile  rüya arasında bocalayarak gördüÄŸü esrarengiz olayların perdesini aralamaya çalıştığı esnada eÅŸinin bir trafik kazası sırasında öldüÄŸünü görmesi yaÅŸantısını alt üst eder.Uyandığında ise kendisini birkaç gün öncesinde bularak kocasının hala yanında olduÄŸunu gören Linda zamanda ileri geri gitmesi sonucu  yaÅŸadıklarının gerçekleÅŸtiÄŸine inanarak rüyasında geçenleri not eder.Her uyandığı gün ise tanıdığı ve hatta tanıdık bildiÄŸi kiÅŸiler bambaÅŸka bir ÅŸekilde karşısına çıkarken Linda ise kocasının yaklaÅŸan ölümünü engellemeye çalışır.HerÅŸey bu sirkülasyon içinde meydana gelirken bu  karakterin baÄŸlantılı olduÄŸu diÄŸer karakterler hakkında en ufacık bir bilgiye eriÅŸemiyoruz.Kocasının hakkında en ufak bir ipucu yok.Tek yaptıkları eve gelip çocuklarıyla ilgilenmek.Neye gülerler neye aÄŸlarlar aralarında aÅŸk var mıdır yok mudur sorularını sormak zorunda kalıyoruz.Asıl ilginç olan ise film boyunca hiç sevgiden bahsetmeyen çift yapmacık tavırlarıyla birbirleriyle münakaÅŸaya girmeden geçinip giderken aniden diÅŸlerini gösteriyorlar.Bu nasıl bir tutarsızlık? Bir de bu tutarsızlığa yıldızı sönen ve aniden çıkmaza giren Sandra Bullock’u katarsak vay halimize! Sanki zoraki bir oyunculuk sergileyen Bullock tam bir robot gibi hareket ediyor baÅŸka bir deyiÅŸle pilli bebek gibi. Tepki bile yok.DüÅŸünsenize duÅŸ aldıktan sonra zamanÄ

±nın çoÄŸunu  uykuda geçiren  güçsüz bir karekteri. Ne monoton bir hayat! Hani hepimizin bildiÄŸi puzzle diye bir oyun vardır.Oyunda kartondan kesilmiÅŸ parçaların bir ucunu bir baÅŸka parçaya ekleyerek bir bütün oluÅŸturmaya çalışır ve bunun sonucunda da nihai bir kurgunun içine gireriz.Premonition’da durum çok farklı.Üstelik alt metindeki eksiklikler bile gözden kaçmıyor. Peki her ÅŸey rüyalardan mı ibaret?

Sanırım Linda için öyle olsa gerek,kocası için aynı durum söz konusu deÄŸil.İnanmamak sadece Julian’a özgü.Derler ya herkesin bir kaderi vardır.Oysa ki rüya veya önsezi baÅŸlığı altında ele alınan bu konu çok farklı ve geliÅŸmiÅŸ ÅŸekilde filme belgelenebilirmiÅŸ.Zaten eksikliÄŸini de hissetmiyor deÄŸiliz.Bunun en güzel örneÄŸi Linda’nın geçirdiÄŸi kötü anlar dolayısıyla kiliseye gitmesi.Bu doÄŸrultuda ise  peder Linda’nın yaÅŸadığı travmayı üstü kapalı bir ifadeyle aktarmış olması seyircilerin de sorgulamasına vesile oluyor. GörüldüÄŸü üzere temanın ve hikayenin birbirine çelme takmasından meydana gelen yapı bozukluÄŸu kara bulut gibi üzerine çökmüÅŸ durumda.Ayrıca elindekinin deÄŸerini bilmeden yola çıkmak yönetmenin sert eleÅŸtiriler almasına neden olmuÅŸ.Acaba bu görüÅŸe katılmayanlar var mıdır? Sanıyorum ki yoktur.Farklı bir boyuttan incelersek Premonition özünde M. Night Shyamalan tartafından çekilen The Sixth Sense filminden de bazı kareler içermiyor deÄŸil.Bu filmdeki Haley karakteri altıncı his duygusuna sahip olduÄŸu için olanları önceden görerek yaÅŸananları deÄŸiÅŸtirmek niyetinde olan ufak bir çocuktu.Linda da buna benzer bir porte çiziyor.Bu nedenle yönetmene ilham kaynağı olan çocukla kendi çizdiÄŸi karakteri özdeÅŸleÅŸtirerek aralarında baÄŸ kuruyor.Bununla da kalmayıp Deja Vu filmine yer yer göndermeler yaparak  Doug karekteriyle Premonition’daki Linda karekterini orta noktada kesiÅŸtiriyor.Bu kesiÅŸimde geçmiÅŸe doÄŸru yolculuk yapan Doug ise yaÅŸam çizgisinin deÄŸiÅŸmesini saÄŸlayan bir aracın keÅŸfedilmesiyle beraber insanların kaderlerini yeniden yazarak ölümlerinin önüne geçiyordu.Tıpkı Linda’nın yaptığı gibi.Bir yanda rüyalar ve diÄŸer yanda gerçeÄŸin ta kendisi…Zaman aşımına uÄŸradağı anda ise iki kavram arasında yüzerek hayatı olduÄŸu gibi kabullenmeyi öÄŸrenmesi gerektiÄŸi realitesi ortaya çıkıyordu.Belki de birçoÄŸumuz buna benzer bir senaryo ile karşılaÅŸmışızdır.

Ne yapmak istediÄŸini bilen fakat nereye varmak istediÄŸini bilmeyen yönetmen kafasındaki birçok durumu ve ordan buradan yakaladığı nüansları harmanlayarak deÄŸiÅŸik bir sunuÅŸ yapmak istemesinin dışında olanı olduÄŸu gibi aktarması kendisini pek tatmin etmemiÅŸ gibi gözüküyor.Deyim yerindeyse gerilim diyebileceÄŸimiz bir kurmacanın uzaktan yakından ilgisi olmayan bir atmosfer içinde sürükleyiciliÄŸini yitirmesi filmin ismine bakıp da izlemeye gidecek olanları bir hayli hayal kırıklığına uÄŸratabilir.YüzeyselliÄŸin diz boyu hakim olduÄŸu sahneleri de hesaba katarsak çerçevenin dışında kalan ufak detaylar bile pek önemsenmemiÅŸ.Ayrıca belli bir karmaÅŸanın içine yerleÅŸtirdiÄŸi fikrini seyircilerin aklını karıştırarak oluÅŸturması ve bu noktadan sonra ne olacak diye yargılatması bir yana finale doÄŸru çeÅŸitli evrimler geçirdiÄŸini de söylemeden edemeyeceÄŸim.Hatta ilgi çekmek için hiçbir ‘süsleme’ unsurundan bile yararlanılmamış bir Hollywood yapımı hayal edemiyorum.İlla ki filme genel olarak bir etiket yapıştıracaksak yazının girizgâhında altını çizmiÅŸ olduÄŸum üzere ’kadercilik’ kavramının önemini ve insanlar üzerindeki kalıcı etkisini iyi yansıtmış olması hiçbirÅŸeyi deÄŸiÅŸtirmiyor.Herneyse içinde barındırdığı bu kadar handikapa karşın gelgelelim Premonition’ın aÄŸzındaki asıl baklaya; Türk yönetmen Mennan YapıcıoÄŸlu tarafından çekilen bu yapım her ne kadar kendi bünyesinde sorunlar barındırsa da A sınıfı filme adını kazımış. Ama ÅŸu da var ki aa ne hoÅŸ olmuÅŸ üzerine çok yakışmış tarzında bir yapıcı eleÅŸtiriyi de bu filmle baÄŸdaÅŸtıramayacağım ne yazık ki.Çünkü soÄŸunkanlılığın izinden giderek önümüze konan leziz bir yemek  tadında deÄŸil ne yazık ki.Tercihi yine de size bırakıyorum.