- AnaSayfa
- Felsefe - Din
- Din Bir Öcü mü ?
Din Bir Öcü mü ?
- Yazan Dr.Hasan Yağar
- Yayın Tarihi 01/7/2008
- Felsefe - Din
-
Değerlendirme:




Dr.Hasan Yağar
Elazığ doğumlu,1.sınıf Emniyet Müdürü(E),Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi doktoru,Çağın Polisi Dergisi Yazarlarından.Polis Akademisi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ek Ders Görevlisi, Ankara Adalet Komisyonu Trafik Hukuku yeminli bilirkişisi aynı zamanda Polis Akademisi Trafik Hukuku ders görevlisi
Dr.Hasan Yağar tarafından yazılmış tüm yazılarDin Bir Öcü mü ?
İlk insan ve ilk Peygamber (1) Hz. Adem’den bu güne kadar insanoğlunun tanıştığı her din mutlaka iyilik, güzellik ve doğruluk tavsiye etmiştir. Buna rağmen her nedense her dinî dönemde bu ilkelere karşı çıkanlar olduğu gibi, kimileri de bu güzellikleri kendine paravan ederek bir sürü şaklabanlıklar ede gelmişlerdir. Bu durum, en son ve en ekmel(2) din olan ve mensubu olmakla iftihar ettiğimiz İslam için de maalesef tüm açıklığı ile kendini göstermektedir.
İnkarcılara hiçbir sözümüz yok ve olamaz da. Zira İslam dini hür iradeye büyük önem verdiği için dinde zorlamayı reddetmektedir. Hatta hür iradeyle yapılan ve yanlışlarla örülü bir kulluğu, baskı ve riya ile yapılan bir kulluktan daha anlamlı bulmaktadır. Yüce Yaratıcı’nın muradı böyle olduğu içindir ki peygamberler dahi zorlamaya cesaret edememişlerdir. Buna rağmen memleketimizdeki diğer din karşıtı eylem ve söylemlerin ne denli cahilane olduğu, izah götürmeyecek kadar net ve kuvvetlidir. Bu eylem ve söylemlerde bulunanları yoklamaya kalkın, ne ”eliften” ne de “lamdan” haberdardırlar. Buna rağmen ortalığı karmaşa ve kargaşaya veririler. Peygamberin önüne geçtiklerinden de haberdar değillerdir. Aynı kategoride yer alan şak şakçıları da kendilerinin cesaret ve cüretini maalesef artırmaktadır. Ne yazık ki gerçeği bilenler de adeta locada film seyreder gibi tüm bu kepazelikleri seyretmekle meşguller.
Acizane kanaatimize göre bunun sebebi, Miladi 900’lü yıllardan beri tanışa geldiğimiz İslam dininin, vatandaşın anlayabileceği bir dilde değil de, hiç de bir anlam ve gereği olmayan Arapça ile öğretilmeye devam ediliyor olmasıdır. 1930’lara kadar, günümüzde Cuma günleri minberlerde irad edilen hutbelerin Türkçe bölümünün dahi Arapça veya Farsça veriliyor olmanın ne denli şenii bir eylemle insanların ifsad edildiğini söylemenin bilmem gereği var mı ? Oysa, Allah(3) peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği her dini mutlaka muhatap kılınan toplumun diliyle göndermiştir. Tabii olarak kutlu dinimiz için de bu böyledir. Böyle olması esasen bir zorunluluktur da ondan. Zira adına din dediğimiz ve yegane kurucusu sadece Allah olan bu mesaj manzumesinin aslı esası bir mektup değil midir? Kişinin anlamadığı bir dilde hiç mektup yazılır mı? Şayet yazılacak olursa, bu, abesle iştigal olmaz mı ?
İşte gözden kaçırılan bu önemli ve olmazsa olmaz öğe, göz ardı edildiği içindir ki, insanımız iki arada bir derede kala kalmıştır. Bu da hiç şüphesiz din kurumundan nemalanmak isteyen bir çok eyyamcının işine gelmiştir, gelmektedir. Din adına evlat vaat edenden tutunuz da, dinî terimler kullanarak ticaret yapanlara varıncaya kadar ortalık bir rezaletler arenasıdır. Örneğin; medyumlar, üfürükçüler, hatimciler ve dahi sözgelimi Medine Turizm, Taha Ticaret, Tekbir Giyim, Hira Mağazası vb. gibi yaklaşımlar dinini doğru öğrenememiş insanların din adına istismarı değil de nedir !
Diğer taraftan, Diyanet İşleri Başkanlığına rağmen ve d
ahi adı geçen kurumun da şikayetçisi bulunduğu bir husus olarak, her önüne gelenin cami açması ve bu vesileyle güya yardım toplaması ve kendilerine göre bilir bilmez kişileri vaiz veya imam tespit ederek yalan yanlış bilgilerle halkın ifsad edilmesi sebebinin başında da yukarıdaki husus gelmiyor mu?
Bir başka ve çok önemli olarak dinde olmayan hükümlerin, birer dinî yaptırım olarak halka dayatılmasının bu suretle yapılabildiğini söylersek bühtan mı etmiş oluruz. Mesela, zinaya verilen ceza olarak recm edip-taşlayarak- öldürme,Tevrat ve İncil hükmü iken bunu İslam’a mal etmeler bu sayede olanlar cümlesindendir dersek yalan mı söylemiş oluruz. Oysa Hazreti Kuran’ın bu hususta ön gördüğü ceza, kadın erkek ayırımı yapmaksızın 100 değnek olarak –cariyeler,köleler için hürlerin yarısı kadar- belirlemiştir. Esasen kadının kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsi de söz konusu iken bu son cezanın suçlu suçsuz herkesçe kabul görüp razı olunduğu ve daha çekilebilir olduğunu, bu hususta görüş serdeden İslam araştırmacılarının yazdıklarından öğreniyoruz.
İşte tüm yanlış ve yalanlar sebebiyle günümüz insanı ne yazık ki, bunları yapanları değil de dini adeta öcü gibi görmektedir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, bunun sebebi dinin dos doğru ve emin kişiler tarafından ve anlaşılabilir dilde öğretilmiyor olmasıdır. Halbuki Yüce Yaratıcı Kelam-ı Kadim’inde “Bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını” haykırıp durmaktadır. Ne var ki bu dinin salikleri olan bizlerin bundan galiba hiç haberi yok. Nasıl olacak ki, İlahi Mesajı inadına Arapça okumak ısrarındayız. Hatta dualarımız bile bize Arapça takdim edilmektedir. Ve maalesef bizler de anlamadığımız her söylenene “amin” deyip geçiyoruz. Ancak bilinmelidir ki, bilinmeyen sözlere çekilen “amin”lerin -kabul buyur ya Rab’lar- hiç de içten olmamaktadır.
Dini değil de, din bezirganlarının öcü olduğunu istiyorsak, kutlu dinimizin mutlaka anlaşılır dilde ve dos doğru anlatılması ve dahi öğretilmesinin, zaruretten öte bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Zira, Yüce Yaratıcı: “Bu Kur’ân pek önemli bir mesajdır” (Sad suresi, 67) demektedir. Aksi halde ve bu İlahi söyleme rağmen insanımız dininden korkmaya devam edecek ve bu kepazelikler ayyuka çıkmakta ber devam olacaktır. Bu günler özlemi ile, dinin gerçeği ile amel eden herkese selam ve sevgi.
Sözün Özü : Din öcü değil, din yobazları öcü olarak görülmelidir. Ancak, gerçek din bilinemediği içindir ki, bunların hal ve hareketi din olarak kabul görmektedir. Bu oyunun bozulması için gerçek dinin mutlak surette öğrenilerek bu sayede bu yobazların kirli yüzlerinin herkese gördürülmesi gereğini bir daha yineleyelim.
_________________________
1.Bu kelime, PEYAM: Haber; BER : Getiren sözcüklerinin bileşimi ile oluşan PEYAM-BER’den dilimize girmiş olup, açıklandığı üzere HABER GETİREN demektir.
2. Kendisinden önce gelmiş dinlere göre daha açılımlı ve eksiği olmayan.
3. Arapça olan bu kelimenin, çoğulu olmayan tek kelime olduğu acaba bir anlam taşımıyor mu?
Dr. Hasan Yağar
1.Sınıf Emniyet Müdürü (E)
Polis Akademisi Ek Ders Görevlisi
İnkarcılara hiçbir sözümüz yok ve olamaz da. Zira İslam dini hür iradeye büyük önem verdiği için dinde zorlamayı reddetmektedir. Hatta hür iradeyle yapılan ve yanlışlarla örülü bir kulluğu, baskı ve riya ile yapılan bir kulluktan daha anlamlı bulmaktadır. Yüce Yaratıcı’nın muradı böyle olduğu içindir ki peygamberler dahi zorlamaya cesaret edememişlerdir. Buna rağmen memleketimizdeki diğer din karşıtı eylem ve söylemlerin ne denli cahilane olduğu, izah götürmeyecek kadar net ve kuvvetlidir. Bu eylem ve söylemlerde bulunanları yoklamaya kalkın, ne ”eliften” ne de “lamdan” haberdardırlar. Buna rağmen ortalığı karmaşa ve kargaşaya veririler. Peygamberin önüne geçtiklerinden de haberdar değillerdir. Aynı kategoride yer alan şak şakçıları da kendilerinin cesaret ve cüretini maalesef artırmaktadır. Ne yazık ki gerçeği bilenler de adeta locada film seyreder gibi tüm bu kepazelikleri seyretmekle meşguller.
Acizane kanaatimize göre bunun sebebi, Miladi 900’lü yıllardan beri tanışa geldiğimiz İslam dininin, vatandaşın anlayabileceği bir dilde değil de, hiç de bir anlam ve gereği olmayan Arapça ile öğretilmeye devam ediliyor olmasıdır. 1930’lara kadar, günümüzde Cuma günleri minberlerde irad edilen hutbelerin Türkçe bölümünün dahi Arapça veya Farsça veriliyor olmanın ne denli şenii bir eylemle insanların ifsad edildiğini söylemenin bilmem gereği var mı ? Oysa, Allah(3) peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği her dini mutlaka muhatap kılınan toplumun diliyle göndermiştir. Tabii olarak kutlu dinimiz için de bu böyledir. Böyle olması esasen bir zorunluluktur da ondan. Zira adına din dediğimiz ve yegane kurucusu sadece Allah olan bu mesaj manzumesinin aslı esası bir mektup değil midir? Kişinin anlamadığı bir dilde hiç mektup yazılır mı? Şayet yazılacak olursa, bu, abesle iştigal olmaz mı ?
İşte gözden kaçırılan bu önemli ve olmazsa olmaz öğe, göz ardı edildiği içindir ki, insanımız iki arada bir derede kala kalmıştır. Bu da hiç şüphesiz din kurumundan nemalanmak isteyen bir çok eyyamcının işine gelmiştir, gelmektedir. Din adına evlat vaat edenden tutunuz da, dinî terimler kullanarak ticaret yapanlara varıncaya kadar ortalık bir rezaletler arenasıdır. Örneğin; medyumlar, üfürükçüler, hatimciler ve dahi sözgelimi Medine Turizm, Taha Ticaret, Tekbir Giyim, Hira Mağazası vb. gibi yaklaşımlar dinini doğru öğrenememiş insanların din adına istismarı değil de nedir !
Diğer taraftan, Diyanet İşleri Başkanlığına rağmen ve d
Bir başka ve çok önemli olarak dinde olmayan hükümlerin, birer dinî yaptırım olarak halka dayatılmasının bu suretle yapılabildiğini söylersek bühtan mı etmiş oluruz. Mesela, zinaya verilen ceza olarak recm edip-taşlayarak- öldürme,Tevrat ve İncil hükmü iken bunu İslam’a mal etmeler bu sayede olanlar cümlesindendir dersek yalan mı söylemiş oluruz. Oysa Hazreti Kuran’ın bu hususta ön gördüğü ceza, kadın erkek ayırımı yapmaksızın 100 değnek olarak –cariyeler,köleler için hürlerin yarısı kadar- belirlemiştir. Esasen kadının kapalı bir yerde ölünceye kadar hapsi de söz konusu iken bu son cezanın suçlu suçsuz herkesçe kabul görüp razı olunduğu ve daha çekilebilir olduğunu, bu hususta görüş serdeden İslam araştırmacılarının yazdıklarından öğreniyoruz.
İşte tüm yanlış ve yalanlar sebebiyle günümüz insanı ne yazık ki, bunları yapanları değil de dini adeta öcü gibi görmektedir. Yukarıda da değindiğimiz gibi, bunun sebebi dinin dos doğru ve emin kişiler tarafından ve anlaşılabilir dilde öğretilmiyor olmasıdır. Halbuki Yüce Yaratıcı Kelam-ı Kadim’inde “Bilenlerle bilmeyenlerin bir olamayacağını” haykırıp durmaktadır. Ne var ki bu dinin salikleri olan bizlerin bundan galiba hiç haberi yok. Nasıl olacak ki, İlahi Mesajı inadına Arapça okumak ısrarındayız. Hatta dualarımız bile bize Arapça takdim edilmektedir. Ve maalesef bizler de anlamadığımız her söylenene “amin” deyip geçiyoruz. Ancak bilinmelidir ki, bilinmeyen sözlere çekilen “amin”lerin -kabul buyur ya Rab’lar- hiç de içten olmamaktadır.
Dini değil de, din bezirganlarının öcü olduğunu istiyorsak, kutlu dinimizin mutlaka anlaşılır dilde ve dos doğru anlatılması ve dahi öğretilmesinin, zaruretten öte bir zorunluluk olduğunu düşünmekteyim. Zira, Yüce Yaratıcı: “Bu Kur’ân pek önemli bir mesajdır” (Sad suresi, 67) demektedir. Aksi halde ve bu İlahi söyleme rağmen insanımız dininden korkmaya devam edecek ve bu kepazelikler ayyuka çıkmakta ber devam olacaktır. Bu günler özlemi ile, dinin gerçeği ile amel eden herkese selam ve sevgi.
Sözün Özü : Din öcü değil, din yobazları öcü olarak görülmelidir. Ancak, gerçek din bilinemediği içindir ki, bunların hal ve hareketi din olarak kabul görmektedir. Bu oyunun bozulması için gerçek dinin mutlak surette öğrenilerek bu sayede bu yobazların kirli yüzlerinin herkese gördürülmesi gereğini bir daha yineleyelim.
_________________________
1.Bu kelime, PEYAM: Haber; BER : Getiren sözcüklerinin bileşimi ile oluşan PEYAM-BER’den dilimize girmiş olup, açıklandığı üzere HABER GETİREN demektir.
2. Kendisinden önce gelmiş dinlere göre daha açılımlı ve eksiği olmayan.
3. Arapça olan bu kelimenin, çoğulu olmayan tek kelime olduğu acaba bir anlam taşımıyor mu?
Dr. Hasan Yağar
1.Sınıf Emniyet Müdürü (E)
Polis Akademisi Ek Ders Görevlisi