“Lan”lı, “Lun”lı Bir Yazı
- Yazan Naif Karabatak
- Yayın Tarihi 08/21/2007
- Politika
-
Değerlendirme:




Naif Karabatak
30 Ocak 1964 Adıyaman doğumluyum. Gazeteciliğe 1979 yılında başladım. Çeşitli Gazete ve dergilerin Adıyaman temsilciliğini yaptım. 7 yıldır yerel, ulusal ve internet sitelerinde yazarlık yapıyorum. Birçok mahlas isimle de köşe yazarlığım devam ediyor. “Cenk Gülen” mahlasıyla “Bir Deli’nin Not Defteri” diye mizahi yazılar yazdım. Bu yazılarımı “Emmi Hortumu Taksana!” adıyla kitaplaştırdım.
Naif Karabatak tarafından yazılmış tüm yazılar“Lan”lı, “Lun”lı Bir Yazı
Buldukları her fırsatta “Vakit Gazetesi’nin birilerini hedef gösterdiğini” ispiyonlamak için didinip duran Hürriyet Gazetesi, bu defa kendisini yaptığı densizliğe kılıf bile bulamıyor.
Hatırlarsınız, Hürriyet Gazetesi AK Parti milletvekillerinden eşi başörtülü olanların isimlerini yayınlama basitliğine düşmüştü.
Bunun üzerine üslubunu tasvip etmezsem de, gereken cevabı AK parti Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan vermişti; “Eşimin başı açık mı, kapalı mı, sana ne lan açıksa? Sana ne lan kapalıysa?”
Sorudan “lan”ı çıkarırsan gerçekten kimin eşinin başı örtük, kiminin açık olduğu Hürriyet Gazetesi dahil biz basını ne ilgilendirir?
Bunun geçerli bir mazereti asla olamaz.
Zaten bir vekilin eşinin basın önüne çıkması gerekiyorsa çıkar ve nasıl olsa başörtülü mü, örtüsüz mü resim karelerinde yer alır ama bu kareler asla “başı açık, başı kapalı” şeklinde fişlemeye dönük, yargılamaya dönük bir haberleştirme olmaz/olmamalı…
***
Tartışılan konuyu değil, üslubu değerlendirmeyi uygun bulan bir millet olduğumuzdan bu defa tartışma “lan” tartışmasına dönüştü.
Dün, Hürriyet Gazetesi’nde Mehmet Y. Yılmaz, “Sana ne lan benim haberimden?” başlıklı yazısında, kaba bir üsluba ne kadar kaba şekilde cevap verilebileceğini göstererek kibarlığını(!) da ortaya koydu.
Hatayı yapan kendisi, sert bir tepkide daha da celalleşen, ucuz mahalle kabadayısı havasına bürünen de kendisi.
Yazısında; “AKP Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan, Hürriyet’in TBMM’deki milletvekillerinin kaçının eşinin türban taktığına ilişkin haberinden huylanmış.” diyor. Sanki huylanmaması, üstüne zil takıp oynaması gereken bir habermiş izlenimi vermek istiyor aklınca…
Yılmaz, “Bütün Türkiye, Cumhurbaşkanı adayının eşinin türbanını konuşurken, milletvekillerinin eşlerinin türban durumunu öğrenmek Türk halkının hakkı değil mi?” diye sormuş.
Hayır hakkı değil…
Bir kere bütün Türkiye değil, birkaç densiz Abdullah Gül’ün eşinin başörtüsünü konuşuyor. Cumhurbaşkanının eşinin başörtüsü kimseyi ilgilendirmediği gibi Yılmaz efendiyi de, Hürriyet Gazetesi de ve aynı saçmalığı aylardır gündemde tutan densizleri de ilgilendirmez.
Halk, Milletvekili seçerken, eşini, kzını, oğlunu, gelinini, damadını, babasını, anasını veya daha başka uzaktan veya yakından tanıdığını değil, bizzat vekilliğe aday olan kişiyi seçiyor.
O nedenle milletvekilinin eşinin kapasiteli, bilgili, birikimli olmasını gündeme getirmek başka, ne giydiği, ne yediğini sorgulamaya/suçlamaya çalışmak çok daha başkadır.
Kadınlara bu kadar saygısız davranılması sadece bu toplumda ve sadece bu toplumun çok az bir bölümünde mi var?
Kadınlar, kendi özgür iradesi, toplumun yapısı, ahlak ve inancına göre bir de zevkini hesaba katarak giyinir, kuşanır… Bu sadece kendisini, eşini, ailesini alakadar eden bir konudur.
Cumhurbaşkanı seçilecek olan Abdullah Gül, Çankaya köşkünde “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla oturacak, eşi Hayrunnisa Hanımefendi değil.
Bunu bilmeyecek bir adamın Hürriyet Gazetesi’nde ne işi var ben aslında onu anlamıyorum.
Yılmaz, “Milletvekilleri, kamusal bir göreve talip olarak seçiliyorlar. O andan itibaren özel yaşamları da dahil olmak üzere, basının denetimine hazır olmak zorundalar.” gibi inciler dizmiş.
Ben de gazeteciyim ama hiçbir siyasinin özel yaşamı beni ilgilendirmez. “Özel yaşamı denetleme” gibi bir misyonda üstlenmedim. O zaman bari yatak odasına da girelim de olsun bitsin.
Böyle bir saçmalık olabilir mi?
***
Tartışılan konu “lan” da takılmamalı; bir kadının kendi özgür iradesiyle seçtiği kıyafetinin sorgulanıp, sorgulanmayacağı, yargılanıp, yargılanmayacağı ve hele hele ispiyonlanıp, ispiyonlanmayacağı tartışılmalı.
“Lan” demek hoş değil ama “lan”ı hak edene de o cevabı vermek kaçınılmaz oluyor demek ki…
***
Çankaya’da Açacak Gül!
Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı koltuğunda Güller dün açmadı, bir sonraki seçime kaldı.
CHP hariç, diğer partileri ve bağımsız vekilleri kutluyorum.
Hiç değilse ya aday çıkardılar, ya da halkın verdiği yetkiye göre meclise girerek “evet” , “hayır” ya da “kararsız” kaldılar. Olsun, önemli olan oylamada “evet” demek değil, önemli olan meclise girmek suretiyle, TBMM’nin yetkisini alakasız kişilere devretmemektir.
Hepsini yürekten kutluyorum.
CHP zaten malum.. Meclisten tırsarak cumhuriyeti de, demokrasiyi de kurtardığını, halkın verdiği görevi de ifa ettiğini sanıyor. Ee Baykal’ın ancak o kadarcık siyasi bilgisi, ancak o kadarcık demokrasi anlayışı var, yadırgamamak lazım…
naifkarabatak@gmail.com
21 Ağustos 2007 Yeniyol Gazetesi
Hatırlarsınız, Hürriyet Gazetesi AK Parti milletvekillerinden eşi başörtülü olanların isimlerini yayınlama basitliğine düşmüştü.
Bunun üzerine üslubunu tasvip etmezsem de, gereken cevabı AK parti Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan vermişti; “Eşimin başı açık mı, kapalı mı, sana ne lan açıksa? Sana ne lan kapalıysa?”
Sorudan “lan”ı çıkarırsan gerçekten kimin eşinin başı örtük, kiminin açık olduğu Hürriyet Gazetesi dahil biz basını ne ilgilendirir?
Bunun geçerli bir mazereti asla olamaz.
Zaten bir vekilin eşinin basın önüne çıkması gerekiyorsa çıkar ve nasıl olsa başörtülü mü, örtüsüz mü resim karelerinde yer alır ama bu kareler asla “başı açık, başı kapalı” şeklinde fişlemeye dönük, yargılamaya dönük bir haberleştirme olmaz/olmamalı…
***
Tartışılan konuyu değil, üslubu değerlendirmeyi uygun bulan bir millet olduğumuzdan bu defa tartışma “lan” tartışmasına dönüştü.
Dün, Hürriyet Gazetesi’nde Mehmet Y. Yılmaz, “Sana ne lan benim haberimden?” başlıklı yazısında, kaba bir üsluba ne kadar kaba şekilde cevap verilebileceğini göstererek kibarlığını(!) da ortaya koydu.
Hatayı yapan kendisi, sert bir tepkide daha da celalleşen, ucuz mahalle kabadayısı havasına bürünen de kendisi.
Yazısında; “AKP Balıkesir Milletvekili Cemal Öztaylan, Hürriyet’in TBMM’deki milletvekillerinin kaçının eşinin türban taktığına ilişkin haberinden huylanmış.” diyor. Sanki huylanmaması, üstüne zil takıp oynaması gereken bir habermiş izlenimi vermek istiyor aklınca…
Yılmaz, “Bütün Türkiye, Cumhurbaşkanı adayının eşinin türbanını konuşurken, milletvekillerinin eşlerinin türban durumunu öğrenmek Türk halkının hakkı değil mi?” diye sormuş.
Hayır hakkı değil…
Bir kere bütün Türkiye değil, birkaç densiz Abdullah Gül’ün eşinin başörtüsünü konuşuyor. Cumhurbaşkanının eşinin başörtüsü kimseyi ilgilendirmediği gibi Yılmaz efendiyi de, Hürriyet Gazetesi de ve aynı saçmalığı aylardır gündemde tutan densizleri de ilgilendirmez.
Halk, Milletvekili seçerken, eşini, kzını, oğlunu, gelinini, damadını, babasını, anasını veya daha başka uzaktan veya yakından tanıdığını değil, bizzat vekilliğe aday olan kişiyi seçiyor.
O nedenle milletvekilinin eşinin kapasiteli, bilgili, birikimli olmasını gündeme getirmek başka, ne giydiği, ne yediğini sorgulamaya/suçlamaya çalışmak çok daha başkadır.
Kadınlara bu kadar saygısız davranılması sadece bu toplumda ve sadece bu toplumun çok az bir bölümünde mi var?
Kadınlar, kendi özgür iradesi, toplumun yapısı, ahlak ve inancına göre bir de zevkini hesaba katarak giyinir, kuşanır… Bu sadece kendisini, eşini, ailesini alakadar eden bir konudur.
Cumhurbaşkanı seçilecek olan Abdullah Gül, Çankaya köşkünde “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla oturacak, eşi Hayrunnisa Hanımefendi değil.
Bunu bilmeyecek bir adamın Hürriyet Gazetesi’nde ne işi var ben aslında onu anlamıyorum.
Yılmaz, “Milletvekilleri, kamusal bir göreve talip olarak seçiliyorlar. O andan itibaren özel yaşamları da dahil olmak üzere, basının denetimine hazır olmak zorundalar.” gibi inciler dizmiş.
Ben de gazeteciyim ama hiçbir siyasinin özel yaşamı beni ilgilendirmez. “Özel yaşamı denetleme” gibi bir misyonda üstlenmedim. O zaman bari yatak odasına da girelim de olsun bitsin.
Böyle bir saçmalık olabilir mi?
***
Tartışılan konu “lan” da takılmamalı; bir kadının kendi özgür iradesiyle seçtiği kıyafetinin sorgulanıp, sorgulanmayacağı, yargılanıp, yargılanmayacağı ve hele hele ispiyonlanıp, ispiyonlanmayacağı tartışılmalı.
“Lan” demek hoş değil ama “lan”ı hak edene de o cevabı vermek kaçınılmaz oluyor demek ki…
***
Çankaya’da Açacak Gül!
Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı koltuğunda Güller dün açmadı, bir sonraki seçime kaldı.
CHP hariç, diğer partileri ve bağımsız vekilleri kutluyorum.
Hiç değilse ya aday çıkardılar, ya da halkın verdiği yetkiye göre meclise girerek “evet” , “hayır” ya da “kararsız” kaldılar. Olsun, önemli olan oylamada “evet” demek değil, önemli olan meclise girmek suretiyle, TBMM’nin yetkisini alakasız kişilere devretmemektir.
Hepsini yürekten kutluyorum.
CHP zaten malum.. Meclisten tırsarak cumhuriyeti de, demokrasiyi de kurtardığını, halkın verdiği görevi de ifa ettiğini sanıyor. Ee Baykal’ın ancak o kadarcık siyasi bilgisi, ancak o kadarcık demokrasi anlayışı var, yadırgamamak lazım…
naifkarabatak@gmail.com
21 Ağustos 2007 Yeniyol Gazetesi
