Yeter Be! Yeter!
- Yazan Naif Karabatak
- Yayın Tarihi 09/21/2007
- Politika
- Henüz Değerlendirilmedi
Naif Karabatak
30 Ocak 1964 Adıyaman doğumluyum. Gazeteciliğe 1979 yılında başladım. Çeşitli Gazete ve dergilerin Adıyaman temsilciliğini yaptım. 7 yıldır yerel, ulusal ve internet sitelerinde yazarlık yapıyorum. Birçok mahlas isimle de köşe yazarlığım devam ediyor. “Cenk Gülen” mahlasıyla “Bir Deli’nin Not Defteri” diye mizahi yazılar yazdım. Bu yazılarımı “Emmi Hortumu Taksana!” adıyla kitaplaştırdım.
Naif Karabatak tarafından yazılmış tüm yazılarYeter Be! Yeter!
AK Parti iktidara geldiğinden bu yana belki de en sık duyduğunuz kelime “uzlaşma” olmuştur. Neredeyse atılacak her adımda AK Partililer “uzlaşma” der, muhalefet “uzlaşma” der, kendi işinden başka her işe atılan rektörler “uzlaşma” der, medya “uzlaşma” der, askerler “uzlaşma” der, derinler “uzlaşma” der, enginler “uzlaşma” der.
Peki, nerede, nasıl hangi konuda uzlaşılacak, işte o belli değil.
Bu kadar “uzlaşma” isteyen var da neden her zaman kriz oluyor, neden hiç uzlaşılmıyor?
Belli çevrelerin “uzlaşma”sından kasıt, “benim dediğimde uzlaşalım” olunca bir türlü uzlaşma gerçekleşmiyor, her zaman sarpa sarıyor ve kriz üstüne kriz yaşıyoruz.
Aslında ortada kriz falan da yok…
Varmış gibi sesi gür, medyaya hâkim, bir avuç insanın bağırması var.
Bana kalsa bütün bu bağırtıların beş paralık bir değerinin olmadığını ve asla dikkate alınmaması gerektiğini tüm açık yüreklilikle söylerim.
Bağırsın bağırsın dursunlar, çok da umurumdaydı, çok da umurumuzdaydı derdim.
Ama olmuyor…
Adamların sesi öyle gür çıkıyor ki, sanırsınız birilerinin saltanatını elinden alıyor, haram paraları da burunlarından fitil fitil getiriliyor.
AK Parti iktidar oldu, “başörtüsü” konusunda “uzlaşma” aradı, maksat kriz çıkmasın dı…
Yok, uzlaşmak istenenler; “uzlaşalım ama önce başörtüsünü çıkarın” dediler.
Eee hangi konuda uzlaşacağız öyleyse?
İstenen, kadınların özgürce giyinmesinin önünün açılması, kanunda, yasada olmayan saçma sapan bir yasağın serbest hale gelmesiydi.
Hoş, hiç kimsenin bir kadının başını örtüp örtmemesi de ilgilendirmez ya.
Eğer bunu böyle düşünen varsa halt etmekten başka bir şey yapmıyor demektir.
Sana ne be sana ne?
Kadınlarımız, kızlarımız, bacılarımız, analarımız başını örter de açarda.
Derdi sana mı düşmüş, bre dengesizler. İnsanda utanma, haya, arlanma diye bir şey olur, hiç birisi mi yok sizde…
Senin ne giydiğini, ne halt yediğini, kimlerle dirsek teması kurduğunu, neleri iç ettiğini, neleri götürdüğünü sorgulamıyoruz da, sen kadınlarımızın kıyafetine karışma küstahlığını nereden buluyorsun?
Bunda uzlaşamadık, çünkü kafası basmayacak kadar zekâdan yoksun insanlar var karşımızda…
AK Parti, bir yasa çıkaracak, “uzlaşma” diyerek kriz olmasın gayretinde…
Malum çevreler “uzlaşalım ama bizim dediğimizde” gibi dünyada eşine rastlanmayan bir uzlaşma formülü ortaya atarlar.
Cumhurbaşkanlığı seçimi olur, bugüne kadar hiçbir aday üzerinde “uzlaşma” diye diretmeyenler, “adayı uzlaşmayla belirleyelim” derler.
“Peki” dersin, “Uzlaşalım. İşte adayımız, işte yaptıkları, işte yapacakları…”
“Yoo yanlış anladınız, bizim aday üzerinde uzlaşalım” diye yine dünyada örneği görülmeyen bir formül ortaya atarlar.
Bugüne kadar darbe anayasası ile yönetilmenin ayıbından kurtulmak için ilk defa sivil anayasa yapılması gündeme gelir. Tabii ki, bu da “uzlaşma”yla yapılacaktır.
“Yoo uzlaşma dedik diye sivil anayasa yapamazsınız!”
“Ne yaparız ya?”
“Darbe anayasası neyinize yetmiyor, hadi yapın ama özgürlükleri anayasaya koymayın”
“Başka emrin?”
Bunu söyleyenler okumuş, adam olduğunu sanmış kişiler hem de…
Yılların kangren haline gelen başörtüsüne özgürlük de tanıyacak bir maddenin hayaliyle saçını başını yolmaya çalışan bu cahiller ordusu bu defa “başörtüsüne özgürlük yapamazsınız, bu hukuki değil” derler, güya hukuk yapan adamlar…
Anayasada yazanın hukuki olduğunu bilen bu geri kafalılar “yapamazsınız” derler.
“Uzlaşalım” diyoruz, uzlaşmıyorsunuz, “adam gibi yasa çıkaralım” diyoruz “hayır adam gibi yasa bize bir beden bol gelir” diyorsunuz.
Siz ne biçim bir mahlûksunuz bana söyler misiniz?
Ben bu “uzlaşma”yı sevmedim, ben zekâ özürlü insanların “uzlaşma”dan anladıklarını hiç sevmedim. Bundan sonra “uzlaşma” lafı duyunca hortumcuların hortumlarının kesilmesi olarak anlıyor ve bu bağırtıların esas nedeninin de saltanatlarının kaybedilmesi olarak görüyorum.
Ve artık uzlaşma, muzlaşma istemiyorum.
Varsın uzlaşmasız ne yapılacaksa yapılsın, varsın onlarda bağırabildiği kadar bağırsın, yırtınsın dursunlar…
Yeter be! O kadar kendinizden nefret ettirdiniz, o kadar tiksindirdiniz ki, yeter!
naifkarabatak@gmail.com
21 Eylül 2007 Yeniyol Gazetesi
Peki, nerede, nasıl hangi konuda uzlaşılacak, işte o belli değil.
Bu kadar “uzlaşma” isteyen var da neden her zaman kriz oluyor, neden hiç uzlaşılmıyor?
Belli çevrelerin “uzlaşma”sından kasıt, “benim dediğimde uzlaşalım” olunca bir türlü uzlaşma gerçekleşmiyor, her zaman sarpa sarıyor ve kriz üstüne kriz yaşıyoruz.
Aslında ortada kriz falan da yok…
Varmış gibi sesi gür, medyaya hâkim, bir avuç insanın bağırması var.
Bana kalsa bütün bu bağırtıların beş paralık bir değerinin olmadığını ve asla dikkate alınmaması gerektiğini tüm açık yüreklilikle söylerim.
Bağırsın bağırsın dursunlar, çok da umurumdaydı, çok da umurumuzdaydı derdim.
Ama olmuyor…
Adamların sesi öyle gür çıkıyor ki, sanırsınız birilerinin saltanatını elinden alıyor, haram paraları da burunlarından fitil fitil getiriliyor.
AK Parti iktidar oldu, “başörtüsü” konusunda “uzlaşma” aradı, maksat kriz çıkmasın dı…
Yok, uzlaşmak istenenler; “uzlaşalım ama önce başörtüsünü çıkarın” dediler.
Eee hangi konuda uzlaşacağız öyleyse?
İstenen, kadınların özgürce giyinmesinin önünün açılması, kanunda, yasada olmayan saçma sapan bir yasağın serbest hale gelmesiydi.
Hoş, hiç kimsenin bir kadının başını örtüp örtmemesi de ilgilendirmez ya.
Eğer bunu böyle düşünen varsa halt etmekten başka bir şey yapmıyor demektir.
Sana ne be sana ne?
Kadınlarımız, kızlarımız, bacılarımız, analarımız başını örter de açarda.
Derdi sana mı düşmüş, bre dengesizler. İnsanda utanma, haya, arlanma diye bir şey olur, hiç birisi mi yok sizde…
Senin ne giydiğini, ne halt yediğini, kimlerle dirsek teması kurduğunu, neleri iç ettiğini, neleri götürdüğünü sorgulamıyoruz da, sen kadınlarımızın kıyafetine karışma küstahlığını nereden buluyorsun?
Bunda uzlaşamadık, çünkü kafası basmayacak kadar zekâdan yoksun insanlar var karşımızda…
AK Parti, bir yasa çıkaracak, “uzlaşma” diyerek kriz olmasın gayretinde…
Malum çevreler “uzlaşalım ama bizim dediğimizde” gibi dünyada eşine rastlanmayan bir uzlaşma formülü ortaya atarlar.
Cumhurbaşkanlığı seçimi olur, bugüne kadar hiçbir aday üzerinde “uzlaşma” diye diretmeyenler, “adayı uzlaşmayla belirleyelim” derler.
“Peki” dersin, “Uzlaşalım. İşte adayımız, işte yaptıkları, işte yapacakları…”
“Yoo yanlış anladınız, bizim aday üzerinde uzlaşalım” diye yine dünyada örneği görülmeyen bir formül ortaya atarlar.
Bugüne kadar darbe anayasası ile yönetilmenin ayıbından kurtulmak için ilk defa sivil anayasa yapılması gündeme gelir. Tabii ki, bu da “uzlaşma”yla yapılacaktır.
“Yoo uzlaşma dedik diye sivil anayasa yapamazsınız!”
“Ne yaparız ya?”
“Darbe anayasası neyinize yetmiyor, hadi yapın ama özgürlükleri anayasaya koymayın”
“Başka emrin?”
Bunu söyleyenler okumuş, adam olduğunu sanmış kişiler hem de…
Yılların kangren haline gelen başörtüsüne özgürlük de tanıyacak bir maddenin hayaliyle saçını başını yolmaya çalışan bu cahiller ordusu bu defa “başörtüsüne özgürlük yapamazsınız, bu hukuki değil” derler, güya hukuk yapan adamlar…
Anayasada yazanın hukuki olduğunu bilen bu geri kafalılar “yapamazsınız” derler.
“Uzlaşalım” diyoruz, uzlaşmıyorsunuz, “adam gibi yasa çıkaralım” diyoruz “hayır adam gibi yasa bize bir beden bol gelir” diyorsunuz.
Siz ne biçim bir mahlûksunuz bana söyler misiniz?
Ben bu “uzlaşma”yı sevmedim, ben zekâ özürlü insanların “uzlaşma”dan anladıklarını hiç sevmedim. Bundan sonra “uzlaşma” lafı duyunca hortumcuların hortumlarının kesilmesi olarak anlıyor ve bu bağırtıların esas nedeninin de saltanatlarının kaybedilmesi olarak görüyorum.
Ve artık uzlaşma, muzlaşma istemiyorum.
Varsın uzlaşmasız ne yapılacaksa yapılsın, varsın onlarda bağırabildiği kadar bağırsın, yırtınsın dursunlar…
Yeter be! O kadar kendinizden nefret ettirdiniz, o kadar tiksindirdiniz ki, yeter!
naifkarabatak@gmail.com
21 Eylül 2007 Yeniyol Gazetesi
