Bilim adamı, hizmet adamı veya görev adamı olduğu için değil, başında bulunduğu üniversitenin içini boşalttığı iddiaları üzerine gözaltına alınan Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Yücel Aşkın için “Aşkını savunmak Cumhuriyeti savunmakla eş değerdir” gibi basit ve çıkarcı bir cumhuriyet tarifini YÖK Başkanı Erdoğan Teziç’in ağzından duyduğumda tüylerim diken diken olmuş, bu kadar açıkça hırsızlığa prim veren birisinin önemli bir kurumun başında olmasını esefle karşılamıştım. Belki bu saltanatının gitme kaygısıydı, bir şekilde psikolojik durumunda bozukluk olabileceği düşünülebilirdi.
Okumuş adam olmuş kişilerin öncelikle demokratik yönetimler, özgürlükler, hak, hukuk ve insanların bireysel kazanımlarını hararetle savunması gerekir.
Doktorların Hipokrat yemini gibi bunda da din, dil, ırk ve statü ayrımı yapmadan özgürlüğün herkese yayılması ve aslından tüm insanların en doğal hakkı olduğunu kabul etmesi gerekir. Değilse, mutlaka ya o sadece dükkânların üzerindeki tabelaları okuyarak profesör(!) olmuş cahilden başkası değildir.
YÖK Başkanı Erdoğan Teziç, okumuş Profesör olmuş, hatta Anayasa taslağı hazırlayacak bilgi, birikim ve donanıma sahip birisi.
Hal böyle olunca Teziç’in öncelikle bütün doğmalardan arınarak özgürlük istemesi, demokrasinin tam anlamıyla ülkede hüküm sürmesi ve Cumhuriyetin korunup, kollanmasını, yine devletin halk için olduğunu ve daha birçok şeyi savunması beklenir.
Meğer öyleymiş de.. Şimdi yaptığı “takkiyeymiş”
***
1992 yılında TÜSİAD için hazırlanan bir sivil anayasa taslağı var. Şu anda AK Parti hükümetinin darbe anayasasının ayıbından bu ülkeyi kurtarmak için hazırladığı taslaktan belki de daha özgürlükçü, doğmalara karşı daha karşı bir duruşa sahip.
Maddeleri okuyunca dudağım uçukladı; Kötü olduğundan değil, iyi olduğundan ama bunu yazanın şimdi aynı maddelere veya daha hafifine kötü demesindendir…
Mesela Teziç’in bizzat başında bulunduğu kurulca hazırlanan taslakta; “Liberal demokratik rejimlerde devletin resmî bir ideolojisi olmaz. Kemalizm ideolojisi anayasada yer almamalı.” denmiş. Bu cümlenin şimdi dillendirildiğini düşünün, başta Teziç olmak üzere, “Kemalizm elden gidiyor” feryatları koparılırdı, sanki gitse ne olacak?
Taslakta göze çarpan bir başka ifade; “Atatürk milliyetçiliği’ ifadesi kaldırılmalı. 'Devletin dili Türkçedir', yerine ‘Resmi dili Türkçedir’ denilmeli.” Bu maddenin bir bölümü şimdi yok, dil ifadesi aynen var.
Daha bitmedi; “Cumhurbaşkanı ile milletvekili yeminlerinde Atatürk ilkeleri ve inkılâplarına yer verilmemeli.” denmiş. Eğer bu madde AK Partinin hazırlattığı Sivil Anayasa Taslağı’ndan yer alsaydı kıyamet kopardı.
Ya değiştirilemez hükümler; “Devletin şeklinin cumhuriyet olması dışında Anayasa'da değiştirilemez hüküm olmamalı.” demiş, Teziç taslakta…
Darbe anayasasını şimdi savunmak aklına gelen Teziç, 1982 Anayasası ile ilgili de; “1982 Anayasası'nın otoriter ve kutsal devlet anlayışını yansıtan başlangıç bölümü demokratik sistemle bağdaşmaz.” Demiş ve oylama şeklini de beğenmediğinden, halkın oyunu alması gerektiğini söylemiş…
Vay Teziç vay!
Gördünüz mü Teziç’i…
Gördünüz mü bağırtılarının yalan ve dolandan ibaret olduğunu…
Ne ülke elden gidiyor, ne değerler yok ediliyor, ne kaybolan bir şey var…
Peki sorun ne?
Sorun, AK Parti sivil anayasayı yaparsa, halk da bunu memnuniyetle karşılarsa,
Teziç gibilere kimse prim vermezse,
Ve sonrasında AK Parti’nin önü sürekli açık olursa…
Bu kaygıdan başka bir sebep tahmin edebiliyor musunuz?
Yüksek Öğretim Kurumu gibi önemli bir kurumun başında olan, bütün üniversitelerde görev yapan rektörlerin başı olan bir kişinin böylesine yanardöner olabileceğini, böylesine tutarsız davranacağını tahmin edebilir misiniz?
Ben “Aşkın’ı savunmak, Cumhuriyeti savunmakla eş değerdir” sözünü duyduğumdan bu yana esas olanın cumhuriyet değil, para, saltanat, şan, şöhret ve makam olduğunu anlamıştım.
Bu bağırtıların altında yatan, hazırlanan Anayasa taslağının kötülüğünden değil, bunu AK Parti’nin yapıyor olmasındandır.
Ve tabi ki, boğazına dolanasıca başörtüsü veya bir başka tabirle kıyafet özgürlüğüne yer verileceği yönündeki duyumlarıdır.
Gerisi bağırma, tantana, kuru gürültü ve ne dediği anlaşılmayan bir sür fasa fisodan ibaret boş, anlamsız, malayani sözlerden başka bir şey değildir…
Yazık, öyle bir kurumun başında böylesine tutarsız birisi olduğu için yazık…
Ve yine yazık, o kadar Rektör içinde bir tane kendi fikrini söylemeye cesaret edenin çıkmamasına yazık…
Belki de bu daha yazık…
Üniversitelerimiz kendi fikrini bile özgürce ifade edemeyenler tarafından yönetiliyor?
Hepsi de Teziç gibi yanardöner olamaz ya…

naifkarabatak@gmail.com
24 Eylül 2007 Yeniyol Gazetesi