Müslüman Bir İşadamımız
Bugün bir taşımacılık firmasına firma sahibini yayına almak üzere gittiğimde,güzel bir şirketle karşılaşıyorum.Kapısında şirin bir logosu olan.Orada biraz beni bekletiyorlar sonra şirket sahibinin asistanı geliyor ve beni şirketin en üst katına çıkarıyor.Bir patron için ayrılmış ayrı bir kat ve ofis.Bembeyaz büyük salonun ardındaki diğer kocaman camlı ofis kapısında biri beni karşılıyor bir elinde tesbihi, diğer elini uzatarak,nerdeyse pijamaya benzer bir alt ve üst giysi eşliğinde.Sabah sıcak yatağından zamansız çalan kapı ziliyle uyandırılmış, davetsiz gelen misafire zorla kapısını açan biri gibi zoraki karşılıyor beni.
Biraz tedirgin oturuyorum bana gösterilen koltuğa.Adetten olan hal hatır soruluyor önce, bizim yayınımızla ilgili bilgi veriyorum.Adam sürekli esniyor karşımda,yayıldıkça yayılıyor koltuğunda elindeki tesbihle.Masanın üstünde koca bir markasıyla parfüm çantası ve çantasından çıkarılmış en büyük boy Fransız bir parfüm.Rahatsız oldum bu ortam ve karşımdaki insanın rahatlığından ve uykudanmı uyandırdım demek istedim ama diyemedim nezaketsizlik etmemek için.Bilgi vermeğe devam ediyorum yayınımızla ilgili.Çıkardığımız kitabı isteyip,alıp, inceliyor. Sonra bir telefon geliyor.Konuşuyor bir süre ve karşıdaki sese’’babacım,tamam sen kıl namazını ben seni aldırayım’’cümlesiyle telefonu kapatıp , sağı solu arıyor aceleyle.(Bana pardon falan demek yok, büyük patronumuz adamlarını arıyor ve telaşesi de büyük...)’’Ö.S.’’ gelecek benim range rover’ı alın’’diyor,sanırım araba meşgul olduğundan,’’o zaman benim 5.20’i çıkarın garajdan, gidin alın oğlum bekletmeyelim o şimdi hazır olur’,’’diyor.15-20 dksı telefonda geçiyor.Üstelik utanmadan ‘’bir toplantıdayım ama bitmek üzere’’ diyor karşı tarafa telefonda .Ben kahvemi yudumluyorum sabırla bu büyük patron karşısında.Ve ne tesadüf ki gelecek önemli misafirini de tanıyorum.Geçen yıl şirketine bir çekimdeki kişiyle röportaj yapmak için gittiğimde kendisiyle tanışmıştık.Önemli saygın bir işadamımız.Son derece beyefendi olarak bildiğim,sayılan sevilen biri olan gelecek misafirin, karşımdaki bu kişi ile dostluk bağlantısını yan yana koyamıyorum.
Bizim bu randevuyu alan arkadaşlarımızdan kaynaklanan bir zaman hatası nedeniyle, özür dileyerek zaten geç geldiğim bu randevuda sesimi hiç çıkarmıyorum,kasti olarak yapılan bir kapris olarak algılamaya çalışıyorum bunları ve temsil ettiğim yayın grubu nedeniyle, hatayı kendimizde görmeye çalışarak kedi gibi bekliyorum filmin sonunu koltuğumda.Çünkü hatalı olan birinin susması durumunda,her zaman durum kurtarılabilir diye düşünmüşümdür ...Görüşmeğe girer girmez ben telefonumu kapatırım yada sessizde olur.Ben geldiğimden beri, çalan telefonlarına bakarak ne kadar meşgul bir işadamı olduğunu anlamaya çalışıyorum, bu karşımda yayılıp, esneyen beyefendinin.Ondan başka herkesin zamanı geniş diye düşünüyor olmalı.Çalan telefonunu açmakla zaten saygısızlık ediyor ancak ben dilimin ucuna gelen lafı söyleyemiyorum gideremediğim suçluluk psikolojimle.Üstüne üstlük büyük patronumuzun,reddemeyeceği, kendi için önemli bir misafiri gelmek istiyor ve beni düşünecek halde değil.Tüm adamlarını gelecek misafiri için seferber edip, range rover’ı ile mi yoksa bmw 5.20si ile aldırabilmek kaygısında kendileri.Bizim bu randevuyu gerçekleştirebilmek için ofisin telefon açıp özür dilemesi,benim onca trafik keşmekeşinde ayıbımızı örtmek için bu randevuya bin tane çile ile nefes nefese gelmem onun sorunu değil.Kendime kızıyorum onu izlerken ve herşeye şahit olduktan sonra beni nasıl bir bahaneyle yollayacağını da görmek istiyorum sabırla…
‘’Ben bu yayında olmayı düşünmüyorum’’diyor telefonları sustuğunda.’’Neden acaba’’diye tüm kibarlığımla açıklama bekliyorum’’(Sağır değilim,bahaneniz komik diyemiyorum).’’Bu benim tercihim’’’diyor.’’Keşke buna sizden randevu aldığımızda karar verseydiniz’’diyorum sakin ama şu ana kadar olan kızgınlığımı atmaya çalışarak...’’Üzülmenize gerek yok ben yayında olma taahhütü vermedim size,talep sizden geldi ve ben yayında olmak istemiyorum,bu benim kararım’’’diyor tüm saygısızlığıyla.Üstelik empati yapmaya çalışıyor kendince benim üzüldüğümü düşünerek.’’Kimseyi zorla yayına almıyoruz ancak bu bilgileri telefondada verebilirdi arkadaşlarımız,buraya kadar zahmet etmemiş olurduk’’diyebiliyorum.Bu kişiye, bu açıklamayı yaptığım için bile kendime kızıyorum.Bahanesiyle kaş yapayım derken göz çıkaran,saçmasapan davranışlarını gözlemlediğim, bu gelecek misafirini nasıl ağırlacağını bilemeyen zavallı işadamından benim gönlümü almasınımı bekleyeceğim?’’Peki, bana zaman ayırdınız’’’diyorum alay edercesine bir kibarlıkla.Ama oralı bile değil patronumuz.Beni uğurluyor güya bir an önce gitmemi isteyip gelecek misafirine hazırlanmak üzere….Belkide pijamasını değiştirip ofisin bir köşesinde asılı duran askıdan gömlek ve kravatını,pantolonunu geçirecek sırtına yeni gelecek misafiri için.Ardıma bile bakmadan çıkıyorum.
Dedim ya kendime kızıyorum aslında.Belkide kafama takılan,önemsediğim şey, bazı şeyleri kolayca edinebilen bu ve benzer kişilerin bir tek tavırlarıyla adam olma sıfatının çok dışında ,nasıl da kolay kalabilip, yaptıkları işe yakışmaması.Ve acı olan bu elinde tesbihi,namaz vakitlerini kaçırmadığı için belki namazı sonrası beni pijamavari bir giysiyle karşılayan işadamımızın, misafirinin namaz saatini bile düşünüp,misafirinin namazını kıldıktan sonra ayağına hangi marka arabasını göndererek aldıracağını şaşırıp,ayağına kadar randevu ile gelmiş misafirlerinin her kim olursa olsun karşılanma adabını unutması… Altlarından o çok başlarını göğe erdiren marka otomobillerini,ceplerinden cüzdanlarını alsanız geriye ne kalır bu insanlardan acaba?Yada yaptığı ibadeti ağzına dolayıp müslümanlığın o güzel öğretilerinden uzak, böyle işine gelen kişilere göre müslümanlığı kullanan işadamlarımızın ne yazıkki devletin her kesiminde birgün gelip bizi temsil edebileceğini,bazılarının ettiklerini de ,bağlantılarını ve bu kardeş abi ilişkilerinin bizleri nerelere taşıyacağını düşünmek bile istemiyorum.Şaka gibi ama şaka değil maalesef...Yorum sizin...
bahar güngör