Sesini Duyur: online gazete - http://www.binbirfikir.com
Bari Başörtüsünü Gizlese!
http://www.binbirfikir.com/articles/721/1/Bari-BaAArtAsAnA-Gizlese/Sayfa1.html
Naif Karabatak
30 Ocak 1964 Adıyaman doğumluyum. Gazeteciliğe 1979 yılında başladım. Çeşitli Gazete ve dergilerin Adıyaman temsilciliğini yaptım. 7 yıldır yerel, ulusal ve internet sitelerinde yazarlık yapıyorum. Birçok mahlas isimle de köşe yazarlığım devam ediyor. “Cenk Gülen” mahlasıyla “Bir Deli’nin Not Defteri” diye mizahi yazılar yazdım. Bu yazılarımı “Emmi Hortumu Taksana!” adıyla kitaplaştırdım.  
Yazan Naif Karabatak
Yayın tarihi 08/22/2007
 
Çok garip bir ülkeyiz, çok garip hukuk anlayışımız, çok garip hak kavramımız ve nihayetinde de çok ama çok garip kadın hakkı anlayışımız var.
Aslında “anlayış” demekle haksızlık ediyorum, çünkü bütün bunlarda belli bir kesimin anlayışı da yok, olsa olsa anlayışsızlığı var diyebiliriz.

Bari Başörtüsünü Gizlese!
Çok garip bir ülkeyiz, çok garip hukuk anlayışımız, çok garip hak kavramımız ve nihayetinde de çok ama çok garip kadın hakkı anlayışımız var.
Aslında “anlayış” demekle haksızlık ediyorum, çünkü bütün bunlarda belli bir kesimin anlayışı da yok, olsa olsa anlayışsızlığı var diyebiliriz.
Türkiye, birkaç aydır 11. Cumhurbaşkanını seçmeye, daha doğrusu meclis ve halk seçmeye, bazı dinazorlar da seçmemeye uğraşıyor.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, yasal hakkını kullanarak, hiçbir engeli olmadığı gerekçesiyle Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanlığı için aday oldu. (Bu Abdullah Gül değil de bir başkası da olabilirdi.)
Onun birkaç dil bilmesi, tahsili, bitirdiği okulların kalitesi, siyasi tecrübesi, insani ilişkileri, devlet tecrübesi, bilgi, birikim ve kabiliyeti değil, eşinin başörtüsüne endekslenen bir seçim süreci yaşamaya başladık birden bire…
Bu kesimler, Türkiye’de, Hayrunnisa Hanımın başörtüsü seçilecekmiş gibi bir hava estirmeye çalışıyorlar.
Eh, başarılı da olmuyor değiller.
Alakası olmayan, aklına gelmeyen, hiç düşünmeyen milyonları bile konunun içine çekmeyi başardılar.
Ne oluyor?
Bu ülkede demokrasi yok mu, insan hakları, kişisel özgürlükler, özel hayat, giyinme, barınma, yeme, içme, gezme özgürlüklerinin hepsi önemli göreve gelenlerde bitiyor mu?
Eşi başörtülü olunca, o güne kadar sahip olduğu bütün hasletler bir çırpıda çiziliyor mu?
***
Belki de şu sorulabilir;
Eğer Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olmak isterse, illa da isterse ya hanımını boşayacak, ya da eşarbından tuttuğu gibi, (tıpkı Yunanlıların kadınlarımızın örtüsünü çektiği gibi) başından çekerek gidip Çankaya köşküne oturacak. O zaman istediğiniz olacak mı?
Bu kazanım mı?
Yoksa istilanın bir başka şekli mi?
***
Neyse ki, bağırıp, bağırıp duran, cıngar çıkaranlar çabuk yola geldi.
Önce 22 Temmuz’da halkın verdiği tokat gibi cevapla oturduğu yerde oturan bu düşünme özürlüler, bu defa şirin görünmek için güya güzellikler yapmaya başladılar.
Neymiş efendim, Çankaya’da türban krizi çıkmasın diye “Hayrunnisa hanımı bir modacı giydirmeliymiş, başını şöyle bağlamalıymış, şöyle giyinmeliymiş, şöyle davranmalıymış”a kadar işi getirdiler.
Artık, en geç 28 Ağustos’ta Abdullah Gül’ün seçileceğini gören bu sakat düşünceli insanlar, bu defa başörtüsünü nasıl gizleyeceklerinin senaryosunu vizyona koymaya başladılar ve neredeyse yalvaracak hale geldiler; “Bari başörtüsünü gizlese” diye kendilerini acındırmaya başladılar.
Bu kadar düşeceklerini, bu kadar alçalacaklarını tahmin etmezdim, ama yaptılar…
Bölüm bölüm oynanan bu oyuna göre Hayrunnisa hanım “Haklısınız, en iyisi bir modacıya görüneyim de başörtüm kimsenin boynuna takılıp boğmazsın” diye düşünecek ve bu düşüncesiz insanları rahatlatacak.
***
Gelişim, sadece kılık kıyafette, sadece koca koca binalarda, sadece teknolojide, sadece gelir dağılımında değil; Gelişim, önce kafada başlar.
Eğer kafanız gelişmemizse, siz holding patronu da olsanız, koca koca gazete ve televizyonları da yönetseniz, önemli partilerde genel başkan veya daha değişik görevlerde de bulunsanız gelişiminizi tamamlamamış, geri kafalı bir insan olmaktan öteye gidemezsiniz.
Gelişme, her insanın, insan olmaktan kaynaklanan özgürlüklerinin olduğunu, eşitliği, farklı düşünmeyi, inanca saygıyı, yaşama ve yaşantıya müdahaleyi kabul etmekle başlar.
Eğer bütün bunları kabul etmezseniz, hiç kimse üretemez, gelişme olamaz, yaşadığını yer çağ atlayamaz.
Siz insanların giyim ve kuşamıyla uğraşmaya kalkarsanız, Cumhuriyetle yönetilen bir ülke değil, Ortadoğu’da bildik ülkelerden veya Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında geçerli kuralları uygulayanlardan farkınız kalmaz. Belki daha da geriye düşmüş olursunuz.
Bütün bunları yapmadıktan sonra siz Abdullah Gül’ün yerine Deniz Baykal’ı oturtsanız da hiçbir şey değişmez.
Önce kafanız değişecek.
İnsana saygı duyacaksınız…
Onun değerlerini önemseyecek…
İnançlarına, o inancın gerektiği yaşam biçimine de saygı duyacak, tartışma konusu bile yapmayacaksınız.
Yoksa siz kendinizin ne olduğunu söylerseniz söyleyin, makamınızın yüksekliğinden bahsettiğiniz kadar edin,
Benim gözümde beş para etmez kuru kalabalıktan başka bir şey değilsiniz.

naifkarabatak@gmail.com
23 Ağustos 2007 Yeniyol Gazetesi