Hastane 2004’den sonra genel kurul kararıyla vakfın çatısı altına girdi.
Erdal Bey, bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
Ben 1971 mezunuyum, 62 yaşındayım, 37 senelik inşaatçıyım, inşaat mühendisiyim, mütahhitlik yaptım, ama şimdi emekli oldum artık inşaat yapmıyorum. 50 yaşından sonra biraz hayır işleriyle uğraşalım deyip bu işlere girdik. Aşağı yukarı 8 senedir bu vakfın yönetim kurulu başkanıyım, aynı zamanda da bu binaları yapan mühendisim.
İstanbul Huzur Hastanesi hakkında bilgi verebilir misiniz? Ne zaman kuruldu? Esnaf Hastanesi’nden bugünlere nasıl gelindi? Zannediyorum bu geçiş dönemi yargıya intikal ederek dava konusu olmuş. Bu konuda neler söyleyebilirsiniz?
Esnaf Hastanesi 1937’de İTO, İSO, İstanbul Ticaret Borsası ve İstanbul Esnaf Hastanesi Derneği tarafından kuruldu. Ticaret Odası hastaneye en büyük maddi katkıda bulunan oluşumdur. Esnaf Hastanesi Derneği’ni de kuran Ticaret Odası’dır.
1970’lerde Türkiye’de huzurevi için ihtiyaç hasıl olduğu görülünce, bilumum tüccar hayatlarının sonunda kimsesiz, bakımsız kalıp sıkıntı çekmesinler diye Ticaret Odası öncülüğünde, hayırsever zatı muhteremlerin katkılarıyla 1972’de huzurevi kurulmuş. Bu 25 dönümlük arsa alındı, huzurevi özel yapıldı, 1973’de temeli atıldı, 1985’de inşaatı bitti.
İlk defa Anadolu yakasında bir üniversite hastanesi için görüş oluştuğunda biz Marmara Tıp Fakültesi’ne arsayı kiraya verdik, hala kiracımızlar, ama zannediyorum 1-2 sene içinde yeni binalarına geçecekler.
Burada 66 çift kişilik oda mevcut, aşağı yukarı 50 tanesinde konuklar tek kişi kalıyorlar, üç dört aile odaları çift kişi kullanıyor. Odaların müstakil salonu, oturma odası var, balkonları var, odaların içinde banyo, oturma grubu, yatak grubu ve mutfak mevcut, ayrıca konuklara her türlü hizmet veriliyor, yemek yapılyor.
Marmara Üniversitesi Hastanesi ile anlaşmamız var, herhangi bir sorunda anında tıbbi yardım sağlanıyor. Devamlı hasta bakıcılar, sağlık elemanları mevcut. Belirli günlerde üniversite hastanesinden doktorlar gelip kontrol yapıyorlar.
Ben buranın eski kurucularındanım. 2000’de başkan olarak işe başladım, buranın çehresini değiştirdik, onarımlar yapıldı, kadrolar sağlamlaştırıldı, burası istenilen aranılan bir vakıf haline geldi. Bizim burada kar amacımız yok. Huzurevi için bayağı sıra var.
Esnaf Hastanesi, 1990’lardan sonra büyük bir ödeme zorluğuna girdi. O zaman dernek bünyesinde bulunuyordu, yani vakıf kadar sıkı denetime tabi değildi. Ama vakıf ile derneğin kurucuları aynı, yani İTO, İSO, İstanbul Ticaret Borsası… Dernek olarak o dönemde odalardan devamlı maddi yardım istediler, hastane devamlı borçlanıyordu, hizmet kalitesi düşüyordu. 2004’de kurucular, odalar dediler ki sonuçta derneği de biz kurduk, hastaneyi de biz yaptık, odaların dışarıya yardım imkanını azaltan kanunlar çıkınca Esnaf Hastanesi’ni vakfın bünyesine almaya ve bu şekilde ona yardım etmeye karar verdiler. Düşünülen derneğin insiyatif dışında olduğu ve denetlenmesinin de zor olduğuydu.
Hastane 2004’den sonra genel kurul kararıyla vakfın çatısı altına girdi. 2004’de 4 trilyon TL borçları vardı, 7 – 8 aydır doktorlar para alamamışlardı, çıkan personelin ödenmesi gereken kıdem tazminatları vardı, resmi dairelere 100 milyar TL civarında borçları söz konusuydu. Genel kurulun, odaların isteği doğrultusunda derneğin 4 trilyonun üzerindeki borçlarını ödedik, 6-7 trilyon TL de hastaneye masraf ettik ve hastaneyi bu konuma getirdik. 2006 yılına kadar çalıştık, hastaneyi Mayıs 2007’de açtık.
Türkiye’de hastaneler hızlı gelişiyor. Esnaf Hastanesi’nin 60 senelik bir mazisi var, adı var, İstanbul’un ilk özel hastanesidir. Buradaki hizmeti devam ettiriyoruz, piyasada tutunması için reklamını yapıyoruz, burada kar amacımız yok. Bugüne kadar sağlık kuruluşlarından, ilgili makamlardan gelip de beğenmeyen olmadı. Şu anda İstanbul’un en iyi 2-3 hastanesinden biri..
Vakfın ayakta durabilmesi için odalar destek sağlıyor. Yönetim kurulu odalardan gelen kişilerden oluşuyor, Ticaret Odası’ndan 3 kişi, Sanayi Odası’ndan bir kişi, Ticaret Borsası’ndan başkan vekili, Balıkçılar Derneği’nden de yine 2 kişi mevcut, diğer iki üye ise kuruculardan, yönetim kurulu toplam 9 kişi. 2002’de buraya kurumsal kimlik kazandırdık, vakfa maddi katkı sağlayanlar yönetim kurulunda ağırlık kazandı.
Mahkeme olayları:
Odaların önerileriyle, hukukçuların görüşleriyle, İstanbul Ticaret Odası’nda yapılan genel kurulla, oybirliğiyle derneğin vakfa devredilmesine karar verildi, çünkü dernek amaç ve gayesini yitirmişti. Kuruluşunda derneğin şöyle bir gayesi vardı; bu yönetim hastaneye para temin eder. Bu nedenle, bağlayıcı maddesi olduğu için hastane elden gidince dernek kendini feshetmek mecburiyetindedir, çünkü derneğin başka geliri yok. 4 trilyon TL borçla hastane vakfa devredildi, bunu söylemiyorlar, zannediyorlar ki hastane durup dururken vakfa hibe edilmiş. Bizim görüşümüzü benimsemeyen bir grup da vardı, “karışmayın, tüzüğü değiştirmeyin, bırakın Esnaf Hastanesi yerinde kalsın.” diyorlardı.
Sağlık Bakanlığı dedi ki devirde siz onlara burada bir oda verin, onlar tavsiye işini yürütecekler. Dernek herkesin malını almış ve hepsine demiş ki “ben size ölene kadar bakacağım.” İmkanlar elinden gidince derneğin bakacak durumu yok tabii. Hastaneyi devralınca bize gelip mallarını geri istediler. Bazılarını mahkeme kararıyla, bazılarını ise istek üzerine iade ettik.
2004’de nasıl olsa tavsiye edilecek diye derneğe muhasip üye, imza yetkisi olan üye oldum. Burada derneği yapılandırmaya çalıştık, ancak vakıf devralınca dernek amacını yitirdi tabii. Biz bunları yaparken buraya siyasi iki arkadaş geldi, beni şikayet ettiler. Derken bir vakıfta bugüne kadar hiç olmayan bir hadise oldu ve buraya 18 tane Maliye’den müfettiş geldi, bir suç unsuru bulamadılar.
Esas dava konularından bir tanesi de; 750 tane derneğin üyesi var. 20 sene önce ölmüş adam dernekte üye görünüyor. İTO’dan, Mehmet Yıldırım’ın zamanındaki başkan vekilleri derneğin yönetim kurulu üyesi, 50 senelik idare heyeti üyeleri bunlar, Sanayi Odası’ndan, Borsa’dan olanlar da böyle senelerce burada bulunan kişiler. Sonradan yönetim kuruluna aldığımız iki kişiden biri şikayet etti; “bunlar üyeleri siliyorlar, onların yerine para yatırıyorlar.” dediler. Derneğin bütün yönetimi görevden alındı, biz mahkemeye gittik, dedik ki bizi görevden almanız için bizim bir şey yapmış olmamız lazım, para çalmış olmamız ya da böyle ağır bir suç işlememiz lazım, böyle bir suç unsuru bulunamadı. O dönemde topladığımız para 10 milyon lira yani siyasi bir olay bu, dava hala devam ediyor.
Bizim yerimize atanan kayyumların hepsi devlet memuru, 650 milyon TL maaş alıyorlardı, 650 kuruş geliri olmayan bir dernek için, genel kurulunun kapanmasını istediği bir dernek için, derneği yaşatmak için kayyum atıyorlar. Bu kayyumlar, işlerinin çok olduğu gerekçesiyle dava açarak kendilerine 2.5 milyar lira maaş bağlanmasını talep ettiler. Bütün yapılanlar genel kurulun onayıyla yapılıyor, soruyoruz buna rağmen biz neden yargılanıyoruz, sebep yok, neden kayyumda yönetim, sebep yok.
Kayyum hastaneyi vakıftan geri almaya uğraşıyor, oysa anayasada madde var, bu konuda yetkili genel kurul. Ayrıca burasını kurucuları devretmiş, devir işlemine valilik, İçişleri Bakanı, Vakıflar Genel Müdürlüğü müsaade etmiş. Ama burada bir ele geçirme politikası devam ediyor. Buraya 8-10 trilyon bağış yapabilecek insanlar var, ama bu aymazlığı görünce herkes kenara çekiliyor. Adam 200 milyar bağış yapıyor, adama 10 milyon için sahtekarsın diye dava açıyorlar. Hayır işleri destekleneceğine köstekleniyor.
İstanbul Huzur Hastanesi’nde kimlere, ne tür hizmetler veriliyor?
Mayıs’da hastane yeni açıldı, burada verdiğimiz hizmeti tabana yaymak istiyoruz. Bu sene içerisinde hastane kendi kendini kurtarır duruma gelecek.
Hastanemize SSK’lılar, Bağkur’lular, Emekli Sandığı mensupları, herkes gelebiliyor. İhtiyaç sahibi, parası olmayan, mal da bağışlayamayan, bu tip insanlar için de vakfın ayırdığı % 20’lik bütçesi var, o kullanılıyor.
Her türlü hizmet veriliyor, her branştan doktorumuz var. Kardiyoloji, kalp cerrahi servisimiz 15-20 gün sonra açılacak. Orası açılınca yatak sayımız da çoğalacak, binamız müsait zaten, binamız 100 yatak kapasiteli. Boş odalarımız, kullanmadığımız bazı katlar var.
‘Dinlenme evleri’ projesindeki hedef kitlenizin özellikleri nelerdir?
Buraya gelecek kişilerin kendi işlerini görebiliyor olmaları lazım, ayrıca belli bir yaş sınırımız var, kadınlar için 60, erkekler için 65 yaş sınırımız. Bizim maliyet hesabımız her zaman başabaş gelir. Üniversite ile kiracımız olduğu için mukavelemiz var, su, elektrik ve doğalgaza para vermiyoruz. Tek kişi 1.700 Lira’ya odada stüdyo daire gibi kalır, biz kişinin yıkanmasından hizmetine her şeyine bakıyoruz. 4 öğün yemeğimiz var. Daha ucuz olarak 850 milyon Lira’ya bir tek kişilik, bir de çift kişilik oda var.
Bu tip projelerin ülke genelinde çoğalması için neler yapılmalı?
Huzurevcilik zor, devletin buna sempatik bakması lazım. Devlet geçen seneye kadar %18 KDV alıyordu, şöyle ki; ben size bedava bakıyorum, size fatura kesiyorum, almadığım paradan % 18 devlete KDV ödüyorum. Devletin bu konuda politikalar oluşturması lazım.
Türkiye’nin çok huzurevi ihtiyacı var. İnsan yaşamında büyük değişiklikler var. Buradaki insanların çocukları var ama onların yanında oturmak istemiyorlar, o jenerasyondan sıkılan, kendi jenerasyonuyla oturmak isteyenler çoğalıyor. Bizim burada yaş ortalamamız 85. Hepsi lise ,üniversite mezunu insanlar. Biz burada kaliteli bir yaşam biçimi sunuyoruz.
Özellikle eklemek istedikleriniz?
Devletin bizim gibi vakıflara sahip çıkması lazım, idarecilerin de böyle harcanmaması lazım, bu huzursuzluk yaratıyor. Sağlık sektörüne devletin daha iyi bakması lazım, politikalar üretmesi lazım. Sağlıkta açık var, bu tip yerlerin çoğalması lazım. Bütün dünyada her yerde vakıf hastaneleri ağırlıkta.
İstanbul Üniversitesi ile hizmet anlaşması yaptık. Yılbaşından sonra Çapa ve Cerrahpaşa’dan hocalar hastalarına burada bakacaklar, sirkülasyon olacak.
Akciğer kanseri teşhisi için bir alet varmış, bundan Türkiye’de sadece 2 tane mevcut, bir tanesi Cerrahpaşa’da, o da eski zaten, Nisan’da yenisini bir bağışçımız aldı bize…
Yazar/Kıymet Güzeliş