Sesini Duyur - http://www.binbirfikir.com
Türk Klasikleriyle Edebiyat Keyfi
http://www.binbirfikir.com/articles/743/1/TArk-Klasikleriyle-Edebiyat-Keyfi/Sayfa1.html
Asuman Ay
bir gün bir arkadaşım ,çok önemli bir sırrını paylaşıyordu benimle galiba herşeyi açıklayamayacağını düşündüğü birandı ki yüzüme bakıp;"sana bakıp yalan söyleyemiyorum"dedi.yaşadığımın en özel anlardan biriydi.kendisine yalan söylenemeyecek bir insan olabilmeye özen gösterdim o günden sonrada hep....  
Yazan Asuman Ay
Yayın tarihi 08/29/2007
 
Yaz ayında edebiyat keyfine lezzeti bir romanla varmak...

Türk Edebiyatı Klasikleri
Okuduğum en keyifli romanlardan biriydi.Felatun bey ve Rakım efendi...

Ahmet Mithat Efendinin güzel kaleminden çıkan bu keyifli eser,yüzüme gülücükler yerleştirerek haftasonuma renk kattı.

Uzun zamandır Türk edebiyatının kalasiklerini okuma merakı sarmıştı beni.Özellikle ismini duyduğum ama okuma fırsatı bulamadığım Ahmet Mithat Efendi'nin kalemiyle,diliyle,kahramanlarıyla tanışmayı çok istiyordum.



Bu keyifle aldığım iki kitaptan biri oldu "felatun bey ve rakım efendi",(diğeri de mehmet rauf'un "eylül'ü"ama onu sonra yazacağım )

Haftasonu yaptığım uzun otobüs yolculuğunda bana eşlik etti bu güzel kitap.Öyle keyifle öyle kendimi iyi hissederek okudum ki,tadı damağımda kaldı diyebilirim.

Ağustos Böceği ve Karınca'nın keyifli bir başkalaşmış hikayesini okuyordum sanki,içinde aşk,şevk,duygu olan....ama esas beni etkileyen yazarın kitabı yazış şekliydi. farkında olmadan onunla konuşur gibi beni kitabın içerisine çekmesiydi.

Öyle cümlelerin sonunda okuyucuyuda içerisine alarak devam ediyor ki bu güzel hikaye yolculuğu, dikkatinizi dağıtmanız mümkün olmuyor.

1875 li yılların istanbulu mekanımız....Kağıthanede keyifli pikniklerin yapıldığı,sanatın edebiyatın konuşulduğu,dadıların ve beraberinde vefanın olduğu,gösterişin herdaim varlığını hissettirdiği,öğrenmenin sonunun olmadığı,özel hocalardan ders almanın yoğun olduğu bir dönem....

Kahramanlarımızda tıpkı ağustos böceği ve karınca misali,aynı zamanın farklı yaşantısını temsil eden iki güzide türk genci...(bunları yazarken bile hala tebessümüm devam ediyor ne güzell...)

Felatun Bey,baba parasıyla geçinen serseliğe ve hanımlara meraklı,sahip olduğu bilgisini kullanmaya pek gerek görmeyen bir mirasyedi.

Rakım Efendi ise,annesinin yadigarı bir dadıyla yaşantısını sürdüren kendi çabasıyla öğrendiği fransızca ile çeviriler yaparak ve özel dersler vererek geçimini sağlayan tevazu sahibi,şükür ehli,gönlü güzel bir ilim aşığı.(ama melek olmadığını söylemek lazım,yazarda bu uyarıyı sık sık yapıyor zaten)

Bu iki karekterin yaşantısına giren kişilerin kitaba dahil olmasıyla da hikayemiz lezzetine lezzet katıyor.

Rakım Bey aldığı cariyeye aşık olarak bizi sevmenin güzel koridorlarında dolaştırırken,Felatun türlü çapkınlıklarıyla karşımıza çıkıp bizi kızdırabiliyor.

Ama kitabın havasını bu kelimelerle ve anlatımla solumak imkansız belirtmeliyim.

En sevdiğim altı çizili satırlardan yazarak belki bazı düşüncelerin oluşmasına yardımcı olabilirim.

Rakım Efendi bir ingilizin kızlarına verdiği türkçe dersalerinde,kızlarında hevesine kapılarak onlara Hafız divanından bazı satırlar okur.



Ki dehd-idest in arz bareb ki hem destan-ı şund

hatır mecmu ma zülf-i perişan şema



bu beyti Rakım bey şöyle tercüme eder: "Gönül ister ki ben seni zülüflerin dağınıkken bu güzelliğinle göreyim.Ama ne fayda!Ne zaman senin zülüflerin dağınık olsa benimde zihnim dağılır.Ya Rab bu istek ne zaman gerçekleşecek?Sizin dağınık saçlarınızla benim artık toplanmış gönlüm bir anda birleşsin."

Şimdide tüm kitabın aşk ve duygu yoğunluğunda boğulmadığıa bir örnek vermek gerekecek tabi...

"insanoğlu yaradılışı gereğidir ki kendi mutluluğunu kendisinin bilmesiyle yetinmez,başkaları da duysun görsün ister.Hatta bu yolda yalan yanlış hesaplara girişir.

Beş liralık bir saate yirmibeş liralık hatta daha fazla meblağlar ödeyerek elmas kordonlar bile taktırır.

Hadi saat insanın ihtiyaçlarındandır kösteğe ne gerek var.Saati muhafazaya diyeceksiniz.O halde bu işi kaytanda görebilir.Hayır işin aslı bu değil saati koruyacak yirmibeş altın kıymetindeki kordonu alemin görmesi...."

Tüm keyifi içimde hisserek okuduğum için sanırım,anlatırken kitabın havasını hissettirememe endişesi duymaktayım.Ama bu güzel kelimelerin varlığından haberdar olmak bile güzel bir ayrıcalık bence.....

Tanzimat döneminin bu keyifli kitabı aynı zamanda bize,dönemin günlük yaşantısı,geleneklerini anlamak içinde öğretici bir klavuz...

O dönemdeki ev yaşantısı,cariye kavramı,gayrimüslimlerle olan ilişkiler.....

Klasik okumak bambaşka bir lezzet,şimdi yazı edebiyatla uğurlarken sonbahara kavuşmanın hayaliyle "Eylül'e" doğru yol almak vakti