Askerler, Gül ve Basın…
Abdullah Gül, artık Türkiye’nin ve bütün halkın cumhurbaşkanıdır. TBMM, kendi hür iradesiyle, halkın beklentisi ve işaret ettiği doğrultuda Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkardı.
Kuşkusuz sizler biliyorsunuz ama bilmiyormuş gibi davrananlara yeniden hatırlatmam gerekiyor; Cumhurbaşkanı, Devletin Başıdır. Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin en yetkili kişisidir. Ve Cumhurbaşkanı, Atatürk’ten gelen bir miras olarak da, aynı zamanda Başkomutandır…
***
Basında ve özellikle dar bir çerçevede kalan, halktan kopuk, kendilerini elit sanan bir grup, seçimi sürecinde ordunun müdahale yapması için neredeyse telli mektup bile yollayacaklardı. O kadar darbe heveslileri var.
Darbenin ülkeye artı değil, hep eksi getirdiğini, özgürlüklerin önünü tıkadığını, insan haklarının ihlal edildiğini, işkence ve faili meçhullerin arttığını, başına buyruk amirlerin söylediğinin kanun sayıldığını, ülkeyi ekonomik olarak iflas ettirdiğini bilmeyecek kadar düşünme özürlüler ya da işlerine öyle geliyor.
Neyse ki, cumhurbaşkanlığı seçimi kazasız belasız atlatıldı ve demokrasi artık rayına oturdu. Halkın seçtiği TBMM üyeleri, oylarını özgürce oy kullanarak, CHP’ye rağmen ülkede demokrasi olduğunu dosta düşmana göstermiş oldu. Böylece Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu cumhuriyet, bu seçimle kemale erdi.
***
Önceki gün akşam saatlerinden itibaren Abdullah Gül, sadece Cumhurbaşkanı olmadı, aynı zamanda “Başkomutan” oldu.
Askerlikte en önemli kural, astın üste itaatidir ve emir komuta zinciri içerisinde işlemlerin yürümesidir. Başkomutana, bütün askerlerin sadakatle bağlı olması gerekir, başka kuralı, başka seçeneği yoktur çünkü. Üstelik askerler, her şeyden önce hükümetin memurudur…
***
Bazı basın ve o dar çerçevede kalan, kendisini elit sanan ama asla elit olmayan bir grup, askerlerin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e tavrının ne olacağını bulmak için adeta kırk takla atıyor ve bir gülücük gördüklerinde veya tavra benzeyen bir şey algıladıklarında da bunu kaçırmıyor, manşetlerle halkın gözünün içine sokmaya, ortamı germeye, ülkeyi krize sokmaya çalışıyorlar.
Basının işte bilmediği yön şu; Asker emre itaatsizlik yapmaz/yapamaz. Asker, üstüne saygı gösterir/göstermesi gerekir. Yine askerlikte astın, üstüne tavır alma gibi bir lüksü yoktur, olamaz da…
***
TBMM’de yapılan yemin törenini şu izledi, şu izlemedi diye saatlerce, hatta iki gündür devam eden yayınlar yapılıyor, yazılıyor, çiziliyor. İsteyen, tarihe tanıklık etmeyi arzulayan zaten izler. Yoksa da gider evinde oturur televizyonun kumanda düğmesine basar ama gerçeklerden kaçamaz.
***
Basın, illa da birilerini kavga ettirmek için çok uğraş vermeye devam etsin, birileri küsmüş havası yaratmaya çalışsın, zamanında rahmetli Turgut Özal’a layık görülen onursuz davranışları sergilemeye çalışanlar çıksın, ne yazar?!
Bu ülke hepimizin, ne CHP’nin, ne belli basının, ne AK Partinin, ne de bir başkasının. Ülkemiz, bu ülkede yaşayan her dinden, her inançtan, her görüşten oluşan koca bir halkındır.
Yine aynı zamanda bu ülke, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir. Bu ülkede birilerinin dayısı, birilerinin yakınının ya da belli bir kesimin dediği değil, hukukun gereği yapılır ve kanunsuz hiçbir girişime müdahale edilmez.
En önemlisi de herkes yasal görevlerinin dışında kendisinde bir ulvilik var zannedemez, haddini bilir, görevini yapar.
Şu bilinmelidir ki, millet, devlet için değil, devlet, millet için vardır. Aksi, demokrasi değil, cumhuriyet değildir. Çok daha başka şeydir.
Abdullah Gül, onun, bunun, şunun değil, 72 milyonluk halkımızın cumhurbaşkanıdır. Eğer sadece belli bir kesimin, belli bir grubun, belli kişilerin cumhurbaşkanı olsaydı, halk böylesine sevgi gösterisinde bulunmaz, gidişine davul çalardı, tıpkı örneğini gördüğümüz gibi.
Ve unutmayın “cumhur”suz baş, hiçbir zaman “baş” olmamıştır.
***
Yazımı Abdullah Gül’ün TBMM’de yaptığı teşekkür konuşmasının bir bölümüyle bitirmek istiyorum;
“Bizi millet yapan değerler yerli yerinde ise anayasal düzenin temel ilkeleri yerleşmiş ve herkes tarafından gözetiliyor ise böyle bir ortamda, farklılık ve çeşitliliklerimiz bizim için zafiyet unsuru değil, aksine en büyük zenginliğimiz olacaktır.”
“Hepimizin bildiği gibi, devlet, insanların mutluluğunu, huzurunu, refahını, güvenini sağlamak için vardır. Bir tek vatandaşının dahi, din, dil ve etnik özellikleri yüzünden ya da ekonomik durumu nedeniyle kendisine karşı ayrımcılık yapıldığını, horlandığını hissettiği bir ülke, çağdaş bir ülke olma vasfı taşıdığını iddia edemez."
naifkarabatak@gmail.com
30 Ağustos 2007 Yeniyol Gazetesi