Sesini Duyur: online gazete - http://www.binbirfikir.com
Premonition
http://www.binbirfikir.com/articles/66/1/Premonition/Sayfa1.html
Arzu Çevikalp
Yeditepe üniversitesinde 4.sınıf öğrencisiyim ve iletişim bölümünde okuyorum.Cinemascope ve bant dergilerinde sinema yazıları yazıyorum bir de yeni bir dergiye daha başlıyorum.Yazı işiyle ilgileniyorum. 
Yazan Arzu Çevikalp
Yayın tarihi 05/8/2007
 
Film eleştrisi...

Premonition

                                                  PREMONITION

‘’Bir rüya bilinçli davranışa belirleyici bir öge olarak yerleştirilmesi gereken bir gerçekliktir ve bu yüzden gerekli ciddiyetle ele alınmalıdır.’’

                                                                                                                     Carl Gustav Jung

Geleceği görmek bazen tehlikeli ve büyük bir savaştır.Yazgımızı değiştirmek bizim elimizde değildir.Peki rüyalar aracılığıyla geleceği gören bir kişi sizce ne yapmalıdır? Yukarıda alıntı yaptığım Jung’ın sözünden yola çıkarak rüyaların öneminin yitirilmemesi için önce inanmak gerekir.Nedense bazı insanlar dikkate almıyor.İşte bu  gerçeğin izinden giden bir yapım var karşımızda.Premonotion’un kelime anlamına bakacak olursak Türkçe karşılığının önsezi bir başka deyişle altıncı his olduğunu bir çoğumuz biliyoruz ve bilmeyenlerin de bu yazıyı okuduktan sonra öğrenmiş olacağını varsayıyoruz Ne ilgisi var diyeceksiniz.Hemen konuyu açalım.Altıncı his dediğimiz kavram uyku halinde değil uyanık halde iken geleceği görmemizi sağlayan bir tür bilinç kapısıdır.Bu bağlamda altıncı his ve açıklayıcı rüyalar arasındaki farka göz attığımızda rüyalar ve buna bağlı alt başlık adı altında toplanan tinsel güçler;psikolojik olarak algımızla oynayabilir.Premonition daha baştan bu yapıya uzak duruyor.Sıradışı olup kendisini diğer yapımlardan ayrı tutayım derken çizgiden biraz olsun uzaklaşıyor ve çok sıradan bir işleyişle kozasını aynı ağ üzerine kurarak herşeyi belli bir düzenek içerisine hapsederek rüya-flashback-flashforward anlatımı üzerinden tek bir karaktere odaklanıyor.Hangisi rüya hangisi gerçek?

Filmdeki Linda (Sandra Bullock) adlı karakterimize dönecek olursak gerçek yaşam ile  rüya arasında bocalayarak gördüğü esrarengiz olayların perdesini aralamaya çalıştığı esnada eşinin bir trafik kazası sırasında öldüğünü görmesi yaşantısını alt üst eder.Uyandığında ise kendisini birkaç gün öncesinde bularak kocasının hala yanında olduğunu gören Linda zamanda ileri geri gitmesi sonucu  yaşadıklarının gerçekleştiğine inanarak rüyasında geçenleri not eder.Her uyandığı gün ise tanıdığı ve hatta tanıdık bildiği kişiler bambaşka bir şekilde karşısına çıkarken Linda ise kocasının yaklaşan ölümünü engellemeye çalışır.Herşey bu sirkülasyon içinde meydana gelirken bu  karakterin bağlantılı olduğu diğer karakterler hakkında en ufacık bir bilgiye erişemiyoruz.Kocasının hakkında en ufak bir ipucu yok.Tek yaptıkları eve gelip çocuklarıyla ilgilenmek.Neye gülerler neye ağlarlar aralarında aşk var mıdır yok mudur sorularını sormak zorunda kalıyoruz.Asıl ilginç olan ise film boyunca hiç sevgiden bahsetmeyen çift yapmacık tavırlarıyla birbirleriyle münakaşaya girmeden geçinip giderken aniden dişlerini gösteriyorlar.Bu nasıl bir tutarsızlık? Bir de bu tutarsızlığa yıldızı sönen ve aniden çıkmaza giren Sandra Bullock’u katarsak vay halimize! Sanki zoraki bir oyunculuk sergileyen Bullock tam bir robot gibi hareket ediyor başka bir deyişle pilli bebek gibi. Tepki bile yok.Düşünsenize duş aldıktan sonra zamanının çoğunu  uykuda geçiren  güçsüz bir karekteri. Ne monoton bir hayat! Hani hepimizin bildiği puzzle diye bir oyun vardır.Oyunda kartondan kesilmiş parçaların bir ucunu bir başka parçaya ekleyerek bir bütün oluşturmaya çalışır ve bunun sonucunda da nihai bir kurgunun içine gireriz.Premonition’da durum çok farklı.Üstelik alt metindeki eksiklikler bile gözden kaçmıyor. Peki her şey rüyalardan mı ibaret?

Sanırım Linda için öyle olsa gerek,kocası için aynı durum söz konusu değil.İnanmamak sadece Julian’a özgü.Derler ya herkesin bir kaderi vardır.Oysa ki rüya veya önsezi başlığı altında ele alınan bu konu çok farklı ve gelişmiş şekilde filme belgelenebilirmiş.Zaten eksikliğini de hissetmiyor değiliz.Bunun en güzel örneği Linda’nın geçirdiği kötü anlar dolayısıyla kiliseye gitmesi.Bu doğrultuda ise  peder Linda’nın yaşadığı travmayı üstü kapalı bir ifadeyle aktarmış olması seyircilerin de sorgulamasına vesile oluyor. Görüldüğü üzere temanın ve hikayenin birbirine çelme takmasından meydana gelen yapı bozukluğu kara bulut gibi üzerine çökmüş durumda.Ayrıca elindekinin değerini bilmeden yola çıkmak yönetmenin sert eleştiriler almasına neden olmuş.Acaba bu görüşe katılmayanlar var mıdır? Sanıyorum ki yoktur.Farklı bir boyuttan incelersek Premonition özünde M. Night Shyamalan tartafından çekilen The Sixth Sense filminden de bazı kareler içermiyor değil.Bu filmdeki Haley karakteri altıncı his duygusuna sahip olduğu için olanları önceden görerek yaşananları değiştirmek niyetinde olan ufak bir çocuktu.Linda da buna benzer bir porte çiziyor.Bu nedenle yönetmene ilham kaynağı olan çocukla kendi çizdiği karakteri özdeşleştirerek aralarında bağ kuruyor.Bununla da kalmayıp Deja Vu filmine yer yer göndermeler yaparak  Doug karekteriyle Premonition’daki Linda karekterini orta noktada kesiştiriyor.Bu kesişimde geçmişe doğru yolculuk yapan Doug ise yaşam çizgisinin değişmesini sağlayan bir aracın keşfedilmesiyle beraber insanların kaderlerini yeniden yazarak ölümlerinin önüne geçiyordu.Tıpkı Linda’nın yaptığı gibi.Bir yanda rüyalar ve diğer yanda gerçeğin ta kendisi…Zaman aşımına uğradağı anda ise iki kavram arasında yüzerek hayatı olduğu gibi kabullenmeyi öğrenmesi gerektiği realitesi ortaya çıkıyordu.Belki de birçoğumuz buna benzer bir senaryo ile karşılaşmışızdır.

Ne yapmak istediğini bilen fakat nereye varmak istediğini bilmeyen yönetmen kafasındaki birçok durumu ve ordan buradan yakaladığı nüansları harmanlayarak değişik bir sunuş yapmak istemesinin dışında olanı olduğu gibi aktarması kendisini pek tatmin etmemiş gibi gözüküyor.Deyim yerindeyse gerilim diyebileceğimiz bir kurmacanın uzaktan yakından ilgisi olmayan bir atmosfer içinde sürükleyiciliğini yitirmesi filmin ismine bakıp da izlemeye gidecek olanları bir hayli hayal kırıklığına uğratabilir.Yüzeyselliğin diz boyu hakim olduğu sahneleri de hesaba katarsak çerçevenin dışında kalan ufak detaylar bile pek önemsenmemiş.Ayrıca belli bir karmaşanın içine yerleştirdiği fikrini seyircilerin aklını karıştırarak oluşturması ve bu noktadan sonra ne olacak diye yargılatması bir yana finale doğru çeşitli evrimler geçirdiğini de söylemeden edemeyeceğim.Hatta ilgi çekmek için hiçbir ‘süsleme’ unsurundan bile yararlanılmamış bir Hollywood yapımı hayal edemiyorum.İlla ki filme genel olarak bir etiket yapıştıracaksak yazının girizgâhında altını çizmiş olduğum üzere ’kadercilik’ kavramının önemini ve insanlar üzerindeki kalıcı etkisini iyi yansıtmış olması hiçbirşeyi değiştirmiyor.Herneyse içinde barındırdığı bu kadar handikapa karşın gelgelelim Premonition’ın ağzındaki asıl baklaya; Türk yönetmen Mennan Yapıcıoğlu tarafından çekilen bu yapım her ne kadar kendi bünyesinde sorunlar barındırsa da A sınıfı filme adını kazımış. Ama şu da var ki aa ne hoş olmuş üzerine çok yakışmış tarzında bir yapıcı eleştiriyi de bu filmle bağdaştıramayacağım ne yazık ki.Çünkü soğunkanlılığın izinden giderek önümüze konan leziz bir yemek  tadında değil ne yazık ki.Tercihi yine de size bırakıyorum.