Kendine yaslanmak isteyen ağaç...
ya da Araf’ta kalmak..

ışıkların sönmeye başladığı vakitler..bir ağaç rüzgarı dinlemektedir.
bir ses duyar rüzgarın içinden..
-(Sinirlice sorar,konuştuğunun farkında bile değildir.)
“Kimsin sen be ? “
-Arka bahçenin haylaz ve ahlaksız çocuğuyum.dedi.
(Konuştuğuma hiç aldırmamış,uysal bir tavırla.)
-Git başka yere.
-Nereye gitmemi istersin!dedi.(Dalga geçerek.)
-Gördüm. o kırmızıyı ,o kırmızı akanı,
Gördüm.dedi.-Bende kaynağı olmayan ,o kırmızı kanı.Devam etti
-Su kırmızı olmuştu sanki.Kanı gördüm.Karnın üstüne bir dağdan püskürmüş lavlar gibi yayılmış,dağılmış,sıçramıştı diye devam etti..acıdan ile yüzü tanınacak gibi değildi.
Dayanamadım ve sordum.-Nerde gördün?Susarak devam etti
-Gövdenin üstündeki kırmızı su kuruyor,kabuk kavlayan ağaç gibi ,kırmızı bir kabuk kuruyor gövdenin ortasında, farkında mısın?
-Ne kabuğu bee,ne kırmızı suyu?
-(Aynı tavırla) “Gövdeni kim deşti ,ne istedi ki senden ?(gözlerimin içine bakarak ve ekledi.Dalga geçiyordu sesi ama sözleri durgun ve hayattan ders almışçasına anlatıyordu.)
-Bir herifin verdiği kara paraları aklıyordum.O herifin deterjanıydım ben,anlayacağın sağ koluydum.
-Herkese attığım kazığı ona da attım.Bir gün sahte paralar ona,asıl paralar bana.Ve vınnnn... Adam sonradan anlamış ama ben paraları yiyip yutmuştum,geç oldu biraz.
- Eeeee...(Telaşlı ve tedirgin.)
- Eeee’ si (Durdu ve anlamlı bir sesle)
-İt iti ısırmaz derler ,bilirsin.Böyle bir şey yok bunu da bil.Asıl onlar öyle bir ısırır ki birbirlerini ,en dipteki ,en sivri dişleri geçirir ve kanını böyle akıtırlar.
- Ama niye böyle yaptın ki ,dedim.(Üzgünce)
- Ne o kendini ağaç olarak kamufle eden bir polis misin? Dedin ne be,anlattık işte.
Can çekişiyordu,bir durup bir titriyordu,
gözlerinin içindeki siyah ,tenindeki terlerin içinde boğuluyordu,sönüyordu.
-(Şefkat dolu) “Laf işte,meraktan ,aldırma sen bana.”
-(Yine alaycı bir şekilde) “Sesin titreşti,acıdın mı bana...Bak seni yormak istemezdim ama bir derdi var demektir.Anlat,hadi..
Şaşırmıştım,açık veriyordu demek yüzüm.-Bende yalancıyım.Bir kurt bekliyorum,kuzu gibi olan yalanlarımı yemesi için.İyi yalan söylerim, aldatılan da hep ben olurum.“Yaaa... Peki.Ama gelen kurt seni mi yalanlarını mı yiyecek.Önceden pazarlık yap,bana sorarsan.
(Umarsızca) “Hem beni hem de yalanlarımı birlikte yesin.” dedim.
-Hırsız ve yalancı haa...-Üşüyorum,kendimi hissetmiyorum,canım acıyor,ne oluyor?
-Ölümün,ona geldiğini anlıyordum.İlk defa yalan söylemek istemiyordum.yağmur,dallarımı çürütüyordu.Kurt dağlarından inip, kuzu yalanlarımı yemeye başlamış mıydı acaba?Çünkü ilk defa yalan söyleyemiyordum,canım hiç istemiyordu.Şaşkındım.
-Bak,dedim,bak.Hayatımızı tutan çiviler vardır hani hayatın çıkan çivileri birde hani.Hepsi teker teker sökülür,çıkar ,yerinden oynar vakti gelince.Geriye bir tek çivi kalır,yaşamını hayata bağlayan çividir o.Sen ne yaparsan yap,onu sökemezsin.Ancak ;bir şey elindeki tornavidayla,hayatından yaşam çivisini söküp alır yine aynı bir şey Yazık.Galiba sıra sende çocuk.

-Ne yani,yaşamım gidiyor mu?Yani...Benim çivim daha paslanmadı ki....Söyle ne olur,defolup gitsin.Korkuyorum ,ölürsem ne olacak?...Korkuyorum.
-Seni temizleyecekler,bir ağaçtan yapılmış,tahta kutunun içine koyacaklar.Kutuya girince bir uykuya dalacaksın.Benim gibi bir ağaçtan yapılmış,belki de benim gibi yalancı bir ağaçtan yapılmış ,kutu içine.Kim bilir,o kutu belki de ben olurum,dedim masumca...
Hiç üzülmedi sanki..hiç de kızmadı..yalnızca acı ile tarifsiz olan yüzüne sanki bir ışık düştü..çok çok sessiz. sanki birileri uyuyor da uyandırmamamı ister gibi konuştu.
-Sen ol,sen ol, tamam mı?Sende benle gel,tamam mı?Arkamdan gelsen de olur.yalnız bırakma beni orada, ,hiç rahatsız etmem,söz,sende gel..dedi...
Bir süre sonra sustu..her şey gibi...
Araf ta kalmak bu olsa gerek..