- AnaSayfa
- Hikayeleriniz
- Bilmiyorum
Bilmiyorum
- Yazan Erkin Salgür
- Yayın Tarihi 09/11/2007
- Hikayeleriniz
-
Değerlendirme:




Erkin Salgür
1966 Istanbul dogumluyum. Fransiz Lisesini bitirdikten sonra Bogazici Uni.den mezun oldum. Insan Kaynaklari Mudurlugu yapmaktayim. Istanbul Kultur Uni. sitesinde denemelerim yayinlaniyor. Evliyim, bir oglum var. Yazilarimi kitap haline getirmek, cocuklar icin masal ve hikaye kitaplari yazmak istiyorum.
Erkin Salgür tarafından yazılmış tüm yazılarBilmiyorum
Karanlık, karanlık, karanlık. Uzaktan uğultular geliyor. Biraz başımı döndürüyorum karanlık. Rüzgar vuruyor. Uğultu daha da artıyor. Korkuyorum. Üşüdüğümü hissediyorum. Bağırmak geliyor içimden, bağırıp kurtulmak. Ellerim etrafımı yokluyor, kurtulmak, haykırmak, çığlık atmak, titreyerek ağlamak istiyorum. Uyanıyorum.
İçinde bulunduğum durum mu buna sebep oluyor, bilinçaltım mı bilemiyorum. Tek bildiğim günlerdir bununla boğuşmak zorunda olduğum. Bir çıkar arıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Engin bir denizin önünde, sahilde kumların üzerine uzanmışım. Güneş alabildiğine yakıcı. Martı çığlıkları geliyor kulağıma uzaktan. Denizin küçük dalgaları vuruyor ayaklarıma, oynaşırcasına. Akasyalar, zakkumlar hışırdıyor. Bir balıkçı teknesi inip kalkıyor sakin suyun üzerinde, olta dolu belli balık geliyor. Bir kaç çocuk var ileride kumdan kaleler yapıyorlar, süslüyorlar. Bir iki çift şezlonglarında yatıyor, ara ara şemsiye gölge oyunları yapıyor üzerlerinde. İskelede oturanlar var, ayakları suyun içinde, sallamışlar. Alabildiğince mavi gökyüzü. Bir anda bulutlar iniveriyor, rüzgar fırtınaya kesiyor, hava zifiri karanlık. Balıkçı yok olmuş, şezlonglar bomboş. Çocukların kaleleri yıkılmış. İskele suyun içinde, ağaçlar yerlerde savruluyor. Açıyorum gözlerimi, şaşırıyorum.
Oda karanlık, perdeler kapalı. Işık aralardan sızıyor, gözlerim acıyor
. Hafif bir müzik sesi var dışarıda sessizliği bozuyor. Gecenin bir vakti oturup düşünüyorum. Duvardaki resimler dolaşıyor etrafımda. Mavi siyaha dönüyor, yeşil sarıya. Değirmen var bir tane, yeşillerin ortasında, harekete başlıyor, yeşillik açılıyor, maviye dönüyor ortalık, pembeleşiyor. Yerden çiçekler çıkıyor, sarı, fuşya, mor, kırmızı. Bir uçurtma dönüyor tepede kuyruğu upuzun, gövdesi rengarenk. Beyaz bulut var bir iki, sessiz konuşuyorlar. Güvercinler uçuşuyor, oynaşıyor. Değirmen dönüyor, içinde kim var bilinmez. Üst katında bir küçük pencere, pencereye gidiyor gözüm. İçeri giriyor. Herşey karanlığa çalıyor, renkler kararıyor. Ürperiyorum.
Kalkıp perdeyi açıyorum, şehir kızıla çalmış, güneş batıyor. Pencerenin önünden etrafa bakıyorum. Pencere açılıyor, rüzgar vuruyor suratıma. İnsanlar uzakta, evlerinde, dükkanların önünde, sinemada, parkta, bahçede. İnsanlar çalışıyor, koşuyor, oturuyor. Uzakta bir kahve var, bahçesinde masalar. Yaklaşıyorum. Oturuyorum bir masaya. İki erkek kızlardan konuşuyor, iki bayan yeni modadan. Bir garson servis yapıyor, diğeri hesap alıyor. Köşede bir köpek uzanmış sahibinin yanına, burnu inip inip kalkıyor. Perde çarpıyor suratıma, hava kararmış, karanlık olmuş, irkiliyorum.
İç huzurum yok, belli ki iyi gitmeyen şeyler var. İyi olmayan. Nedendir bilinmez. Kurtulmak istiyorum, savruluyorum. Çıkmak istiyorum, şaşırıyorum. İçimde fırtınalar kopuyor, susuyorum. Bırakıyorum...
Yoruldum, bilmiyorum...
İçinde bulunduğum durum mu buna sebep oluyor, bilinçaltım mı bilemiyorum. Tek bildiğim günlerdir bununla boğuşmak zorunda olduğum. Bir çıkar arıyorum. Gözlerimi kapatıyorum. Engin bir denizin önünde, sahilde kumların üzerine uzanmışım. Güneş alabildiğine yakıcı. Martı çığlıkları geliyor kulağıma uzaktan. Denizin küçük dalgaları vuruyor ayaklarıma, oynaşırcasına. Akasyalar, zakkumlar hışırdıyor. Bir balıkçı teknesi inip kalkıyor sakin suyun üzerinde, olta dolu belli balık geliyor. Bir kaç çocuk var ileride kumdan kaleler yapıyorlar, süslüyorlar. Bir iki çift şezlonglarında yatıyor, ara ara şemsiye gölge oyunları yapıyor üzerlerinde. İskelede oturanlar var, ayakları suyun içinde, sallamışlar. Alabildiğince mavi gökyüzü. Bir anda bulutlar iniveriyor, rüzgar fırtınaya kesiyor, hava zifiri karanlık. Balıkçı yok olmuş, şezlonglar bomboş. Çocukların kaleleri yıkılmış. İskele suyun içinde, ağaçlar yerlerde savruluyor. Açıyorum gözlerimi, şaşırıyorum.
Oda karanlık, perdeler kapalı. Işık aralardan sızıyor, gözlerim acıyor
Kalkıp perdeyi açıyorum, şehir kızıla çalmış, güneş batıyor. Pencerenin önünden etrafa bakıyorum. Pencere açılıyor, rüzgar vuruyor suratıma. İnsanlar uzakta, evlerinde, dükkanların önünde, sinemada, parkta, bahçede. İnsanlar çalışıyor, koşuyor, oturuyor. Uzakta bir kahve var, bahçesinde masalar. Yaklaşıyorum. Oturuyorum bir masaya. İki erkek kızlardan konuşuyor, iki bayan yeni modadan. Bir garson servis yapıyor, diğeri hesap alıyor. Köşede bir köpek uzanmış sahibinin yanına, burnu inip inip kalkıyor. Perde çarpıyor suratıma, hava kararmış, karanlık olmuş, irkiliyorum.
İç huzurum yok, belli ki iyi gitmeyen şeyler var. İyi olmayan. Nedendir bilinmez. Kurtulmak istiyorum, savruluyorum. Çıkmak istiyorum, şaşırıyorum. İçimde fırtınalar kopuyor, susuyorum. Bırakıyorum...
Yoruldum, bilmiyorum...
Sesini Duyur
Yorumlar
Yorum #1 (Gönderen Murat)
Değerlendirme:








Kahramanın içinde bulunduğu sıkıntılı ortamı geçişlerle, sinema ekranında kameranın flashback tekniğini kullanır gibi anlatmışsınız. Başarılı bir yazı. Tebrik ederim.