Sözüm Meclisten İçeri
- Yazan Sarahatun Demir
- Yayın Tarihi 02/27/2008
- DiÄŸer
- Henüz Değerlendirilmedi
Sarahatun Demir
Çocukluk yıllarının neredeyse tamamına yakınını Ankara’da geçiren yazar, bugün 20 yaşındadır. ÇeÅŸitli alanlarda köÅŸe yazarlığı yapmakta, gazetelerde yazmaktadır. “Silinmez” isimli yazı grubunun üyesidir. Bu alanda çeÅŸitli çalışmalar yürütülmüÅŸ, yürütülmeye devam etmektedir.Bugün Bursa’da ikamet eden yazar yazmayı bir gereklilik biçiminde algılarken kitap çalışması üzerinde yoÄŸun günler tüketmektedir. Aynı zamanda üniversite öÄŸrencisidir.
Sarahatun Demir tarafından yazılmış tüm yazılarSözüm Meclisten İçeri
Doğunca unutmuş. Baş aşağı gelince geldiği yere, aklında dokuz aydır biriktirdiği her şey düşmüş, heder olmuş, yok olmuş, boşlukmuş…
Bir nağme başlarken sözleri için birazdan söyleneceklerden ötesini düşünmektir yaşam. Herkes dokuz ay barındırıldığı o sucul ortamdan hunharca, baş aşağı, sorgusuz alınınca dünyaya, unutur biriktirdiklerini. Hatırlamak için yaşanır sonrasında ne yaşanırsa. Bu yüzden benzemez kimsenin hayatında yer bulmuş olanlar bir başkasına…
Dokuz ay, bazen devamında uzatmalar şeklinde anne ve bebeğe bahşedilmiş bir on- on iki gün daha.
Plasentam daha kısaydı seninkinden. Yaşam borumdan baloncuklar yapıp eğlenmeyi deniyordum canım sıkıldığında. Güzeldi’li şiirler düşünüyordum. Benden birkaç yıl evvel hunharca alındığın dünyayı o zaman bilmiyordum. Seni bilmiyordum. Unuttuklarını, çok sürmeden benim de unutmak mecburiyetinde kalacaklarımı, dokuz ay sekiz gündür sakınıp sakladığım anılarımın çirkin bir nezaketsizlikle, bana sorulmadan, sualsizce elimden alınabileceğini düşünüp, idrak edemiyordum daha…
Sonra ellerim vardı. Ben ellerime baktım.Derisi koyu, kemiği kalın, küçük ve çirkinlerdi. Ellerim çirkindi. Ben çirkindim. Biraz kana bulanmıştım…
Canım sıkıldığında, seni özlediğimde tekme savuruyordum duvarıma. Annemin karnıymış benim duvarım o zamanlar meğer, bilmiyordum, duvar zannedip ahmak şekilde her seni özlediğimde annemin canını yakıyormuşum.
BaÅŸ aÅŸağı aldılar. Elleri soÄŸuk, büyük bir adamın parmakları arasındaydım. BaÅŸ aÅŸağı tuttular. Ses etmedim. TelaÅ
Ÿlandılar. AÄŸladım sonra. Koca elin canımda yankı bulmasından deÄŸildi ama aÄŸlayışım. Dokuz ay sekiz gün boyunca yaÅŸadığım dünyamdan çok nezaketsizce, izinsizce alınmıştım ve anılarımın tamamını bir anda unutmuÅŸtum. AÄŸladım…
O günden sonra çok yıllar geçti. Seni tanıdım. Beni tanıdın. Sana yabancı kaldım. Beni sesli bir sessizlik gibi algıladın. Anladın bazen, bazen hiç anlayamadın. Bir başka dünyadan gelmiştim ben. Seninkine benzeyen bir dünya. Tam dokuz ay, ne bir iz var ne de belirti. Dokuz ay boyunca yaşadığım hiçbir bana aitliği hatırlamadım. Bugün de bir iz ya da belirtisi yok hatırlamayı hiç unutmadıklarımdan yana. Hatırlamak için yaşıyorum hala. Dokuz aylık bir dünyanın hiç kirlenme ihtimalinin bulunmadığı, çünkü suda yaşatıldığı o monarşi… Sanırım güzeldi. Sanırım ilk defa aynı anda hem tek hem çift kişilik olabilmeyi becerdiğimiz tek yerdi. Yanılgı sorgusuz alınmaktı. Baş aşağı alınmaktı. Haber verselerdi önceden, bu hunharlığa hazırlardı kendini cenin. Heyecanı korkusuna karışmaz unutmazdı dokuz aydır sakınarak biriktirdiklerini. Doğarken unuttuklarını yaşamaktır yaşam. Devamında ne yaşanıyorsa kocaman, çok kocaman bir yalan…
-Doktor bey annemiz doğuma hazır. Ve fakat çok ciddi bir sorun var.
-Nedir?
-Anne bebeğin baş aşağı alınmasını istemiyor. Bunun imkan ötesi bir talep olduğunu anlamıyor. Ve hatta bu yolda ölmeyi bile kabul ettiğini söylüyor…
-…
Herkes dokuz ay barındırıldığı o sucul ortamdan hunharca, baş aşağı, sorgusuz alınınca dünyaya, unutur biriktirdiklerini. Hatırlamak için yaşanır sonrasında ne yaşanırsa. Bu yüzden benzemez kimsenin hayatında yer bulmuş olanlar bir başkasına…
Bir nağme başlarken sözleri için birazdan söyleneceklerden ötesini düşünmektir yaşam. Herkes dokuz ay barındırıldığı o sucul ortamdan hunharca, baş aşağı, sorgusuz alınınca dünyaya, unutur biriktirdiklerini. Hatırlamak için yaşanır sonrasında ne yaşanırsa. Bu yüzden benzemez kimsenin hayatında yer bulmuş olanlar bir başkasına…
Dokuz ay, bazen devamında uzatmalar şeklinde anne ve bebeğe bahşedilmiş bir on- on iki gün daha.
Plasentam daha kısaydı seninkinden. Yaşam borumdan baloncuklar yapıp eğlenmeyi deniyordum canım sıkıldığında. Güzeldi’li şiirler düşünüyordum. Benden birkaç yıl evvel hunharca alındığın dünyayı o zaman bilmiyordum. Seni bilmiyordum. Unuttuklarını, çok sürmeden benim de unutmak mecburiyetinde kalacaklarımı, dokuz ay sekiz gündür sakınıp sakladığım anılarımın çirkin bir nezaketsizlikle, bana sorulmadan, sualsizce elimden alınabileceğini düşünüp, idrak edemiyordum daha…
Sonra ellerim vardı. Ben ellerime baktım.Derisi koyu, kemiği kalın, küçük ve çirkinlerdi. Ellerim çirkindi. Ben çirkindim. Biraz kana bulanmıştım…
Canım sıkıldığında, seni özlediğimde tekme savuruyordum duvarıma. Annemin karnıymış benim duvarım o zamanlar meğer, bilmiyordum, duvar zannedip ahmak şekilde her seni özlediğimde annemin canını yakıyormuşum.
BaÅŸ aÅŸağı aldılar. Elleri soÄŸuk, büyük bir adamın parmakları arasındaydım. BaÅŸ aÅŸağı tuttular. Ses etmedim. TelaÅ
O günden sonra çok yıllar geçti. Seni tanıdım. Beni tanıdın. Sana yabancı kaldım. Beni sesli bir sessizlik gibi algıladın. Anladın bazen, bazen hiç anlayamadın. Bir başka dünyadan gelmiştim ben. Seninkine benzeyen bir dünya. Tam dokuz ay, ne bir iz var ne de belirti. Dokuz ay boyunca yaşadığım hiçbir bana aitliği hatırlamadım. Bugün de bir iz ya da belirtisi yok hatırlamayı hiç unutmadıklarımdan yana. Hatırlamak için yaşıyorum hala. Dokuz aylık bir dünyanın hiç kirlenme ihtimalinin bulunmadığı, çünkü suda yaşatıldığı o monarşi… Sanırım güzeldi. Sanırım ilk defa aynı anda hem tek hem çift kişilik olabilmeyi becerdiğimiz tek yerdi. Yanılgı sorgusuz alınmaktı. Baş aşağı alınmaktı. Haber verselerdi önceden, bu hunharlığa hazırlardı kendini cenin. Heyecanı korkusuna karışmaz unutmazdı dokuz aydır sakınarak biriktirdiklerini. Doğarken unuttuklarını yaşamaktır yaşam. Devamında ne yaşanıyorsa kocaman, çok kocaman bir yalan…
-Doktor bey annemiz doğuma hazır. Ve fakat çok ciddi bir sorun var.
-Nedir?
-Anne bebeğin baş aşağı alınmasını istemiyor. Bunun imkan ötesi bir talep olduğunu anlamıyor. Ve hatta bu yolda ölmeyi bile kabul ettiğini söylüyor…
-…
Herkes dokuz ay barındırıldığı o sucul ortamdan hunharca, baş aşağı, sorgusuz alınınca dünyaya, unutur biriktirdiklerini. Hatırlamak için yaşanır sonrasında ne yaşanırsa. Bu yüzden benzemez kimsenin hayatında yer bulmuş olanlar bir başkasına…