Sesini Duyur - http://www.binbirfikir.com
Öğrenilmiş Çaresizlik
http://www.binbirfikir.com/articles/756/1/AArenilmiA-Aaresizlik/Sayfa1.html
Yasemin Güner
Bireysel gelisim alanında uzmanım.12 Yildir kendi şirketimde,Gestalt yaklaşimi,Nlp,Kuantum duşunce,Hipnoterapi uygulamalarini kendi gelistirdiğim sekli ile bireysel danismanlik yapmaktayim .Ayrıca ,Motivasyon ve dusuncenin dogru kullanimi ile ilgili grup calişmalari uygulamaktayim.. Okculuk sporunda hedef ve motivasyon ile Istanbul Okculuk federasyonundaki genclere mentorluk yaptim . Halen kendi sirketimde bireysel ve grup calismalarim devam etmektedir  
Yazan Yasemin Güner
Yayın tarihi 09/2/2007
 
Biz yaşamımızda hep birilerinden birşeyler öğrendik. Çok güzel öğretilerin yanında bizi olumsuz etkileyenleri de aldık. En önemlisi ise, çaresizliği de öğrendik.

Çaresizseniz Çare Sizsiniz!
Hepimiz biliriz ''Dikkat' çok önemlidir. Dikkatli olmanın ilk kuralı ise farkındalığımızın olmasıdır Konsantrasyon eksik olursa ve bunu basit bir şey olarak algılar ve farkında olmazsak dikkat bizler için önem kazanmıyacaktır

Bu sebeble ilk yapılacak atılım“Dikkat ve Farkındalığı elden bırakmadan, gerçekte biz ne istiyoruz, ne kadar özgürüz; kendi düşüncelerimizin, fikirlerimizin, arzularımızın peşine düşmeliyiz.

Bunu din,bilim,kültür alanına yayarsak, kendi özümüzü anlayabilmek için mensup olduğumuz dinin kitaplarını okuyarak, bilimi anlamak bilinçli araştırmalar yaparak, sorgulayarak, kültürümüzü anlamak için tarihimizi araştırmakla kazanabiliriz.”

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK KADERİMİZ DEĞİL

Bir kez daha ''Düşüncelerin gücü ''hakkında bazı paylaşımlar yapmak belki de bazı değerlere biraz daha dokunmakta yarar var. Acaba bize yönelen eleştiri ve yorumlara karşı ne kadar dikkatliyiz? Dikkatsiz eylemlerimiz bize neler kaybettirebilir? Hiç düşündünüz mü?

Birçok içsel arayışlarda alt sebep “farkındalıksız ve dikkatsiz” yaşam. Her insanın yaşam mücadelesi içinde sosyo-ekonomik, kültürel, eğitimsel ve ekolojik değerlerle örülü bir yaşam standardı var. Önce aile sonra çevre ve okul sonra da iş arkadaşları bu standardı belirliyor. Bu arada "öğrenilmiş çaresizlik" veya “kendini gerçekleştiren kehanetler” adlarını verdiğim birçok hadise yaşam mücadelemizde yer alıyor.

“Öğrenilmiş çaresizlik” genelde çocuklukta bize öğretilen çıkmazlar, sorunlar ile ilgilidir. Sorunlar, yani zamanında bilinçaltımıza tohum olarak atılmış sözler, uyarılar, telkinler… Bunlar çevrenin kültürel yapısı oranında da destek bulur, sulanır beslenir. Ekilen tohumlar ile korku, endişe ve kaygı filizlenir. Bir konuda mücadele vermeyi öğrenirken, diğer konuda cesaretsiz olabiliriz. Gene de şanslıysak ve yetiştiğimiz ortam elverirse iyi bir yaşam savaşçısı olabiliriz.

Aydınlık ve berrak bir zihne sahip anne-baba, evladına kendi aldığı kültürü aşılamaya başlar. Öte yandan kendini tam olarak yetiştirememiş bir kişi veya aile, cehalet duvarları arasında sıkışmış; bu sıkışıklıkla alkol, hırsızlık, dayak, kavga dolu bir yaşam sürdürmeye başlamıştır.

Bu iki kutup arasındaki fark yalın bir anlatımla dikkatsiz ve farkındalıksız yaşamaktır. İnsan kendini tanımak için mücadele etmezse kendini farklı eylemlerle bulmaya, böylece dikkat çekmeye yönelir. Bu kimilerinde cinayet hırsızlık ya da sapkınlık olarak kendini gösterirken diğer bir kutupta ödüllü bir sanatçı, bir bilim adamı ortaya çıkabilir.

Gerçekten siz, siz misiniz?
Yoksa anneniz ,babanız ,öğretmenleriniz ya da arkadaşlarınız mısınız? Bir kitabı okurken dahi yazarın bilincine girmiş etkilenmiş insanlar olabiliyor oysa okuduğunuz kitap size neler veriyor, size ne kadar hitap ediyor, kendi vizyonunuza ne kadar yakın? Tabii ‘kendim’ diyebileceğiniz bir duruma gelip gelmediğiniz de önemli. Kendim dediğimiz ''ben'' kavramı aslında ‘o’ ya da ‘onlar’ da olabilir.

Şu telkinlere bakalım:

“Büyüyünce çocuğumun avukat olmasını istiyorum ben olamadım içimde ukde kaldı.”

“Bizim oğlan büyüyünce kesin futbolcu olacak ya da baksana uzun boylu bari basketbolcü olsun.”

“Baksana bu çocuk okumaz. Tembel kardeşim, o kadar çalış diyorum söz dinlemiyor.”

“Kızımız büyüyünce çok erkeği peşinde koşturacak baksana ne alımlı erken evlenir gider bu!”

“Ne olacak babasına çekmiş yarın öbür gün bu da içer içer iş batırır aynı baksana tipi de huyu da!”

“Yahu ne hızlı araba kullanıyor bir kaza yapacak böyle giderse!

“Hırsız işte ne olacak gitmiş buzdolabından akşam misafir gelecek onlarla yenilecek dediğim dolmaların üzerinden çalmış bıktım bu çocuktan, bütçemiz mi var!”

“Yok yok bilgisayar kurdu bu çocuk, mühendis olsun bari.”


Nasıl bu cümleler biraz tanıdık geldimi? Ya da çağrışım yapan bir şeyler varmı?

Bu sözler ve benzeri milyonlarca telkin size ne düşündürüyor? Düşünce gücünü dikkate almayan sizler farkında olmadan hazırlanan ve siz olmanızı sağlayan başkalarının hayalleri, kanaatleri, kehanetleri, görüşleri ile hangi konumdasınız? İçinde sıkışıp kaldığınız kalıplar belki de onlarınki.

Siz belki de korktuğunuzu sandığınız olaylardan gerçekten korkmuyorsunuz? Belki kendi görüşlerinizi belirtmek için zaman bekliyor ya da size uymayan bir fikir için saygı gösterip susuyor; anlaşılmayacağınız endişesi taşıyorsunuz. Bu endişe size çocuklukta “sen sus, küçüksün anlamazsın” diye atılan bir tohumla gelişmiş olamaz mı? İşte burada biz olamayan BİZ onlar olamayan ONLAR ve ötedeki nesillere kadar bu zincir devam eder gider. Çünkü ebeveynlerimiz de ailelerinden aldıklarını, öğrendiklerini bize aktarıyorlar.

Oysa farkındalıklı insan çağa uyan farklı görüşleri bilinç süzgecinden geçiren insandır. Peki bize öğretilenlerin dışına nasıl çıkabiliriz veya kendimiz nasıl olabiliriz? Bu baskı ile farklı arayışlara doğru yol alırken karmaşalara hatta yanlışlara düşmez miyiz?

Değişim için gayret, sabır, istek, azim ve doğru bir inanç gerekir. Gördüğünüz gibi ''Eğitim şart'' ama her yönüyle. Ama henüz okullarda kendini tanıma eğitimi verilmiyor

O halde bizlere biraz fazla iş düşse de dikkat ve farkındalığı elden bırakmadan, gerçekte biz ne istiyoruz, ne kadar özgürüz; kendi düşüncelerimizin, fikirlerimizin, arzularımızın peşine düşmeliyiz. Bunu maneviyatı anlayabilmek için din,mitoloji,felsefe, okuyarak, kendi bilincimizi sorgulayarak, kültürümüzü anlamak için tarihimizi araştırmakla kazanabiliriz.
Kabuller geliştirirken de doğru ve yanlış inanışlara sapmadan analiz ederek yol almalıyız. Unutmayın ki, inanç ile ilerleyen bir telkin, gündelik yaşamınızda size verilen altın bir anahtardır.

Kendinizi gerçekleştirmeniz ve öğrenilmiş çaresizliği yaşamınızdan çıkarmak için bugünden tezi yok kendinizle ilgilenmeye başlamalısınız.
İnanıyorum ki bu şekilde bir bakış açısı kazanılabilirse yani farkındalık ve dikkatle çok geçmeden ekolojik denge dahil, ekonomik sıkıntılar, ülke yönetimi ile ilgili sorunlar, çaresiz hastalıklar, trafik kazaları, doğal afetlerin yol açtığı hasar, yasa dışı suçların oluşturduğu terör, fiziksel ve ruhsal zedeleyici eylemler tümüyle yok olmasa bile hiç değilse azalacaktır.

Farkındalığın ışığı ile candan sevgiler