Sesini Duyur - http://www.binbirfikir.com
Duruş Hattı
http://www.binbirfikir.com/articles/913/1/DuruA-HattA/Sayfa1.html
Dr.Hasan Yağar
Elazığ doğumlu,1.sınıf Emniyet Müdürü(E),Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi doktoru,Çağın Polisi Dergisi Yazarlarından.Polis Akademisi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Ek Ders Görevlisi, Ankara Adalet Komisyonu Trafik Hukuku yeminli bilirkişisi aynı zamanda Polis Akademisi Trafik Hukuku ders görevlisi 
Yazan Dr.Hasan Yağar
Yayın tarihi 01/17/2008
 
Hat, çizginin Arapça adıdır. Bu itibarla duruş hattı da tabii olarak durma çizgisi anlamına gelmektedir. Yani, durma noktasını belirleyen çizgi demektir. Bu çizgi, trafik mühendisliğini yükümlenen kuruluşlar tarafından kavşaklarda hangi noktada durulması gerektiğini biz muhterem sürücülere haber ve bilgi veren bir trafik öğesi olarak oluşturulmuştur.

Duruş Hattı
Hat, çizginin Arapça adıdır. Bu itibarla duruş hattı da tabii olarak durma çizgisi anlamına gelmektedir. Yani, durma noktasını belirleyen çizgi demektir. Bu çizgi, trafik mühendisliğini yükümlenen kuruluşlar tarafından kavşaklarda hangi noktada durulması gerektiğini biz muhterem sürücülere haber ve bilgi veren bir trafik öğesi olarak oluşturulmuştur. Tabi kavşak denince illa da bir kaç yolun birinin diğerine kavuşumu ile oluşmuş dörtlü veya daha az veya daha fazla yolun birleştiği alan olarak görülmemelidir. Bir yaya geçidi veya bir demir yolu geçidi de- ki buna hemzemin geçit de denmektedir- birer kavşak olmaktadır. İşte bu ve buna benzer yerlerde hangi noktada durulması gerektiğini, “olmazsa olmaz” niteliğinde ve zorunluluk içerikli olarak haber veren yegane trafik işareti, bu çizgidir.

Bu işaret oluşturulurken öyle hassas davranılmıştır ki, adeta bir kalibrasyon söz konusudur. Başta trafik ışıkları olmak üzere kavşaktaki diğer öğelere (söz gelişi bir demir yolunda trenin gelişini rahatça görebilme noktası gibi) paralize olarak çizilen bu çizgilere harfiyen uyulmadığı zaman, trafik aksamaları, belki trafik kazaları ve çoklukla da asap bozmalara varıncaya kadar bir çok olumsuzluk olacak demektir. Ama bu özenişe ve bu özenişin haber vermekte olduğu bu ve daha bir çok olumsuzluğa rağmen gelin görün ki, kendini bir şey sanan bir çokları sanki çok güzel bir iş yapıyormuş gibi, kavşağa ilk gelenin kendisi olması halinde mutlaka bu çizgiyi geçtikten sonra lütfedip durmaktadırlar. Lakin bu “trafik ök....ri” bu şaheser duruşları ! sebebiyle, geçişin serbest olduğunu haber veren yeşil ışığı göremedikleri için, biraz da bunların sayesinde yerli yerinde durduğu için ışığı rahatça görmekte olan sürücüler bu “ök.....re” yürümeleri için herhangi bir işaret verince de anlaşılması zor bir tavır içerisinde ve kasten yavaşlamalı olarak adeta protesto edercesine o nazikane yürümelerine ancak başlamaktadırlar.

İşin ilginç tarafı ise bunu yapanların içerisinde kravatlı ve fevkalade medeni giyimlilerin de bulunuyor olmasıdır. Daha da vahimi ise “C” plaka taşıyan “Okul Taşıtı”

sürücülerinin bunlar arasında olmasıdır. Halk arasında “DOLMUŞ” tabir edilen semt minibüsleriyle TAKSİ sürücülerinin büyük bir ekseriyeti maalesef bu kuralı ellerinden geldiğince zaten ihlal etmektedirler.

Peki ihlal edilen trafik kuralı sadece bunlar mı? Hey hat, ne gezer. Keşke sadece bu olsa. İnanın o zaman meseleyi öper başımıza koyardık. Örgün Eğitim modeliyle sürücü yetiştirme modeline geçilmiş olmasına rağmen maalesef trafik, hâlâ Türkiye’mizin ciddi bir problemi olmaya devam etmektedir. Şayet şu kahrolası siyasi terör olmasa, öyle inanıyorum ki onun yerini trafik alacaktı. Zira ve herkesin malumu olduğu üzere gün yok ki en az 10-15 kişi ölüyor olmasın. Bunlar kayda geçmiş olanları. Bir de geçmeyenler var.

Günümüzde, teknolojide ileri geçmiş ülkelere -her kim uydurmuşsa- medeni ülkeler denmektedir. Oysa medeni olmak bambaşka bir şey. Her neyse, meramımız bu olmadığı için burayı geçiyoruz. İşte bu teknoloji kahramanı olup da kendilerini “medeniler” diye takdim eden ve dahi ettirebilen ve daha çok, “BATILI ÜLKELER” diye revaç bulan ülkelerde, bizde olanların binde biri olsa, bana öyle geliyor ki bir tek Allah’ın kulu direksiyona geçemez. Zannediyorum biraz da bu sebeple bizi kendilerine refik kabul etmiyorlar. Ben olsam ben de kabul etmem. Bizim bildiğimizi onlar da biliyor olmalılar ki bizim “trafik ök.....ri” nin orayı da yaşanmaz hale getirebileceklerini düşünüyor ve bizi oyalamada en azından bu keşmekeşi bir sebep olarak göz önünde tutuyor olmalılar.

Bunda fevkalade haklılıklarının olduğunu düşünüyorum. İnşallah, böyle dediğim için 301’lik olmayız. Hiç kimse endişe etmesin. Bendeniz, değil Milletini, milletinin bir tek ferdini ve hatta bir ferdinin bir tek itini bile başkasıyla değiştirmem. Ama neylersiniz ki bu milli konuda içimiz yanmaktadır. Yanmaktadır, zira onları yaratan bizleri de yaratmış. Ama biz idaş yataklarında yatmaya devam ederken onlar ışık hızının da üstünde bir hızla yol alıp gitmişler. Bırakın yer küreyi daha başka küreleri fethetmişler. İşte biz buna yanıyoruz. Halbuki, “dünü gününe eşit olan zarardadır” diyen bir dine ve o övünüp duranların bilim ve tekniklerine talip olalım diye bize o yönü gösteren ve onları Sakarya boz kırında dize getiren bir Mustafa Kemal Atatürk’e sahibiz. Ama ne yazık ki bunlar bize yetmedi. Nedendir bilinmez. Şimdi bunca söz ve serzenişten sonra demekliğimiz o ki, bizi refik –yol arkadaşı- kabul etmeyenlerde öyle bir trafik anlayışı var ki, adam kaldırım taşı yerine bazen sürekli çizgi çekiyor ve yolu kullanan sürücünün anlına namlu dayasan adam çizginin öteki tarafına geçmez. Bizde kaldırımlara çıkmayalım diye kaldırım taşlarının yüksekliği yetmediği için bir de taştan mantarlar -güya süs olarak- kullanılıyor. Halbuki elin adamı bunun ciddi ciddi farkında. Galiba bu gidişle, bu mantarlar da yetmeyecek ancak mayın döşemek zorunda kalacağız.
Bizleri bu başı boşluğa ve bu keşmekeşe sürükleyen şeyin, sanıyorum, altın tepside bizlere sunulan demokrasi nimetinin bahşettiği özgürlüklerin neme nem şey olduğunu bilmediğimiz olsa gerek. Zira hiç terlemeden ve yorulmadan sahip olduk da ondan . Adeta bedava gibi oldu. Bedavanın da ne kadar hoyratça harcandığı herkesin malumudur.

Kısacası toplumumuzu bu keşmekeş sebebiyle günden güne olumsuz olarak etkileyen ve Allah’ın her günü bir çok günahsız sabi ve sübyanın canına ve kanına mal olan cinayetimsi olaylara maalesef trafik kazası denmektedir. Oysa böylesi olaylar asla kaza olamaz. Zira kaza, elde olan tüm imkan ve önlemlerin kullanımından sonra ve dolayısıyla elde olmayan sebeplerle oluşmuş vakaya denir. Halbuki bizim kazalar böyle mi? Ne gezer! Adına sürücü denen “trafik ök.....miz” şehir içinde ve her an bir çocuğun, bir yaşlının, belki de bir amanın çıkması muhtemel olan sokak aralarında dahi otoban hızı ile gitmekteler. Adamı yaralayıp veya kanına girdikten sonra da bunu lehine çevirmenin yollarını, şeytanın aklına gelmeyecek yöntemlerle aramaya koyulmaktadır.

Sadece sokak arası mı ? Kavşakta geçiş hakkına uymamak, sollanmaz yerde sollamak, kurala göre değil de keyfine göre şerit değiştirme ve kullanma, bu keşmekeşin başında yer almıyor mu? Daha neler neler. Şahsen bendeniz Fahri Trafik Müfettişi sıfatıyla artık ihbarname yetiştiremez oldum. O da en ciddi ihlaller için yazdıklarımız. Eğer “Duraklama” ve “Parketme” yasaklarına da yazacak olursak ancak yatağı sokağa sermek gerekecek.

Uzun sözün kısası şu ki, güzelim Türkiye’ mizde trafik, kurallara göre değil – beni lütfen bazı yakıştırmalar için bağışlayınız- bazı “ök.....in” keyfine göre cereyan etmektedir. Ve ne yazık ki her kes de bunu seyretmektedir. Bu “bana necilik” galiba sırasıyla hepimizin canına bir gün okuyacak. Oysa “oto kontrol” diye bir şey var. Eskiden ve İmparatorluk döneminde bizde uygulanan kolektif sorumluluk- örneğin bir hırsızlık olayında o semtte oturanlardan her kes habersiz gözüktüğü takdirde zarar ziyan her kese teşmil ediliyordu. Vb.gibi.- şimdilerde Batı ülkelerinde asayiş sağlamada bir ciddi yöntem olarak kullanılmaktadır. Bizden alınma bu modelin tarihçesini bilmeyenlerimiz, biz de onu kullanalım diye gıpta ile tavsiye etmekteler. Varsın öyle olsun. Yeter ki kullanma bilincine varalım. O da bir kazanç olur.

Ancak bendenizin bundan öte bir önerim var. Bunu emekli olmadan da tavsiye etmiştim ama kabul gördürememiştim. Ben diyorum ki, bu uyduruk kaydırık FTM ( Fahri Trafik Müfettişliği) sistemi yerine sivil giyim-kuşamlı trafik personeli bindirilmiş her kılıkta- mesela taksi, resmi araç, kamyonet vs.- araçlarla trafik denetimi yapılsın. Böyle bir durum karşısında kural tanımayanlar her kesten ister istemez şüphe ederek çekinecek ve böylece ıslahlarına bizzat kendilerinin karar vermelerine hem yardımcı olunmuş olacak hem de trafik terörü bitmeye doğru yol almaya başlayacak.

Bilmem ne denli haklıyım ! Eğer haklısın diyorsanız sizler de bu yolda lütfen çaba sarf ediniz. Zira birlikten kuvvet doğar. Bu davaya gönül verenlere selam sevgi ve saygılarımız süreklidir.

Dr. Hasan YAĞAR
1.Sınıf Emniyet Müdürü (E)