Mankurt
Juan Juanlar, Kazak bozkırlarında esir aldıkları Kazak delikanlılarının saçlarını usturayla keser, develerin boyun derilerini delikanlıların kafalarına sıkıca sarar; sonra kurbanlarını ellerini kollarını bir kazığa bağlayarak çöl sıcağında bırakırlarmış. Deve derisi sıcaktan büzüldükçe insan beynine baskı yaparmış. Bu işkenceye tabi tutulan her on gençten dokuzu ölür, yaşayanı da artık mankurt olurmuş. Hafızasını tamamen yitiren, ilk gördüğünü efendi kabul eden ve efendisinin her dediğini tereddütsüz uygulayan bu Mankurtlardan birinin hikayesini Cengiz Aytmatov şöyle devam ettirir:
“…Annesi yıllardır aradığı kayıp oğlunu nihayet buldu. Parçalanan bir ana yüreğiyle seslendi:
-Oğlum!
Oğlu tepkisizdi.
-Oğlum, benim. Anan!
Oğul buz gibiydi. Arkadan efendisinin emri geldi:
-Kadını okla!
Mankurt yayını gerdi. Kadın göz yaşları içinde bağırıyordu:
-Oğlum ne yapıyorsun! Ben senin annenim…
Efendi:
-Okla! Diye bağırdı.
Birinci ok kadının vücuduna saplandı. Kadın yine yalvarıyordu.
- Yavrum, ne olursun kendine gel! Hani dokuz ay karnında gezdiren, helal sütünden emziren, senin için uykusuz geceler geçiren, yıllardır seni arayan annenim ben.”
Efendi yine :
-Okla!
İkinci ok…Üçüncü ok… Dördüncü ok…
…”
* * *
“Efendimiz!” dediler. “Biz sizin zaten emrinizdeyiz ama başımıza geçin, Büyük Biraderimiz olun. Işığın etrafındaki kelebekler gibi sizin etrafınızda pervane olalım.” Dediler.
O, niyetlerini biliyordu. Bu uğursuz adamların sözcüsü olan Dr Mim Kemal Öke’ye döndü:
-Üstad-ı Azam’ınız kimdir? Diye sordu.
Öke: “İtalya’dan Maşon Hazretleridir.” Diye cevap verdi.
Birden kaşları çatıldı, adamların yüzlerine tiksinerek baktı:
“-Yıkılın karşımdan Yahudi köpekleri! Milletim bana kahraman unvanı vermiş, ben sizin gibi bir çıfıt Yahudi’ye kölelik mi yapacağım…”dedi.
…
Ertesi gün İçişleri Bakanına talimat verdi. TBMM’de genel görüşme yapıldı. Bütün Mason Localarının kapatılması kararı alındığında bir çok millet vekilinin sevinçten ağladığı görülmüştü. Dünyada ilk kez bir ülke Mason Localarını kapatma cesaretini göstermişti.
Bütün Masonların yeni bir düşmanı vardı artık: Atatürk.
….
Hep intikam almak istediler. Ama hayattayken cesaret edemediler. Atatürk öldü, o zaman eşi görülmemiş bir intikama başladılar.
Yeni bir Atatürk’ün çıkması muhtemel olan coğrafyalara yayıldılar. Kimi siyasetçi, kimi devlet adamı, kimi iş adamı, kimi din adamı, kimi basın mensubu… her cepheden saldırdılar. Firavun’un bütün bebekleri öldürttüğü gibi bütün Türk gençlerini ağırdan ağırdan fikren zehirlemeye başladılar.
“Atatürk din düşmanıydı.”dediler, zehirlediler.
“Hocaları kesti.”dediler, zehirlediler.
“Toprak kabul etmedi.”dediler; hem zehirlediler, hem de buna inanan zavallıların aptallıklarıyla eğlendiler.
Milli duygularla, fırsat ve cesaret buldukça, dalga geçmeye başladılar.
Çoğu zaman da Türk milletinden bahsetmeyi “zinhar haram” kıldılar.
Pırlanta gibi gençleri ruhsuz ve hissiz birer Mankurt haline getirdiler.
* * *
Şimdi Türk gençlerinden bazıları, ki bunlar birer Atatürk adayıydılar, ok fırlatıyorlar Atatürk’e.
Oysa O, hayatı boyunca “Türk, Türk, Türk.“diye sayıklamamış mıydı? Her cümlesi Türk ile başlamış, ömrü boyunca hep Türk’e ve Türkiye’ye hizmet etmemiş miydi? Ölüm döşeğinde bile memleketi düşünmüş, mesela Hatay sorununu çözmek için üç günlük istirahatı bile kendine haram etmemiş miydi?
Ey Türk gençliği! Ey mankurtlaştırılan nesil! Elinde tuttuğun yay ve ok yanlış insana yöneltilmiş. Kendine saldırıyorsun.
Efendin MAŞON Hazretleri intikamını alıyor senin elinle. Dur artık!
Mahmut HASGÜL