Tokat'ta Bakırcılar
Anın sesi yankılanır bu sokakta.
Bu sokakta geçmiş zamanların sesi duyulur.
Çekiç darbelerinin melodisinde.
Tak...Tak....Tak...
“Dün, dün ile gitti cancağızım.
Geleceğe bak...Geleceğe bak...”
Tokat’ta bakırcılar çarşısı.
Mazi ile bitişik, geleceğin karşısı.
Yazmacı Remzi Ustanın gözlerinden sağa dön,
Nalbur Memedin bir üst sokağı.
Kime sorsan söyler o çarşıyı.
Ya da dursan duyarsın o şarkıyı:
Tak...Tak...Tak...
.................................
Ak sakallarına yorgunluk sürmüş,
Gözlerinden biteviye hikmet akan,
Gün görmüş – Görülmez olası günleri de görmüş—
Nedim Usta dura dura anlatıyor.
Nedim Usta bakıra vura vura anlatıyor:
“Yeğenim, biz bu meredin
Rengine tutulmuştuk.
Altın bulamamıştık ama,
Şeklen dengine tutulmuştuk.
Baba yadigarı çekici tutuşturup elimize
Bize vur dediler daha on ikimizdeyken.
Vurdukça bir tılsımlı hal aldı bakır.
Altın ile bir amansız yarışa girdik.
Ve böyle atmış yıllık ömrü devirdik.
Nakışlarla anlattık alemi,
Bakır güzelleşti
Gönlümüze yerleşti.
Aşk bu. Aman bilmiyor.
Bir kere kurulmaya görsün gönle,
Bir daha silinmiyor.
.........................
Kör olmuşuz.
Unutmuşuz insanın
Günde üç öğün acıktığını.
Ekmeğin aslanın ağzında olduğunu unutmuşuz.
.................
Altın saltanatını sürüyor hala.
Üzerinde alın teri olmasa da,
Hikmet şarkıları mırıldanmasa da,
Kütük gibi bir köşede dursa da,
Altın saltanatını sürüyor.
Uyutulmuşuz...
Benim oğlan: ”Bırak baba bu işi diyor.”
“Ne parası var ne pulu,
Parasız yorulmak olur mu?”
İçimden bir parça kopuyor oğul,
Ağlıyorum gizli gizli, kepenkleri kapatıp.
Bende aslanla boğuşacak hal mi var.
Hem her şey para için mi olmalı,
Mide için çalışırken,
Gönül aç mı kalmalı.”
.........................
Nedim usta özetliyor derdini,
İki damla göz yaşıyla.
Ve beni uğurluyor yorgun başıyla.
............
Ruhumun derinliklerinde o mistik müzik:
Tak...Tak...Tak...
Kulaklarımı yırtıyor , ana caddede
Modernizmin vahşi sesi:
“Trum trum trum ,
Trak tiki tak!”
M. Hasgül