- AnaSayfa
- Felsefe - Din
- Anlamsal Yaşantı
Anlamsal Yaşantı
- Yazan Zühre Meryem Kaya
- Yayın Tarihi 02/27/2008
- Felsefe - Din
-
Değerlendirme:




Zühre Meryem Kaya
ve insan öğrenmeyi öğrendi. Bir bir keşfetti hayatın karelerini. Bu keşifte yaralandı, canı acıdı; ama öğrendi İnsan olmak, evrenin içinde bitimsiz bir sevdanın sureti olmaktı. Bu bitimsiz sevdayı yüreğinde taşıyan insanoğlu; nefes almayı, hayata güçlü köklerle bağlanmayı, cesur olmayı, umutlanmayı, neşeyi ve sabrı öğrendi. Öğrendiklerini ve keşfettiklerini güncesinde biriktiren insan, bir sabah keşfedemediklerinin merakıyla uyandı. Evrenin içinde, bitimsiz bir sevdanın sureti olduğunu unutarak.
Zühre Meryem Kaya tarafından yazılmış tüm yazılarAnlamsal Yaşantı
Bazen anlamlı bir suskunluğa dolanıyor düşüncelerim… Bazense suskunluk beyaz bir boşluğu kaplayıp anlam kazanıyor. Tıpkı ustamın söz öbeklerinin beyaz bir boşluğu kaplaması kadar anlamlı…
Bu aralar içimden çok şey geçiyor… İçimden geçmek… İçinden geçmek… Ustaların ustasını okudukça içimden utanç geçiyor en çok da… Yazacak ne kadar çok şey vardı oysa… Ama şimdi her biri sadece birer utanç prangası oldu aklımda. Hayatı gönlün gözeneklerinden inceden eleyerek su gibi akıtmak bize düşmezmiş meğer…
Ustaların ustası olmak… Ustalaşmak bir alanda işinin ehli olmak… Yorulmadan, savrulmadan, korkmadan, susmadan, inceden bir tülü taşır gibi hassasça dokunmak hayata ve yazıya...
Ölmeden ölmeyi, ustamın dediği damak tadıyla soluklasa ruhumuz… Ama dünya telaşı içinde, her şeyi unutan aklımız ile sadece yarın için çalışıp dururken, üstelik çalışılan yarınların olup olamayacağını bile bilmeden… Ardı ardına istekler sıraladık, insan olmanın en büyük ayıbı bu oldu evrende… Mutluluğu varılması gereken uzak bir yer gibi düşledik, üzerinde yürüdüğümüz yolun mutluluk yolu olabileceğini unutarak… Hep ufka baktı gözlerimiz. Ufuk ise biz on
a gelmek istedikçe daha uzaklara gidiyordu.
Ne güzel demiş ustam “Kişinin kendine ettiğini, edemez kişiye hiçbir fani…” hiç üzerine kurulu bu dünyada insanın kendisidir kendini unutan, kendine yabancılaşan… Ruhunu kayıp kentlere yollayıp sadece bir et yığını olarak mutluluğun hedefi ufka kitlenip öylece bakakalan… Yine insanın kendisi değil midir şizofren bir ağrıyla yaşamaya zorlanılan?
Yaşamımı soluk soluk algılamaya çalışırken her soluğumun ne kadar benimle olduğunu yine her soluğumu benden uzaklara yolladığımı düşünmek… Ruhum küçük bir kuş gibi hafifledi… Şimdi daha iyi anlıyorum nefes kelimesinin yazınsal yanının bile içimi ne kadar rahatlattığını… İçsel derin bir nefes almak ve yol almak hayatta…
Kuru bir teşekkürde anlamsız kalır bana öğrettikleri yanında… Ustam dedim adına affına - duldalanarak - siperine sığınarak…
Adını yazmıyorum ustamın adını yazmak ayıp olur onun ustalığına… Sadece bir beyit ekliyorum yazının sonuna, anlayana…
Sevgide güneş gibi ol,
Dostlukta ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com
Bu aralar içimden çok şey geçiyor… İçimden geçmek… İçinden geçmek… Ustaların ustasını okudukça içimden utanç geçiyor en çok da… Yazacak ne kadar çok şey vardı oysa… Ama şimdi her biri sadece birer utanç prangası oldu aklımda. Hayatı gönlün gözeneklerinden inceden eleyerek su gibi akıtmak bize düşmezmiş meğer…
Ustaların ustası olmak… Ustalaşmak bir alanda işinin ehli olmak… Yorulmadan, savrulmadan, korkmadan, susmadan, inceden bir tülü taşır gibi hassasça dokunmak hayata ve yazıya...
Ölmeden ölmeyi, ustamın dediği damak tadıyla soluklasa ruhumuz… Ama dünya telaşı içinde, her şeyi unutan aklımız ile sadece yarın için çalışıp dururken, üstelik çalışılan yarınların olup olamayacağını bile bilmeden… Ardı ardına istekler sıraladık, insan olmanın en büyük ayıbı bu oldu evrende… Mutluluğu varılması gereken uzak bir yer gibi düşledik, üzerinde yürüdüğümüz yolun mutluluk yolu olabileceğini unutarak… Hep ufka baktı gözlerimiz. Ufuk ise biz on
Ne güzel demiş ustam “Kişinin kendine ettiğini, edemez kişiye hiçbir fani…” hiç üzerine kurulu bu dünyada insanın kendisidir kendini unutan, kendine yabancılaşan… Ruhunu kayıp kentlere yollayıp sadece bir et yığını olarak mutluluğun hedefi ufka kitlenip öylece bakakalan… Yine insanın kendisi değil midir şizofren bir ağrıyla yaşamaya zorlanılan?
Yaşamımı soluk soluk algılamaya çalışırken her soluğumun ne kadar benimle olduğunu yine her soluğumu benden uzaklara yolladığımı düşünmek… Ruhum küçük bir kuş gibi hafifledi… Şimdi daha iyi anlıyorum nefes kelimesinin yazınsal yanının bile içimi ne kadar rahatlattığını… İçsel derin bir nefes almak ve yol almak hayatta…
Kuru bir teşekkürde anlamsız kalır bana öğrettikleri yanında… Ustam dedim adına affına - duldalanarak - siperine sığınarak…
Adını yazmıyorum ustamın adını yazmak ayıp olur onun ustalığına… Sadece bir beyit ekliyorum yazının sonuna, anlayana…
Sevgide güneş gibi ol,
Dostlukta ve kardeşlikte akarsu gibi ol,
Tevazuda toprak gibi ol,
Öfkede ölü gibi ol,
Her ne olursan ol,
Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol…
Zühre Meryem Kaya
z.meryemkaya@gmail.com
Sesini Duyur
Yorumlar
Yorum #1 (Gönderen Mehmet Soylu)
Değerlendirme:








Yine çok özel bir yazıya imza atmışsınız. İnsan sizin yazılarınızı okurken hafifliyor. Nefes alıyor. Mevlana okumak. Onu anlamak ve utanmak... Bu çok güzel. Utanmak güzeldir ayrıca. ustalaşmak için çırak olmak şart. Siz bu çağda, bu yürekle yazmaya devam edin ve emin olun çıraklığınız ustalaşma yolunda emin adımlarla ilerliyor.