- AnaSayfa
- Hikayeleriniz
- Sis ve Saat
Sis ve Saat
- Yazan Ercan Yenigül
- Yayın Tarihi 09/10/2007
- Hikayeleriniz
-
Değerlendirme:




Ercan Yenigül
Tiyatrocuyum. Ankara Üniversitesi DTFC Tiyatro Bölümü mezunuyum. Drama ve çocuk tiyatrosu üzerine çalışıyorum. Baktım memleketin durumu iyi değil... Bunun bir nedeninin de temel eğitimden kaynaklanmış olabileceğini düşünerek, okuldan sonra devlet ve özel okullarda drama üzerine çalışmaya başladım. Müthiş bir rekabetin olduğu eğitim ortamlarında, bir nebze de olsa çocukların oyunla buluşmalarına ve kendi dünyaları ile tanışmalarına yardım ediyorum. Öykü ve oyunlar yazıyorum. http://eskikirmizi.blogcu.com
Ercan Yenigül tarafından yazılmış tüm yazılarUyanan umut..
Her sabah saatin uykuda olduğu anlarda uyanırdı.Kendini uzun zaman alacağını düşündüğü çocukların öğrenim sürecine vermişti.Uyumsuzlar diye nitelenen ,yaşamlarının ilk yıllarından beri üstlerine kapılar kapatılan yada tamamıyla gün ışığına bırakılan çocuklarla.Çocukların kafasına sokulan yada sokulmak istenen yada çocukların kurupta yaşamadıkları düşlere ulaşma niyet ve gayreti taşıyordu.
Her sabah saatin uykuda olduğu zamanlarda çocukların yüzüne bir çiğ tanesi gibi dokunmak istiyordu.Kendisine ancak böyle yardım edebileceğini düşünüyordu.
Zaman insanın bu tür şeyleri gereksizler listesine aldığı zamandı.
Hep bir düş peşine düşerken kendisinde oluşanları düşünmüyor hayatın gerçeği denilen şeyleri de göz ucu ile takip ediyordu.Gerçeği germeden ve çekmeden tabii.İşte böyle bir düşünüş ve yaşam çabasının bir sabahında gözlerini açıp uyandığında her zaman ki gibi olmayan bir şey oldu.Hiç kimsenin olmadığı bu anların tanığı uyuyan saat ve sokağı kalın bir perde ile örten sisti.
Saat uyuyor,siste kendince her şeyi görünmez kılmaya çalışıyordu.
Bunlara ne kadar tanık denirse o kadar tanıktılar işte..
Bir kaybolmuşluk hikayesinin sonlarına doğru uslu uslu oturduğu yerden kalkarken,çoktandır yapmadığı bir şey yaptı.Yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara baktı...
kendini iyi ama belirsiz hissediyordu.
‘iyileştim” diyemedi.
‘atlatıyorum galiba’ diye mırıldandı.
uzaklara bakmayı bıraktı.
tekrar yerine oturmak istedi.
eli ile sandalyesini yokladı,derin bir nefes aldı
ve ohlayarak oturdu.yüzü
nde bir şey belirdi.
bir şey bulmuş
bir şey saklamış
bir şey keşfetmiş
bir şey anımsamış
bir şey yapacak
bir şey diyecek
bir şey gülümsemesiydi...
bir şekilde ellerini avuçladı...
başını arkasına attı.
arkasına yaslandı
herhangi bir şey olmuş gibi kalktı..Kaygılı olmanın verdiği derin bir sızıyı duymadan çayını yudumlamaya devam etti.
Aklına “acelesiz bir sevgi” diye kopuk bir düşünce imgesi yuvarlandı.Büyümeye çalışan çocuklara kendi dünyalarında kaybolmuş düşleri anlatmaya çalışan bir “düşçünün” hüznüne kapılıp evinden dışarı adım atmaması geldi aklına.Kaygılandı yine.Sönen,solan,kuruyan ve kopan hayat parçacıklarını toplayan kaygı ve umut.
Oyun oynayan çocukların sesleri geldi kulağına.
”Kendi hikayelerine hazırlanıyorlar besbelli” diye söylendi.
Kaygı tanıklarımızın gözü önünde kayboldu gitti.Sisin çabası sanki işe yaramıştı.umut uyandı.uyuyan saat işe yaramaz denebilir mi şimdi?
vay be iki tanıkta işe yarar gibi duruyorlar değil mi?
güzel oldu..çok güzel...kaygıları dağıldı birden!...yerinden kımıldadı..kaygıları kalkıp gitmişlerdi sanki...
kaygılarını takip etmek istese bile sis çok iyi idi bu sabah.
saatte tam kendinde umut olmuştu.
içi rahatladı...çayını yudumlamaya devam etti.
yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara bakmayı bıraktı.
ve hemen yanındaki , hemen yanındaki kapıya yöneldi..
‘ah hayat...hadi hazırım’ dedi ve
kapıyı arkasından kapatırken tüm sınıf büyük bir
coşku ile ayağa kalmıştı çoktan..
gülümsemesi yüzündeydi hala...
Her sabah saatin uykuda olduğu zamanlarda çocukların yüzüne bir çiğ tanesi gibi dokunmak istiyordu.Kendisine ancak böyle yardım edebileceğini düşünüyordu.
Zaman insanın bu tür şeyleri gereksizler listesine aldığı zamandı.
Hep bir düş peşine düşerken kendisinde oluşanları düşünmüyor hayatın gerçeği denilen şeyleri de göz ucu ile takip ediyordu.Gerçeği germeden ve çekmeden tabii.İşte böyle bir düşünüş ve yaşam çabasının bir sabahında gözlerini açıp uyandığında her zaman ki gibi olmayan bir şey oldu.Hiç kimsenin olmadığı bu anların tanığı uyuyan saat ve sokağı kalın bir perde ile örten sisti.
Saat uyuyor,siste kendince her şeyi görünmez kılmaya çalışıyordu.
Bunlara ne kadar tanık denirse o kadar tanıktılar işte..
Bir kaybolmuşluk hikayesinin sonlarına doğru uslu uslu oturduğu yerden kalkarken,çoktandır yapmadığı bir şey yaptı.Yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara baktı...
kendini iyi ama belirsiz hissediyordu.
‘iyileştim” diyemedi.
‘atlatıyorum galiba’ diye mırıldandı.
uzaklara bakmayı bıraktı.
tekrar yerine oturmak istedi.
eli ile sandalyesini yokladı,derin bir nefes aldı
ve ohlayarak oturdu.yüzü
bir şey bulmuş
bir şey saklamış
bir şey keşfetmiş
bir şey anımsamış
bir şey yapacak
bir şey diyecek
bir şey gülümsemesiydi...
bir şekilde ellerini avuçladı...
başını arkasına attı.
arkasına yaslandı
herhangi bir şey olmuş gibi kalktı..Kaygılı olmanın verdiği derin bir sızıyı duymadan çayını yudumlamaya devam etti.
Aklına “acelesiz bir sevgi” diye kopuk bir düşünce imgesi yuvarlandı.Büyümeye çalışan çocuklara kendi dünyalarında kaybolmuş düşleri anlatmaya çalışan bir “düşçünün” hüznüne kapılıp evinden dışarı adım atmaması geldi aklına.Kaygılandı yine.Sönen,solan,kuruyan ve kopan hayat parçacıklarını toplayan kaygı ve umut.
Oyun oynayan çocukların sesleri geldi kulağına.
”Kendi hikayelerine hazırlanıyorlar besbelli” diye söylendi.
Kaygı tanıklarımızın gözü önünde kayboldu gitti.Sisin çabası sanki işe yaramıştı.umut uyandı.uyuyan saat işe yaramaz denebilir mi şimdi?
vay be iki tanıkta işe yarar gibi duruyorlar değil mi?
güzel oldu..çok güzel...kaygıları dağıldı birden!...yerinden kımıldadı..kaygıları kalkıp gitmişlerdi sanki...
kaygılarını takip etmek istese bile sis çok iyi idi bu sabah.
saatte tam kendinde umut olmuştu.
içi rahatladı...çayını yudumlamaya devam etti.
yüzüne gülümseme yayıldı ve uzaklara bakmayı bıraktı.
ve hemen yanındaki , hemen yanındaki kapıya yöneldi..
‘ah hayat...hadi hazırım’ dedi ve
kapıyı arkasından kapatırken tüm sınıf büyük bir
coşku ile ayağa kalmıştı çoktan..
gülümsemesi yüzündeydi hala...
Sesini Duyur
Yorumlar
Yorum #1 (Gönderen muradiye)
Değerlendirme:








çok hoş ve anlamlı bir yazı olmuş ellerine sağlık
Yorum #2 (Gönderen Seher)
Değerlendirme:








Anlatım dilini sevdim ama keşke okurla hikaye arasına girmeseydin.. Hani o "vay be" ile başlayan cümle ve devamındaki "güzel oldu" bölümü.. Hikayenin içinde sen varsın zaten.. O hikayedeki olayın tanığı sensin ve bize sunan da.. Araya girmesen daha etkileyici olurdu :)
Yorum #3 (Gönderen ufuk özgül)
Değerlendirme:








Aşiyan Müzesi"nde,Şair"in:"Sis" adlı şiirinden esinlenerek yapılan tabloyu yeniden izlediğimi hissettirdi bana"Sis ve Saat" ve çocuklarımızı,kaygılarını,kaygılarımızı ertelediğimiz farkındalıklarımızı...
Yorum #4 (Gönderen gül)
Değerlendirme:








hayatın sislerinden kurtulma çağrını anlıyorum..saati geldi demek ..bu saati herkesin aynı anda anlaması, duyması ne güzel olurdu diye düşündüm..
Yorum #5 (Gönderen gamze toptaş)
Değerlendirme:








çok güzel bir çalışma olmuş.yüzümde bir gülümseme ile yazıyı bitirdim.
Yorum #6 (Gönderen bilinmeyen kullanıcı)
Değerlendirme:








ercan...
butunluklu dusunme bicimini coktandır kaybetmişsin. ozel okullarda bujuva cokcuklarının niteliksel gelişmelerine katkı sunabilirsin. ama dil tarihte attıgın sloganları unutmahayat bıraktığın yerde. emek sermaye celişkisi devam ediyor... yavuz
Yorum #7 (Gönderen erdoğan)
Değerlendirme:








yavuz bey yukarıdaki yazdıklarınla ...peki sen nerdesin hayatın ...merak